21 Mayıs 2013 Salı

"Ben Efsaneyim" Güzel Mi???

Bir dönem tüm aksiyon filmlerinin starı Will Smith'ti. Mesela Siyah Giyen Adamlar, Hancock, Ben Robot, Vahşi Vahşi Batı, Kurtuluş Günü, vb. gibi. Beyefendinin oynadığı tüm o filmler de 7.0 reytingin üzerindeydi. İşte onlardan biri.

2007 yapımı "Ben Efsaneyim" (I Am Legend)a bir bakalım. Amerika, bilim insanlarının TV'den duyurduğu haberle çalkalanmaktadır. Zira bilim insanları kanseri iyileştiren bir virüs bulduklarını açıklamışlardır. Ancak bu virüsle ilgili deneysel çalışmalar hiç de beklendiği gibi gitmemiş ve salgı hastalığa dönüşen virüs 3 yıl içinde tüm insanlığı yerle bir etmiştir. Geride (belki de) sadece bir kişi kalmıştır. Bilim adamı Robert (Will Smith). Robert, koskoca New York Şehrinde köpeğiyle birlikte hayatta kalabilen tek kişi olmuştur. Daha da kötüsü şehirde yalnız değildir. Çünkü Robert, salgın mutasyona uğramış yarı vampir yarı zombi kılıklı ucubelerle aynı şehirde sıkışıp kalmıştır.

Filmin yönetmeni, "Açlık Oyunları" gibi pek çok tanıdık filmin de yönetmeni olan Francis Lawrence. Senaristi ise Oldboy, Hücre, Poseidon ve Thor gibi uçuk filmlerin de senaristi olan Mark Protosevich.

Will Smith'i izlemek her zamanki gibi çok keyifli. Ama film, çıktığı dönemde, senaryodaki mantık hataları yüzünden çok eleştirilmişti. Mesela şehirde Robert'tan başka yaşayan yoktu ama şehirde ne elektrik ne de su kesilmişti. Diğer şeyler spoiler vereceğinden dolayı onları söylemesem daha iyi olur diye düşünüyorum.

Tavsiye etsem mi etmesem mi bilemedim. Siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

19 Mayıs 2013 Pazar

"Adem'in Trenleri" Nereye Gider???

Nurgül Yeşilçay'ı ilk gördüğümüz yer çoğu insanın hatırlayacağı gibi "İkinci Bahar" dizisiydi. Şahsen ben hanımefendiyi bizim kampüste görmüştüm. O zaman öğrenmiştim aynı üniversitede okuduğumuzu. Çıtı pıtı bir kızdı. Salaş ve rahat bir tavrı vardı. Çok hoştu yani.

Sonra bir gün bir de baktım Cem Özer'le evleniyor. Hiç konduramamıştım, ama öyle alelacele evlenivermişlerdi. (Yanlış anlamayın, Cem Özer'i severim ben. Çocukluğumun komik adamı.) Aceleye gelmişti yani. Sanki film gerçek olmuştu. Hangi film mi?

2007 yapımı "Adem'in Trenleri" adlı drama filmi. Filmimize bir bakalım, ne dediğimi anlayacaksınız. Filmde Hasan Hoca ve Hacer, bir çocuklu evli bir çifttir. Trenle geldikleri köyde imam yoktur. O yüzden Hasan Hoca Mübarek Ramazan Ayı boyunca o köyde imamlık yapmaya soyunur. Ancak bu tuhaf çift köylünün dikkatini çeker. Zira Hasan Hoca orta yaşlı huysuz, suratsız ve hatta hart hurt bir adamken Hacer genç, güzel ama içe kapanık bir kadındır. Zamanla Hacer köylü kadınların arasına karışmaya ve samimiyet kurar. Ama Hasan Hoca köylüyle kaynaşmamayı ve gece gündüz ibadet etmeyi tercih eder. Köy halkı bu tuhaf çiftin gizemini çözmeye çalışırken çok dramatik bir gerçek gün yüzüne çıkar. Artık Hacer ve Hasan Hoca için çok büyük bir imtihan başlar ve köy halkı da bu sınava ortak olacaktır.

