romantik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romantik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2017 Pazartesi

"La La Land" Oscar'lı Müzikal Film...

Batılılar müzikalleri çok sever. Bu sevginin geçmişe dönük temellerinin olduğunu bilmekte fayda var. Yıllar boyu tiyatro oyunlarının ve oratoryoların şimdiki sinemalara karşılık geldiği düşünülürse ne kadar güçlü olduğunu siz düşünün.

Küçük bir parantez içi bilgi verelim hemen. Batı edebiyatında -özellikle İngiliz edebiyatında- oyunlar ve tiyatrolar son derece önemlidir. Shakespeare dersem ne söylemek istediğimi anlarsınız herhalde. Tren vagonlarında oynanan eserler hem edebiyatın muazzam derecede atağa kalkmasını sağlamış; hem de yüz binlerce kişiye ekmek kapısı açmıştır.
En dramatik oyunlar ünlü bestekarlarca bestelenmiş ve sahneye çıkarılan yüzlerce korist tarafından seslendirilerek çok sesli korolara ve operalara kapı açmıştır.
Gel zaman git zaman tiyatrolar ve oratoryolar birleşmiş ve ahenkli bir tür ortaya çıkmıştır: Müzikaller...

Müzikallerin geçmişi bu derece güçlü olduğundan olsa gerek; beyaz perde ve beyaz cam bile müzikallerin kökünü kurutamamıştır. Müzikal biçiminde çekilen filmler sinemalarda gişe rekorları kırmış ve çuvallar dolusu Oscar heykellerini kucaklamayı başarmıştır. Moulin Rouge gibi... Les Miserables gibi... Singing In the Rain gibi... Grease gibi... Chicago gibi... Phantom of the Opera gibi...

İşte o kült filmlere bir tane daha eklendi. Hemen filmi inceleyelim efendim...

ÖZET
2016 yapımı “Aşıklar Şehri” (La La Land) romantik dram türünde. Hikayeye göre Mia Warner Bros stüdyolarında bir cafede çalışan genç bir kızdır. Mia'nın en büyük hayali her gün cafeye gelen ünlüler gibi ünlü olmaktır. Mia bu hayalini gerçekleştirmek için tüm oyuncu seçmelerine katılır ama beş sene boyunca hiç birine seçilemez. Bir gün -yine seçmelerde çuvalladığı bir gün- arkadaşlarıyla birlikte kafa dağıtmaya gider. İşte gün tıpkı kendisi gibi hayal kırıklıkları yaşayan Sebastian'la tanışır. Sebastian yetenekli bir Jazz piyanistidir. Ne var ki Jazz müzik ölmektedir ve Sebastian bunu bir türlü kabullenememektedir. Acaba Mia ve Sebastian kariyerleri için birbirlerine yardımcı olabilecekler midir???

KÜNYE
Filmde pek çok ünlü isim var. Ama en önemli iki isim elbette Mia rolündeki Emma Watson ve Sebastian rolündeki Ryan Gosling. Filmin senaristi ve yönetmeni Whiplash filminden de tanıdığımız Damien Shazelle. Whiplash'i izlediyseniz ortak ögeleri kolaylıkla bulabilirsiniz. 

YORUM
Ben müzikal tarz sevmem. Jazz da sevmem. Aşırı romantizm de sevmem. O yüzden bu film bana pek keyif vermedi. 

Ama bu tür şeyleri sevenler için bir kaç yorum yapabilirim. Filmin atmosferi muhteşem. En klasik Hollywood filmleriyle aynı yerlerde çekilmiş olan film nostaljiyi modern dünyada taşıyan şahane bir yapıya sahip. Sanki Rita Hayworth'ın eline cep telefonu verip Humphrey Bogart'la randevuya göndermişsin gibi bir havası var. 

Müzikal sahnelerin büyüsü de sizi alır götürür. 

Filmin sürprizli sonu ayrıca taktire şayan. 

Erkeklerin pek beğeneceği bir film değil ama kadınların bayılacağı bir film. 

E benden bu kadar. İsterseniz izleyin. Gerisine siz karar verin. 

Hayata İyi Seyirler...

25 Mayıs 2017 Perşembe

"Yolcular" Mutlaka İzlenmesi Gereken Bir Bilim Kurgu...

Sinemalarda fragmanını izlediğim bir film vardı: "Passengers" Fragman konuyu zaten veriyordu. E karakterleri de gösteriyordu. Filmin sonu da belli gibiydi. "Bu ne Yaw? Hayatta izlenmez!" dedim kestim attım. Sinemalarda üç hafta kadar gösterimde kalan filme zerre kadar gitme isteği duymadım.
Geçenlerde film portalında yine aynı filmi görünce "aman iyi hadi izleyeyim bari" dedim ve izledim.

Keşke sinemada izleseymişim. Çok pişmanıııııımm :)))

ÖZET
2016 yapımı "Yolcular" (Passengers) adlı film bilim kurgu türünde. Hikayeye göre 5000 kişilik bir gezegen gemi, dünyadan ayrılıp başka bir evrene doğru yola çıkar. 100 yıllar sürecek bu yolculukta mürettebat da dahil herkes kapsüller içinde derin uykuya daldırılmıştır. plana göre menzile 4 ay kala herkes uyanacaktır. Gemi bu süre boyunca seyahatine tatlı tatlı devam edecektir. Ancak evdeki hesap çarşıya uymaz ve meteor yağmuruna tutulan gezegen gemide elektrik hasarı oluşur. hasara bağlı olarak kapsüllerden biri bozulur ve haydeeeeee!!!... Jim Preston adlı genç adam menzile 200 yıl kala uyanır. Koskoca gemide uyanan tek kişi Jim'dir ve kapsüle girip tekrar derin uyumak için büyük çaba sarf eder ama olmaz olmaz yine olmaz. Artık Jim -çaresiz- hayatta kalmanın ve kendini oyalamanın bir yolunu bulmak zorundadır.  