Filmi daha önce izlemiş ve sonunu biliyor olmama rağmen bir kez daha izledim ve yine çok etkilendim. Çok acı, çok üzücü bir hikaye. Pek romantik biri değilimdir ama kalpsiz de değilim tabi ki.

Filmi izlerseniz Nurgül'le Cem'in hikayesinin Hacer ve Hasan Hoca'nınkine ne kadar çok benzediğini anlayacaksınız. İzleyin, ağlayın.

Hayata İyi Seyirler...

"Parker" 200.000 Dolar'ını Alabilecek Mi???

Jason Statham, "iyi kalpli kötü adam" rolünü oynadığı filmlere bir tane daha eklemiş. (Biliyorsunuz ki beyefendi Transporter'da da, Killer Elite'te de, The Expandables'ta da, Crank'te de, 13'te de, Snatch'te de, vb. aynı rolü oynamıştı:)))

2013 yapımı Parker'a bir bakalım. Parker (Jason Statham), beş kişilik bir çeteyle büyük bir soygun planlar ve uygulamaya koyar. Soygun, plandaki bazı sorunlara rağmen başarıyla tamamlanır. Ancak çetenin lideri Parker'a düşen payı vermek istemez ve yarı yolda Parker'ı vurup şarampole yuvarlar. Oradan geçmekte olan köylü bir aile Parker'ın durumunu farkeder ve yaralı adamı hastaneye kaldırır. Böylece Parker hayatta kalmayı başarır. Şimdi işler değişmiştir. Zira Parker, prensip sahibi bir adamdır ve parasını o hıyarlara bırakacak değildir. Parker, çetenin sıradaki planını bilmektedir. Çete, Florida West Palm Beach'teki en zengin ailenin mücevherlerini çalacaktır. Parker derhal bir plan yapar ve kimlik değiştirerek adamların peşine düşer. Ona bu konuda yardım edecek en önemli kişi ise tesadüfen tanışmış olduğu umutsuz emlakçı kadın Leslie (Jennifer Lopez) olacaktır.

Film aslen bir roman uyarlaması. Aynı zamanda tam bir Statham klasiği. (Sadece diğerlerinden bir tık daha kalitesiz). Beyefendiyi ve filmlerini seviyorsanız, bunu da beğenirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

18 Mayıs 2013 Cumartesi

"Külkedisi Adam" Tekrar Yükselecek Mi???

Russell Crowe şanslı bir adam. Tipi o kadar joker bir tip ki her role oluyor. İyi adam, kötü adam, masum adam, mazlum adam, komik adam, yaşlı adam, genç adam, köylü adam, janti adam... Beyefendinin oyunculuğu da buna eklenince iyi filmlerin başrollerini kapması kaçınılmaz oluyor. İşte o tür filmlerden biri daha.

Gerçek hayat öyküsünden uyarlama 2005 yapımı Cinderella Man'e bir bakalım. Amerika 4 yıldır Büyük Buhran'ın pençesinde kıvranmaktadır. Ekonomik kriz milyonlarca insan işsiz, evsiz ve aç bırakmıştır. Evli ve 3 çocuk babası Jim Braddock da bunlardan biridir. Braddock profesyonel bir boksördür. 150 maçlık kariyeri boyunca hiç nakavt olmamıştır. Ancak artık bokstan para kazanamamaya başlamıştır. Üstelik uçan kuşa borcu vardır. Bu yüzden menajerinin ayarladığı son maça kırık kolla çıkma riskini bile göze alır. Braddock, maça kırar. Ancak maç esnasında kolu bir kez daha kırılır.  Ama maçın keyifsiz ve sıradan geçtiği ise çok açıktır. Bu yüzden patronlar Braddock'un lisansını iptal ederler. Lisansı iptal edilmiş, kolu kırılmış, işsiz, borçlu ve üç çocuklu bir baba olarak ortada kalmıştır. Braddock dibe vurduğunu hisseder. Tam bundan daha beterinin olamayacağını düşünürken çocuklarının teyzelerinin evine gönderildiğini öğrenir. İşte Braddock asıl şimdi dibe vurmuştur. Ancak bu dibe vuruş, Braddock'un hayatının son dibe vuruşu olacaktır.