KÜNYE
Filmde Jim Preston'ı Chris Pratt oynuyor. Kendisine Jennifer Lawrence, Michael Sheen, Lawrence Fishbourne ve Andy Garcia eşlik ediyorlar.

Filmin senaristi güçlü bir yazar: Jon Spaihts. Beyefendiyi Promethius'un ve Dr Strange'in yazarı olarak da tanıyoruz. Kaldı ki daha önce bu iki filmi izlediyseniz üç film arasındaki benzerlikleri yakalayabilirsiniz. 

YORUM
Ben filmi beğendim. Fikir güzel. Filmin fragmanında eleştirdiğim kısımların cevapları filmde tatmin edici düzeyde verilmiş. 

Diğer tarafta film boyunca sorduğum bazı soruların cevapları filmde yoktur. Mantık hatası oluşturmuyordu belki ama filmin havada kalmasına sebep oldu.

Ha eğer bilim kurgu seviyorsanız mutlaka izlemeniz gereken bir film. Kesinlikle pişman olmazsınız.

Hayata İyi Seyirler...

23 Şubat 2017 Perşembe

Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir?

Ütü yaparken en sevdiğim şeyin film izlemek olduğunu söylemiştim. Eskiden izlediğim bir filmi açıp ara sıra da sevdiğim sahnelerinde mola vermek iyi oluyor. Geçen hafta öyle bir şey yaptım yine. Anlatayım efendim...

how to lose a guy in 10 days ile ilgili görsel sonucuÖZET
2003 yapımı “Bir Erkek 10 Günde Nasıl Uzaklaştırılır?” (How To Lose A Guy In 10 Days) adlı film romantik komedi türünde. Hikayeye göre Andiebir dergide nasıl-kızı olarak yazmaktadır. Yani deneyimlediği şeyleri “Nasıl kilo verilir? Nasıl barışılır?” gibi başlıklar altında yazıya dökmektedir. Yeni başlık ise bir erkek 10 günde nasıl kaybedilir olacaktır. Kendine bir erkek seçmek için bir mekana gider ve kısmeti ayağına gelir. Zira reklamcı Ben Barry de aynı ay içerisinde kendi işiyle ilgili olarak bir kızı kendine aşık etmek zorundadır. Peki bu savaşı kim kazanacaktır? Adamın hayatını cehenneme çevirecek olan Andie mi; yoksa her şeye eyvallah demek zorunda kalacak Ben mi?

KÜNYE
Filmde Andie'yi Kate Hudson ve Ben Barry'yi de Matthew Mcconaughey canlandırıyorlar.

YORUM
Film hiç komik değil. Hatta romantik de değil. İşin kötüsü dramatik de değil. Filmin tek faydası “Tantune yemeğe gidalim me aşkaaaam???” diyen tiplerin ne kadar itici olduklarını göstermek açısından güzel bir film olmuş. Ne de olsa bir kahkaha atan, bir sulugözlük yapan tiplerden sen uzak tut bizi Ya Rabbeeem!!!


Hayata İyi Seyirler...

7 Kasım 2016 Pazartesi

"Aşk ve Gurur" Beni Orta okul ve Üniversite Yıllarıma Götüren Film...

İngilizce Öğretmeniyim ben. Eğitim Fakültesinde iken bol miktarda İngiliz Edebiyatı da gördüm tabi. Orada öğrendim zaten dönem incelemesi nedir; yazarın hayat hikayesi nedir; karakter analizi nedir... Bazı hikayelerin ne kadar saçma olduğuna karar vermeden önce bunların hepsini bilmek gerekir. Diyelim ki hepsini biliyorsun: Hikayenin geçtiği dönemi inceledin. Bunun yazarın hayatına etkilerini de inceledin. Yazarın yarattığı karakterleri de inceledin. Hepsi tamam. Baktın hikaye hala saçma geliyor; işte o zaman gerçekten saçmadır.

Bunları size şunun için anlattım. Daha orta okuldayken -Kütahya Ali Güral Anadolu Lisesi mezunuyum- “Pride and Prejudice” adlı kitabı “reading” dersinde okuduk. O zamanlar bu kitap bana çok saçma gelmişti. Hikayede geçen beş kız kardeşin şirret bir annesi vardı ve kadına dayanamıyordum. Kızların aşk hikayelerine ve sürekli koca peşinde koşmalarına da bir türlü anlam veremiyordum. Ne zaman ki üniversitede Victoria Dönemini çalıştık. İşte o zaman bu kızlarla da anneleriyle de empati kurabildim. Sonra da hikayeyi çok sevdim.

Zira Victoria dönemi İngiltere'sinde kız çocuklarının miras hakkı yoktur. Bir aile ne kadar zengin olursa olsun ya oğluna miras bırakabilir; ya da evli kızına ve damadına. Bu sebeple eğer bir ailenin hiç oğlu yoksa; kızlar bir an önce evlenmek zorundadırlar. Aksi taktirde bir saksı toprak bile miras alamazlar. Ne berbat bir durum değil mi???

Jane Austen de burada tuhaflığı görmüş ve bu duruma kalemiyle savaş açmıştır. Romandan uyarlanmış filmimize bir bakalım efendim...

pride and prejudice ile ilgili görsel sonucuÖZET
2005 yapımı “Aşk ve Gurur” (Pride and Prejudice) adlı film romantik trajikomedi türünde. Hikayeye göre Bennet ailesi beş kız çocuklu orta sınıf bir ailedir. Büyük bir evleri, bir kaç dönüm arazileri ve bir kaç hizmetçileri bile vardır. Ama yine de orta sınıf aile statüsündedirler. Elizabeth Bennet, bu ailenin en büyük kızıdır. Evlenme yaşı gelmiştir ama erkeksi ve sivri dilli kişiliği sebebiyle pek evlenecek gibi gözükmemektedir. Lydia ve Jane ise daha hoş ve dişi tabiatlı olduklarından dolayı evliliğe daha yakın gözükmektedirler. Evin annesi Bayan Bennet, kızlarının geleceğini garanti altına almanın tek yolunun evlilik olduğunu bilmektedir. Bu sebeple kızları süsleyip püsleyip balolara göndermektedir. Bakalım bu balolarda neler olacaktır?

KÜNYE
Filmde pek çok ünlü isim var. Keira Knightling, Jena Melone, Donald Sutherland ve daha pek çok isim. Filmin yönetmeni ise “Anna Karanina” ve “Hannah” gibi pek çok ünlü filmin daha yönetmeni de olan Joe Wright. Beyefendi genellikle aynı oyuncuyla bir kaç kez çalışmayı seviyor.

YORUM
Film çok hoş bir film. Victoria Döneminin “konuyla ilgili kısımları” kısmen verilebilmiş. Kitaptaki kadar olamaz tabi ama yeteri kadarı verilmiş.

Filmdeki karakterlerin hepsi çok güzel işlenmiş.

Ama en güzeli o görgüsüz anne. O kadına bayıldım. Hatta daha filmin başında eşim “Bu filmi izleyelim mi?” diye sorduğunda “Güzel tabi seversin. Tabi evin annesine katlanabilirsen...” demiştim. Eşim de “Niye ki?” diye sordu haliyle. Ben de önce kadını, sonra da kadının niye öyle olduğunu anlatınca durum anlaşıldı.

Filmi izleyin. Zira çok hoş bir romantik dram.Dönem filmi olması sebebiyle de tarihte bir yolculuğa çıkma imkanınız oluyor. Eminim izledikten sonra siz de bana hak vereceksiniz.


Hayata İyi Seyirler...

6 Kasım 2016 Pazar

"Duvak" Müthiş Bir Romantik Dram...

Uzun zaman önce bir film izlemiştim ve filme bayılmıştım. Ama nasıl olduysa size filmden bahsetmeyi unutmuşum. Vakit kaybetmeden anlamaya başlıyorum. 

painted veil ile ilgili görsel sonucuÖZET
2006 yapımı “Painted Veil”(Duvak) adlı film dram türünde bir dönem filmi. Hikayeye göre Kitty aile baskısı altında büyümüş genç bir kızdır. Bu baskıdan bir an önce kurtulmak için aşık olmadığı bir adamla evlenir. Aslında adam zeki ve çalışkan ve nazik bir doktordur. Yalnız biraz sıkıcı biridir ve -bir doktor için- pek de karizmatik sayılmaz. Bu sebeple Kitty evliliğine sadık kalmak için çaba göstermez. Ve kocasını başka bir adamla aldatmaya başlar. Üstelik de adama çılgınca aşık olur. Zeki doktor durumu farkeder ama bunu karısının yüzüne vurmaktansa kendince bir çözüm üretir. Çin'deki kolera salgınında gönüllü olarak çalışacağını bildirir ve karısını da alıp Çin'e taşınmaya karar verir. Peki ya karısı bu işi kabul edecek midir? Aşık bile olmadığı bir kocayla kolera salgınının göbeğine gidecek midir?

KÜNYE
Filmde doktoru Edward Norton oynuyor. Karısı Kitty'yi ise Naomi Watts canlandırıyor.

YORUM
Film çok güzel. Dram sevenler ve dönem filmi sevenler için harika bir film. Biraz yavaş gittiği doğru ama bence olması gerektiği gibi.

Açıkçası filmdeki aşka aşık olmamak mümkün değil. Sevgi, sabır ve azmin insanı nereden nereye götüreceği konusunda çok değerli bir örnek.

Eğer evliliğinizde sorunlar yaşıyorsanız mutlaka izleyin. Belki de çözüm yolundaki ilk adımı atabilmeniz için size güç verir.


Hayata İyi Seyirler...

"Gözde Çift" Uçuk Bir Romantik Komedi...

Romantik ya da komik olmayan bir romantik komedi izledim geçenlerde. Size filmden bahsedeyim.