Filmde tahmin edeceğiniz üzere Braddock'u Russell Crowe canlandırıyor. Braddock'un eşini ise Renee Zellweger. Braddock'un menajerini canlandıran Paul Giamatti ise hayatının rolünü oynamış. Filmin yönetmeni Ron Howard aynı zamanda "Da Vinci Şifresi" ve "Akıl Oyunları"nın da yönetmeni.

Filmin reytingleri çok yüksek. Yaşanmış bir hikaye olduğundan dolayı da çok iyi bir örnek. Jim Braddock karakteri örnek bir baba, örnek bir eş, örnek bir vatandaş, örnek bir sporcu ve örnek bir arkadaş.

Boks filmlerini seviyorsanız, bunu da mutlaka ama mutlaka izleyin. Tabi Büyük Buhran'la (Great Depression) ilgili biraz bilgi edinmeyi de unutmayın.

Hayata İyi Seyirler...

17 Mayıs 2013 Cuma

"Hurt Locker"la İlgili Fikirlerinizi Netleştirelim Mi???

Oscar'ları alt üst eden bir filmden bahsetmek istiyorum size. Beklenmedik şekilde En İyi Film dahil pek çok dalda Oscar'a aday olan ve hepsini toplayan bir film. Üstelik de Avatar'ın da aday olduğu sene. Hangi filmden bahsettiğimi anlamışsınızdır herhalde. 2008 yapımı “Hurt Locker” (Ölümcül Tuzak).

Ancak şöyle bir şey de var. Film pek çok özelliği sayesinde tam bir festival filmi tadında seyrediyor. Örneğin çok durağan. Bol bol psikolojik analiz var. Az sayıda oyuncu uzun uzun incelenmiş. Bir de sonunda ideolojik mesajlar veriliyor. O yüzden festival filmi diyorum. Üstelik tüm festivallerin ödüllerini toplamayı hak eder. Ama Oscar ödüllerinden şüpheliyim. Gerçi şöyle bir söylenti var: Amerika, savaş, Irak, terörist, gibi bazı temaların işlendiği filmler mutlaka Oscar alır falan diye. Ama bilemiyorum tabi.
Filmin bir faydası şu oldu: Jeremy Renner'ı starlaştırdı. Beyefendi biraz geç de olsa şöhreti bu filmle yakaladı. Gerçi benim gözümde Eminem'in Dido'yla düet yaptığı “Stan” klibinde yıldızlaşmıştı bile ama neyse.

Gelelim filmin kısa özetine. O sene ben henüz filmi izlememiştim ve bir arkadaşıma filmle ilgili fikrini sordum. O da bana söyle demişti: “Ya kardeşim, film çok kötü. Bir grup adam var. Irak'a savaşa gitmişler. Bomba imha ediyorlar. Biraz daha gidip bir bomba daha imha ediyorlar. Biraz daha gidip bir tane daha imha ediyorlar. Sonra film bitiyor.” Arkadaşımın bu ultra süper özetinden sonra filmi yeniden özetleme ihtiyacı duymuyorum. Çünkü gerçekten öyle. Bunun yanında filmin son 10 dakikasında anlaşılıyor ki senaryo o kadar da sığ değil. Ama en iyi film olacak kadar güçlü de değil.
Tavsiye edebileceğim bir film değil. Hadi artık, bitsin denecek kadar da sıkıcı. Ben tavsiye edemeyeceğim, ama siz bilirsiniz.
Hayata İyi Seyirler...

16 Mayıs 2013 Perşembe

"Mega Zeka" Kötü Adam Mı, Süper Kahraman Mı???