ÖZET
america's sweethearts ile ilgili görsel sonucu2001 yapımı “America's Sweethearts” (Gözde Çift) adlı film işte öyle bir film. Hikayeye göre Gwen ve Eddie hem karı koca hem de iki ünlü başrol oyuncusudur. İkisinin oynadığı tüm filmler, hatta en gerzek olanları bile, hasılat rekorları kırmaktadır. Üstelik bu ikilinin evliliği de örnek evliliktir. Gwen ve Eddie yine bir çekerler. Ancak filmin galasına kısa bir süre kala Gwen başka bir adamla yaşamaya başlayınca muhteşem ikili bir anda gözden düşer. Filmin yapımcısı filmin gişe yapmayacağını anlayınca derhal harekete geçer ve tecrübeli bir reklamcıyla anlaşır. Şu durumda işi kurtarabilecek tek kişiler reklamcı Lee ve Gwen'in kız kardeşi Kathleen'dir.

KÜNYE
Filmde muhteşem çifti Catherine Zeta-Jones ve John Cusack oynuyorlar. Yan rollerde ise Bill Crystal ve Julia Roberts görülüyüyor. Bill Crystall aynı zamanda filmin senarist kadrosunda da yer alıyor.

america's sweethearts ile ilgili görsel sonucuYORUM
Film gerçekten hiç komik değil. Üstelik kız kardeşin hikayesi için dramatik bile denilebilir. John Cusack'ı rolünün içinde göremedim.

Julia Roberts'ın gülmediği -ya da az güldüğü- filmlerde filmin reytinglerinin düşük olduğunu da hesaba katarsak filmden bir puan daha kırabiliriz.

Filmin sürpriz sonu da aşırı sürprizliydi. Biraz fazla gereksizdi.

Kısacası ben filmi beğenmedim. Yine de izlemek isterseniz, siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...

24 Ekim 2016 Pazartesi

"Barfi" Bollywood Severlere...

Film portalında öne çıkanlar kategorisine yeni bir film düşmüş: Barfi. Bir de güzel reklamı yapılmış. İMDB'nin Top 250 listesinde diye. Küçük bir araştırma sonucu filmin “3 Idiots”a benzediğini gördüm ve hemen izlemeye koyuldum. Size filmden bahsedeyim.

barfi ile ilgili görsel sonucuÖzet
2012 yapımı Barfi trajikomedi türünde bir Bollywood filmi. Hikayeye göre Barfi doğuştan sağır dilsiz genç bir adamdır. Ama bu durumu onu yavaşlatmamış; bilakis neşesi ve pozitifliği sayesinde şehirdeki herkesin sevgilisi olmuştur. Bir gün Barfi her zamanki gibi şehrin sokaklarında haylazlık yaparken tesadüfen bir kız görür ve ona aşık olur. Ancak o cici kız zaten nişanlıdır ve düğüne de üç ay kalmıştır. Bu bile Barfi'yi yavaşlatmaya yetmez. Barfi öyle veya böyle kızın gönlüne girmeye kararlıdır.

Künye
Filmdeki hiç kimseyi tanımıyorum. Zaten Bollywood filmi.

Yorum
“3 Idiot”a benzetilen filmi maalesef ki beğenemedim.

144 dakika değil 100 dakika olsaydı belki beğenebilirdim. Çok fazla boş sahne vardı. Muhtemelen dokunsal kimlikteki Hint halkını etkilemek için; yani hisleri derinlemesine verebilmek için; uzuuuuuuun uzun sahneler çekmişler. Ama beni baydı tabi.

Oyunculuklar gayet güzeldi. Özellikle Barfi'yi oynayan adamı tebrik ediyorum.

Kendini reddeden kıza bile dostça yaklaşma fikrini yaymak için güzel bir film.

Ama izlemenizi tavsiye etmiyorum. Yine de siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...

"Gece Bitmeden" Romantik Bir Film...

Duydunuz mu? Bizim Kaptan Amerika Chris Evans bir film yönetmiş. Üstelik aynı filmde baş rolü de oynuyor. Hadi size filmden bahsedeyim.

before we go imdb ile ilgili görsel sonucuÖzet
2014 yapımı “Gece Bitmeden” (Before We Go) adlı film türsüz bir film. Hikayeye göre Brooke adlı genç kadın Manhattan'daki meselesini halleder ve eve gitmek üzere yola çıkar. Ancak Gece 1.30 trenini kaçırınca işler sarpa sarar. Çünkü kocası da evde değildir ve kocasının Brooke'un Manhattan'da olduğundan haberi yoktur. Gecenin bir vakti Manhattan'da kalakalan genç kadını o halde gören sokak sanatçısı Nick ona laf atar. Kadıncağız çaresizce meseleyi Nick'e anlatır. Nick o gece o kadını evine gönderebilmek için her şeyi yapacaktır.

Künye
Filmde Nick'i Chris Evans ve Brooke'u da Alice Eve canlandırıyorlar. Yönetmenin Chris Evans olduğunu da baştan belirtmiştim.

Yorum
Film çok durağan bir film. Kadının o telaşını görüp de sakin kalmak elde değil. Ama kaldılar işte. Bütün bir film boyunca sakiiiiiin sakiiiiiin kadını eve göndermeye çalıştılar.

Filmden çıkarılabilecek tek ders sakinlik üzerineydi. Sonuç ne olursa olsun; sakinliği bozmaya gerek yok. Her şey olacağına varır gibi bir şey oldu.

Diğer taraftan ben artık Chris Evans'ı Kaptan Amerika'dan başka yere koyamıyorum. İstediği kadar yazsın, yönetsin. Ama başka rolde oynamasın.


Hayata İyi Seyirler...

"Seni Uzaktan Sevmek" Romantik Komedi...

Yorgunsam sadece iki tür film izleyebiliyorum. Ya komedi, ya da önceden izlediğim bi şii. İki gün önce yorucu bir günün akşamında kendimi televizyonun önüne zor attım.

Burada bir parantez açayım. Bir öğretmen ve bir anne ve bir eş olarak bu kadar çok yorulmamın gerçekten geçerli sebepleri var. 1) Tayinim çıktı, yeni okuluma alışmaya çalışıyorum. 2) Tayinim çıkınca küçük oğlumun okulunu değiştirmek zorunda kaldım. 3) Eşim yıllık izne ayrıldı ve gece gündüz yemek yapmam gerekti. 4) Yardımcı teyzemiz hastalandığı için gece gündüz temizlik ve ütü yapmam gerekti. Anlayın halimi :)))

Şu durumda kafam bir aksiyon vb. götüremeyeceği için bir romantik komedi açtım. Size filmden bahsedeyim.

going the distance ile ilgili görsel sonucuÖzet
2010 yapımı “Seni Uzaktan Sevmek” romantik komedi türünde. Hikayeye göre Garrett New York'ta bir plak şirketinde çalışmaktadır. Sakin tabiatlı ve sevimli bir adamdır. Ama bir ilişkiden yeni çıkmıştır. Kafayı dağıtmk için arkadaşlarıla bara gider ve atarinin başında hoş bir kızla tanışır. Erin da aslen Boston'da (yani New York'tan binlerce km uzakta) yaşamaktadır. Sadece bir kaç haftalığına New York'ta bulunacaktır. Bu ikili bir kaç haftalığına da olsa çıkmaya karar verirler. Ancak beklenmedik bir şey olur ve sevimli ikili bir elmanın iki yarısı olduklarını fark ederler. Ayrılık vakti gelmiştir. Peki ya şimdi ne olacaktır? Bu ilişki nasıl sürecektir?

Künye
Filmde Erin'ı Drew Barrymore oynuyor. Garrett'ı ise Justin Long canlandırıyor.

Yorum
Film çok şeker. Gerçi Amerikalıların şu cinsel içerikli espri anlayışı hiç komik değil ama uzak aşıklara ümit vermesi açısından hoş bir film.

Her romantik komedide olduğu gibi tabi ki sonucu belli. Ama film mi film işte.

Eğer romantik komedilerden hoşlanıyorsanız, o zaman izleyin derim.

Hayata İyi Seyirler...


P.S. Her iki oyuncu da bir türlü şeytanın bacağını kıramadılar. Allah kolaylık versin...

"Stajyer" İzlenesi Bir Film...

Komedi filmi olup da 10 üzerinden 7 puan alanı zor bulunuyor. Komedi filmleri genellikle 6 civarı alırlar ve koca film boyunca sadece bir iki sahnede güldürmeyi başarır.

Ama geçenlerde bir film izledim ve bence 7'yi değil; 8'i bile hak eden bir filmdi. Hemen anlatayım.

the intern ile ilgili görsel sonucuÖzet
2015 yapımı “The Intern” (Stajyer) adlı film komedi türünde. Hikayeye göre Bay Whittaker, 70 yaşında emekli bir adamdır. Karısı çoktan ölmüştür. Ama Bay Whittaker düzenli bir hayat yaşamaya devam etmiştir. Torunuyla vakit geçirmek, yogaya gitmek, çeşitli kurslara ve seminerlere katılmak suretiyle yaşamını renklendirmeye devam eder. Ancak Bay Whittaker hala daha verimli olacağı uğraşlar aramaktır. Tam bu sırada hepsiburada.com gibi bir internet firmasının “tecrübeli stajyer aranıyor” ilanını görünce hemen başvurur. Mülakatta herkesin sevgilisi olmayı kolaylıkla başaran Bay Whittaker şirketin kurucusunun stajyeri olarak göre başlar. Şirketin kurucusu bu genç ve titiz ve yorgunluktan yıkılmak üzere olan bayan Jules için bu tecrübeli stajyer ilaç gibi gelecektir.

Künye
Filmde Bay Whittaker'ı Robert De Niro oynuyor. Bence beyefendinin “Anlat Bakalım”dan beri en iyi performansıydı. Şirketin kurucusu genç bayan Jules'u ise Anna Hathaway canlandırıyor. O da zaten kendini defalarca kanıtlamış bir oyuncu.

Yorum
Film çok keyifli. İş hayatına dair her şeyi ama her şeyi çok güzel anlatmışlar. Öğrenilecek çok şey var. Mesela profesyonellik nerede başlayıp nerede biter? Mesela ilk iş görüşmesi için tüyolar nelerdir? Mesela iş hayatının aile hayatını mahvetmesi durumunda neler yapılabilir? Centilmen bir adam nasıl olunur? Çalışkan olmak ve üretken olmak aynı şey midir? Takdir etmek ve edilmek ne kadar önemlidir? Ve daha bir sürü sorular...

Sanırım filmi bir daha izleyeceğim. Evet evet. Bir kez daha izleyeceğim. Hadi görüşürüz.


Hayata İyi Seyirler...

29 Ağustos 2016 Pazartesi

"Her Şey Aşktan" Hoş Bir Türk Filmi...