Ben animasyon demeyi sevmiyorum. İlle de çizgi film, ille de çizgi film. Ve işte oğluma izletmek için açtığım ama kendim daha çok izlediğim bir çizgi film. "Mega Zeka" (Mega Mind)

2010 yapımı filme bir bakalım. İki küçük uzaylı bebek, yaşadıkları galaksilerin patlaması üzerine Dünya'mıza gelmek zorunda kalırlar. Bebeklerin ikisi de süper güçlere sahiptir. Ancak bunlardan biri zamanla kendini insanlığa adayıp süper kahraman Metroman olur. Diğeri ise yaşadığı acı tecrübeler yüzünden süper kötü adam olmaya karar verir ve Mega Zeka adını alır. Bu ikisi hayat boyu birbirlerini yok etmeye çalışırlar ancak ikisi de başarılı olamazlar. Ta ki o güne kadar. O gün, Mega Zeka hayatının planını harekete geçirir ve nihayet Metroman'i alt eder. Metrokent artık Mega Zeka'dan sorulacaktır. Mega Zeka, elini kolunu sallaya sallaya kötülüklerini yapmaya başlar. Çünkü ona dur diyebilecek kimse yoktur. Ancak Mega Zeka hayatı boyunca savaşmak zorunda kaldığı Metroman'in yokluğuna alışamaz. Gözleri hep onu durduracak bir süper kahraman arar. Fakat böyle bir süper kahramanın var olmadığını da çok iyi bilmektedir. Bu yüzden aklına gelen en parlak fikri uygulama kararı alır. Yeni bir süper kahraman yaratmak. Peki acaba işler Mega Zeka'nın planladığı gibi gidebilecek midir?


İzleyin, görün. Yani izleyin, görün derken laf olsun diye değil. Mutlaka izleyin görün. Çünkü film çok güzel. Filmin orijinalinde Mega Zeka'yı Will Ferrell seslendiriyor. Metroman'i ise sürpriz bir isim: Brad Pitt. Üstelik bizim yerli seslendirmeler de çok iyi. Filmin müzikleri ise ayrı bir olay. Ozzy Ozbourne'lar Michael Jackson'lar havada uçuşuyor.

Kısacası, izleyin, görün, gülün, eğlenin. Beğeneceğinize eminim.

Hayata İyi Seyirler...



"Kung Fu Hustle" İzleyen Var Mı???

Reytingleri çok yüksek olan ve benim daha dün keşfedip izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum sizlere. Bugüne kadar nasıl gözden kaçırdım, bilmiyorum. Ama keşke daha önce izleseymişim. O kadar çok güldüm, o kadar çok eğlendim ki anlatamam. Çok fantastik ve çok komikti. Çin filmlerinin fantastik olmasına alışık değiliz ama bu fantastik. Hem de ne fantastik :)))

2004 yapımı "Kung Fu Hustle" adlı filme bir bakalım. Olay 1940'larda Çin'de geçmektedir. Mafya her yeri sarmıştır. Üstelik çeteler o kadar güçlenmiştir ki öldürdükleri adamların cesetlerini bile polislere temizletecek kadar yüzsüzleşmişlerdir. En güçlüleri de Balta Çetesi denen azılı katillerden oluşan bir çetedir. Neyse ki çeteler fakir mahallelere girmeye tenezzül etmemektedirler ve bu sayede fakir mahallelerde huzur vardır. Şangay'daki bir mahallesini de bunlardan biridir. Ancak kendilerini Balta Çetesi üyesi olarak tanıtan Sing ve arkadaşı bu mahallenin huzurunu feci derecede bozar. Bu mahallenin varlığını fark eden Balta Çetesi, artık gözünü bu mahalleye de dikecektir. Mahalleli ise varını yokunu ortaya koyup, çeteyi püskürtmeye çalışacaktır. 
Filmin ne kadar uçuk olduğunu size anlatmamın imkanı yok. Bir "Maske" kadar yada bir "Yedek Polisler" kadar uçuk ve komik yani, o derece. Şahane. Mutlaka izleyin derim.
Hayata İyi Seyirler...