Hasbel kader izlediğim bir Türk filmini çok beğendim ve size de anlatmak istiyorum.

herşey aşktan ile ilgili görsel sonucuÖZET
2016 yapımı "Her Şey Aştan" adlı film romantik komedi türünde. Hikayeye göre Pelin normal bir ailenin normal bir kızıdır. Bir mağazada kasiyer olarak çalışmaktadır. Ama sevgilisi anormal zengindir ve Pelin de altta kalmamak için epeyce borca girmiştir. Daha da kötüsü düğüne 10 gün kala sevgilisinin anormal bir yönüyle daha karşılaşır. Zira anormal çapkın sevgilisi anormal bir iş yapıp başka bir kadınla birlikte olur. Bunu gören Pelin nişanı atar ve borçlarıyla baş başa kalır. Artık zor günler Pelin'i beklemektedir.

herşey aşktan ile ilgili görsel sonucu
Esas Oğlan - Çapkın Nişanlı
KÜNYE
Filmde tanıdık tanımadık bir çok isim var. Ama herkesin bildiği gibi asıl sansasyon isim Sezen Aksu'nun oğlu. Beyefendi çapkın nişanlıyı oynuyor. Filmin baş rollerini ise Hande Doğandemir ve Hakan Meriçliler paylaşıyorlar. Özcan Deniz'in de küçük bir rolü var.

YORUM
Filmin konusu basit aslında. Ancak yönetmen kafayı çalıştırmış ve epeyce ilginçlik katmış. Hoş bir film. İzlenir mi? Neden olmasın. Neler izlemiyoruz ki?

Hayata İyi Seyirler...

14 Haziran 2016 Salı

"X+Y" Üstün Zekalı Bir Çocuğu Anlamak Ne Kadar Zor Olabilir?

Afişi ve ismi hiç bir şeye  benzemediği halde; hatta reytingi de orta karar olduğu halde bir film izledim ve filme bayıldım. Filmden size de bahsedeyim.

Özet
2014 yapımı "X+Y" adlı film dram türünde. Hikayeye göre Nathan, üstün zekalı matematik dehası bir çocuktur. Sosyal iletişi konusunda da oldukça zayıftır. Doğru dürüst iletişim kurabildiği tek kişi babasıdır. Annesine karşı ise bir o kadar soğuktur. Bir gün Nathan'ın babası bir trafik kazası sonucu apansız ölür ve Nathan tamamen içe kapanır. Annesi Nathan'ın eğitimi için ona bir matematik hocası tutar. Kendisi de bir matematik dehası olan Bay Humphreys ve Nathan arasında güzel bir öğretmen öğrenci bağı kurulur. Bu bağ sayesinde hayatla bağlantısını sürdürebilen Nathan yıllar süren çalışmalarının karşılığını almaya çok yakındır. Çünkü genç adam Uluslararası Matematik Olimpiyatlarına katılmaya hak kazanmıştır.   

Künye
Film İngiliz yapımı olduğundan mütevellit, pek öyle bildik oyunculara rastlamıyoruz. 

Yorum
Film çok durağan. Tabi Nathan'ın dünyasına inebilmek için böyle olmak zorunda.

Senaryo çok dramatik. Hatta filmin sonunda zırıl zırıl ağladım. Ama aslında acınası bir dramdan çok çıkarılacak dersler ön planda. 
 
Filmin ismini hiç bir şeye benzetememiştim ama içinde müthiş bir sembol yatıyormuş meğerse.

Eğer öğretmenseniz ya da anneyseniz, ve özel bir çocukla karşı karşıya iseniz mutlaka izlemeniz gereken bir film.

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Öğretmenim, anneyim ve iki özel çocuğa sahibim. Anlayın halimi :)

20 Nisan 2016 Çarşamba

"Kazara Koca" Çok Kötü Film...

Önceki gece küçük oğlumla kafa kafaya çarpıştık ve bu yüzden dün sabah feci bir baş ağrısıyla uyandım. Migrenim tetiklenmiş. Dün bütün gün ağrı kesicilerle idare ettim. Akşama doğru ancak hafifledi. Akşam da basit bir film açayım dedim. Şöyle kafayı yormayacak bir romantik komedi iyi gider diye düşündüm. Size filmden bahsedeyim.

Özet
2008 yapımı "Kazara Koca" (Accidental Husband) adlı film romantik komedi türünde. Hikayeye göre Emma evlenmek üzere olan bir radyocudur. Emma'nın programı aşk temalıdır. Milyonlarca hayranı tarafından beğeniyle dinlenmektedir. Bir gün Emma'yı bir bayan hayranı arar ve  ilişkisinden emin olmadığını söyler. Emma'nın olumsuz yorumlarını dinleyen bayan hayran, sevgilisinden ayrılmaya karar verir. Ancak ne tesadüftür ki bu yayını, kadının sevgilisi Carl da dinlemiştir ve kızgın adam Emma'dan intikam almak isteyecektir. 


Künye
Filmde Emma'yı Uma Thurman oynuyor. Emma'nın sevgilisini Colin Firth oynuyor. Kızgın sevgiliyi ise Watchmen filmindeki Comedian rolünden başka bir yerde görmediğimiz Jeffrey Dean Morgan canlandırıyor.

Yorum
Filmin sadece ilk üç dakikası güzeldi. 

Filmi açtığım andan itibaren eşim söylenip durdu :)))

Filmde casting çok kötüydü. En başta Uma Thurman, kesinlikle romantik komedi oynamaya uygun bir kadın değil. Bence kendisi Kill Bill serisiyle oyunculuğuna noktayı koydu bitti.

Senaryo çok yapmacık. Oyunculuklar daha yapmacık. 

Ben hiç beğenmedim. Yine de siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

27 Mart 2016 Pazar

"Beni Terk Eder Misin?" Örnek kadın...

Romantik komedilerde gelgitleri olan insanları izleriz. Bir dargın bir barışık ilişkiler vardır. Bir aşık bir düşman çiftler vardır. Ama dün bir romantik komedi seyrettim ve gelmiş geçmiş en gayretli kadın karakteri izlemiş oldum. Size de anlatayım.

Özet
2000 yapımı "Beni Terk Eder Misin?" (Commited) adlı film romantik komedi türünde. Hikayeye göre Joline, bir bar işleten evli bir kadındır. Jo çalışkandır, iyilikseverdir, temizdir, düzenlidir, eğlencelidir, güzeldir, naziktir. Tüm iyi huyları kalbine sığdırmış bir kadındır. Üstelik evlidir ve kocasına da çok aşıktır. Ancak kocası Carl, karısı kadar kendini tamamlayabilmiş biri değildir. Hala istediği gibi bir işi yoktur. Sürekli bunalım halindedir ve kafasını toplamak için bir süre uzaklaşmaya karar verir. Jo, iyi günde ve kötü günde sözüne sadık kalır ve buna anlayış gösterir. Ne zaman ki bu ayrılık beklenenden uzun sürer; işte o zaman Jo kocasını bulup eve getirmek için kolları sıvar.


Künye
Filmde Jo ve Carl'ı Heather Graham ve Luke Wilson oynuyorlar.

Yorum
Başta da söylediğim gibi ben filmdeki Jo karakterini çok beğendim. Gerçekten örnek bir karakter. Çabuk pes etmeyen birini bulmak zor bugünlerde.

Açıkçası reytingi biraz düşük ama neden olduğunu bilmiyorum. Diğer romantik komedilerden fazlası var; eksiği yok. 

Bence izleyin. Yani illa ki bir romantik komedi izleyecekseniz; bence bunu izleyin.

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Filmin afişi çok alakasız. İğrenç...

23 Mart 2016 Çarşamba

"Dayanılmaz Zulüm" En Azından Benim İçin...

Romantik komedilerin hepsi aynıdır. Önce evlenecekleri kesin olan çift tanışır. Birbirlerinden hoşlanırlar ama belli etmezler. Epeyce kavga ederler. Sonra nihayet biri kuyruğu indirir ve sevdiğini itiraf eder. Sonunda da evlenirler... Genellikle de imdb puan 5.5 – 6.3 arasıdır. Alın size onlardan biri...

Özet
2003 yapımı “Dayanılmaz Zulüm” (Intolerable Cruelty) romantik komedi türünde. Hikayeye göre Miles voleyi vurmuş bir boşanma avukatıdır. Kendisine bir gün bir müşteri gelir. Donovan adlı adam, güzeller güzeli karısı Marylin'i aldatırken yakalanmıştır ve bu sebeple kadın boşanmak istemektedir. Daha doğrusu boşanırken adamın ciğerini sökmek ve donuna kadar almak istemektedir. Miles ise müvekkilini sonuna kadar savunmaya kararlıdır. İşte bu durum Miles ve Marylin arasındaki düşmanlığın da aşkın da başlangıcı olacaktır.

Künye
Filmde Miles'ı George Clooney oynuyor. Güzeller güzeli Marylin'i ise güzeller güzeli Catherine Zeta-Jones canlandırıyor.

Yorum
Filmde bundan çok daha fazlası var. Tekrar tekrar başlayan bir aladevere dalavere hikayesi var. O yüzden kabul edilebilir bir romantik komedi.
Filmin sonu daha başından belli ama hiç değilse kafanızı yormaz. İzleyin. Kafanız dinlensin.

Hayata İyi Seyirler...

19 Şubat 2016 Cuma

"Mamma Mia!" Müzikal Tiyatrodan Uyarlama...

Dünyanın en çok hasılat yapmış müzikal tiyatrosunu beyaz perdeye aktarmak ticari bir zeka olsa gerek. Birileri dahice bir fikir bulduğunu düşünüp böyle bir işe girmiş ve bakın ne olmuş?

Özet
2008 yapımı “Mamma Mia!” müzikal türünde bir film. Hikayeye göre Donna, kızını evlendirmek üzere olan orta yaşlı bir kadındır. Kızı Sophie'yi tek başına büyütmüş ve sahip olduğu butik oteli de tek başına ayakta tutmayı başarmıştır. Ama artık kuş yuvadan uçmak üzeredir. Sophie, bir kaç güne kadar evlenecektir. Davetliler yavaş yavaş gelmeye başlamışlardır. Ama üç misafir vardır ki Donna'nın asla davet etmeyeceği türden... 1) Donna'nın yirmi yaz önce hoşlandığı adam 2) Donna'nın yirmi yaz önce hoşlandığı adam 3) Donna'nın yirmi yaz önce hoşlandığı adam. Donna'nın hepsiyle de birer gecelik ilişkisi olmuştur ama Donna da dahil kimse Sophie'nin babasının kim olduğunu bilmemektedir. İşte o kördüğüm, bu düğünle çözülecektir.