"Iron Man 3'"ü Nasıl Buldum???

Iron Man 3'le ilgili ilk yazımı daha filmin çıkacağını duyar duymaz yazmıştım. Yani aylar önce. Yazıyı okuyanlar bilirler. O zamanlar almış olduğum tüyolara göre Ironman'in bu kez en büyük düşmanlarından Mandarin'le savaşacağını ve Mandarin'in Ironman'i bitireceğini yazmıştım. Filmi izleyince ise yapımcıların (yada pazarlamacıların, bilemiyorum) ters köşe yaptıklarını anladım. Elbetteki bu konuyla ilgili başka spoiler vermeyeceğim. Ama size filmden bahsetmek isterim.

Halen gösterimde olan 2013 yapımı "Iron Man 3"e bir bakalım. Pepper artık Tony Stark'ın evine taşınmış ve ikisi birlikte yaşamaya başlamışlardır. Ancak bu birliktelikte bazı sorunlar vardır. Çünkü "Avengers" olarak Loki'ye ve onun uzaylı ordusuna karşı verilen savaştan beri (Avengers filminde Iron Man nükleer bombayı uzay geçidine yerleştirerek kahraman olmuştu, tabi ölümden dönerek.) Stark panik atak hastası olmuştur. Stark geceleri uyuyamamakta ve gece gündüz daha güçlü bir zırh üretmeye çalışmaktadır. Bu da yetmiyormuş gibi, o sıralarda çok kanlı eylemler yapan terörist lideri Mandarin'i TV kanallarından tehdit etmek gibi bir gaflette bulunur. Mesajı alan Mandarin, Stark'ın malikanesine adeta bir ordu gönderir ve orayı (ve tabi zırhları) yerle bir eder. Stark ve Pepper canlarını zor kurtarırlar. Ancak Stark'ın giydiği zırh, Stark'ı evinden çok uzak bir yere fırlatır. Böylece Stark, yarım yamalak zırhıyla, Mandarin'in tehditiyle ve panik atak hastalığıyla evinden çok uzakta kalakalır.

Film elbetteki tam bir görsel şölen. Sonuçta Hollywood, "ne kadar çok ihtişam, o kadar çok seyirci"anlayışını çoktan kaptı. Ama senaryoda çok önemli eksiklikler var. Kötü adamın yeterince işlenememesi gibi. Stark Binasındaki zırhlara ne olduğu gibi. Ve şu an size söyleyemeyeceğim bir kaç boşluk daha. Ha tabi bir de Mandarin'in aslında Çinli olması ama filmde Orta Asyalı bir terörist olarak yansıtılması var. Neden mi? Bence bunun en önemli sebebi Amerikan halkının Çinli bir teröristten değil Pakistanlı yada Afganistanlı bir teröristten daha fazla etkilenecek olması.

İlk ikisi kadar beğenmesem de güzel film. Ama "üçünden birini izleyeceksin, seç bakalım" deseler, bunu seçmezdim. En az bir kere izleyin, sonra dediğimi anlayacaksınız.

Hayata İyi Seyirler...

12 Mayıs 2013 Pazar

"John Q" Çocuğunu Kurtarabilecek Mi???

Ailemde çok doktor var. Doğal olarak yakın çevremde de. Bu yüzden sağlık sektörünün sorunlarını ve insanların yaşadığı sıkıntıları çok iyi bilirim. Hem hizmet veren açısından, hem de hizmet alan açısından. Dünyadaki milyarlarca insanın sağlık sektörüyle de ilgili sorunları da aşağı yukarı aynı olduğundan dolayı 2002 yılında bu konuya parmak basan bir film çekilmiş.

Denzel Washington'ın başrolünü oynadığı "John Q" adlı filme bir bakalım. John Quinsy ve karısı Denise çiftinin oğlu küçük Mike, beyzbol maçı esnasında baygınlık geçirir. Yapılan tetkiklerde küçük Mike'ın kalbinin zayıf olduğu ve hatta acilen kalp nakli yapılmazsa öleceği ortaya çıkmıştır. Bunun bedeli ise 250.000 Dolar'dır. Bu miktar bu aile için fazlasıyla yüksek bir meblağdır. John ve Denise çifti hemen sigorta şirketine başvururlar. Ancak sigorta şirketi bin dereden su getirir. Çift, hızla eşyalarını satar ama paranın %30'unu bile bulamaz. John, TV'de hayır toplayan habercilerle görüşür ama haberciler yan çizer. John bir türlü bir çıkış yolu bulamaz. İyice köşeye sıkışan zavallı baba, son bir çareye başvurur. Hastanenin acil servisini rehin alır. Tek amacı oğluna yardım etmektir.

Drama türündeki filmin yönetmeni Nick Cassavetes "The Notebook" (Not Defteri) filminde de imzası bulunan eğlenceli bir yönetmen.

Filmin bir anından bile sıkılmadım. (Ama konunun çetrefilli olması sebebiyle sıkıntı basmadı da değil.) Her an değişen, sanki skeçlerin toplamından oluşan bir film gibi. Konuya, konuyla ilgili tüm paydaşların gözünden bakılmış. Bazen komik, bazen dramatik. Diyaloglar bana çok tanıdık geldi. Çünkü başta da söylediğim gibi ailemde çok doktor var. Ama iki çocuk annesi biri olarak Allah'a tekrar tekrar dua ettim, beni evlatlarımla sınamaması için.  

Filmi izleyin, ama sakın örnek almaya kalkmayın.

Hayata İyi Seyirler...

11 Mayıs 2013 Cumartesi

"Kutsal Savaşçı" Düşman Vampirleri Alt Edebilir mi???

Öğrencilerimin ısrarı üzerine yeniden izlemek zorunda kaldığım ama izlemekten memnun kalmadığım bir filmden bahsedeyim size. "Rahipler Vampirlere karşı" temalı değişik bir film.

2011 yapımı "Kutsal Savaşçı" (Priest) adlı filme bir bakalım. Hikayeye göre yıllar önce dünya, vampirlerin istilasına uğramıştır. İnsanlık, var gücüyle vampirlere savaş açmış ve nihayet muvaffak olmuştur. Peki kimin sayesinde mi? Bu iş için özel olarak yetiştirilen "Ninja Rahipler" sayesinde. Ninja Rahipler, vampirlerin köküne adeta kibrit suyu dökmüştür. İnsanlık artık huzura ermiş ve vampir tehdidinden uzak huzurlu bir hayat sürmektedir. Ancak yıllar sonra ülkenin batısından "vampirler hortladı" diye bir haber gelir. Kilise, bunun boş bir tehdit olduğunu düşünür, o yüzden harekete geçmeme kararı alır. Ancak "Rahip" aforoz edilme riskini göze alarak kiliseye karşı gelir ve harekete geçer. 

Filmde Rahip rolünü Paul Bettany oynuyor. (Zaten bu tür roller bu adamın üstüne yapışmış gibi duruyor. Takım elbiseyle görsek adamı tanıyamayacağız neredeyse. Zaten "The Tourist" filmindeki rolünü de kendine hiç yakıştıramamıştım.) Kötü adam "Black Hat" karakterini ise Karl Urban oynuyor. (Şu yeni Judge Dredd'imiz.)

Film bir roman uyarlaması. Ama nedense biraz zayıf bir film. Sonucu da kolay ön görülen bir film. Aklınıza gelen bir kaç senaryodan biri doğru çıkıyor.

Ama gece yarısından sonra arkadaşlarla izlenebilecek düzeyde bir film. Hani şu korku filmi izleyip sonra da uyamayanlar için. Yine de illa ki izleyeceğiz derseniz, siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...