Künye
Filmde Donna'yı Meryl Streep oynuyor. Kızı Sophie'yi ise Amanda Sayfreid canlandırıyor. Sophie'nin üç babası ise Stellan Skarsgard, Pierce Brosnan ve Colin Firth ile hayat buluyor.

Filmin dünyanın en ünlü müzikalinden uyarlandığını uzun uzun anlatmaya gerek bile yok.

Filmin müziklerinin tamamı ünlü ABBA grubunun müziklerinden oluşuyor. Müzikal tiyatroda kullanılan şarkılar film için yeniden aranje edilmiş.

Yorum
Filmdeki enerji süper. Sürekli hoplayıp zıplayan, şarkı söyleyen ve dans eden insanlar... Müthiş bir Akdeniz havası... Film böyleyse müzikali eşsiz bir gösteridir eminim. İnşallah kısmet olur da ileride onu da izleriz.


Hayata İyi Seyirler...

17 Şubat 2016 Çarşamba

"Arthur" Çılgın Aşıklar İçin...

İş yerinde ciddi bir problemle karşı karşıyayım. Bütün günüm o meseleye kafa yormakla geçti. Gece bitkin halde yatağa girdim ama dön dön uyuyamadım. Kalktım TV 'yi açtım ve tam da yeni başlayan bir filme rastladım. Başladım izlemeye. Başlamak neyse de; sonuna kadar izledim. İşte o güzel oldu. Hadi filmi size de anlatayım.
Özet
2011 yapımı “Arthur” romantik komedi türünde. Hikayeye göre Arthur 30'lu yaşlarında ama işe yaramaz herifin tekidir. Her gece başka bir kadınla yatan bir alkoliktir. Bir kesere kulp olamadığı gibi bir aile de kuramamıştır. Varsa yoksa haz ve zevk için yaşamaktadır. Ne var ki şöyle bir ayrıcalığa sahiptir. Arthur zengindir. Hem de çok zengindir. Ama öyle böyle değil. Arthur bir dolar milyarderidir. İşte bu özelliği sayesinde kimse onu durduramamaktadır. Ne iş adamı kılıklı otoriter annesi; ne de annesi kılıklı otoriter dadısı. Bir gün Arthur'un annesi, onun bu savruk ve çılgın hayatına artık bir son verilmesi gerektiğini düşünür ve Arthur için onu adam edecek bir kız bulur. Arthur için zor günler başlamak üzeredir.
Künye
Filmde Arthur'u oynayan Russell Brand hariç herkes tanıdık. Hellen Mirren, Jennifer Garner, Greta Gerwig, Nick Nolte... Ve daha başka pek çok tanıdık oyuncu.
Yorum
Film çok şeker. Konusu çok basit. Sonu da belli. (Spoiler olmasın diye sadece girişin girişine değindim.) Ama film o kadar şeker işlenmiş ki seyretmeye doyamadım. Dolgu malzemeleri çok güzel. Espriler çok güzel. Neyse işte çok şeker film. Mutlaka izleyin. Hem de ERKEKLER! SİZ DE İZLEYİN! Zira erkeklere de hitap eden bir romantik komedi. İzleyin; gülün; eğlenin; sonra da rahat rahat uyuyun.
Hayata İyi Seyirler...
P.S. Şu, başta anlattığım konuya gelince... Kura kura bir çıkar yol buldum çok şükür ama tam olarak çözülünceye kadar kafamda bir çivi olarak kalacak...


2 Aralık 2015 Çarşamba

"Aşk ve Diğer Felaketler" Felaket!!!

Uykusu problemli bir insanım. Hayatım boyunca yastığa beş kala uyuyanları kıskandım. Çok zor dalarım; gece boyu elli kere uyanırım; bazen de uyanınca bir daha uyuyamam. İşte böyle zamanlarda -yani bir daha uyuyamadığım zamanlarda- bir film açarım. Gecenin sessizliğinde sakin sakin izlerim.

Üç gün önce yine benzer bir şey oldu. Gecenin üçünde uyandım ve bir daha uyuyamadım. O saatte kafam ağır bir film kaldıracak halde değildi. Ben de bir romantik komedi açtım. Ama ne kötüdür ki yine erotik komedi çıktı.

Size filmden bahsedeyim.

Özet
2006 yapı “Aşk ve Diğer Felaketler” (Love and Other Disasters) adlı film (sözde) romantik komedi türünde. Hikayeye göre Emily, Vogue dergisinde moda asistanı olarak çalışmaktadır. Çok neşeli, çok tatlı ve, çok çocuksu ve çok çekici bir kişiliğe sahiptir. Ancak özel hayatı biraz karışıktır. Eski sevgilisiyle ara sıra birlikte olmaktadır. Aşktan uzak ve risksiz bir beraberlik Emily için oldukça caziptir. En yakın arkadaşı alkolik bir şairdir. Ev arkadaşı ise bir hemcinseldir (bu kelimeyi ben buldum :)))). Bu kadar karışıklığın içinde bir de Arjantinli genç bir fotoğrafçıyla arkadaşlık etmeye başlar. Üstelik bizim şaşkın kız, Arjantinlinin hemcinsel olduğunu sanırken aslında Arjantinli hemcinsel değildir.

Künye
Filmde tanıdığım tek bir kişi bile oynamıyor. Yapımcısını, yönetmenini ve senarisitini de tanımıyorum.

Yorum
Film elbette ki asla bizim kültürümüzle bağdaşan bir film değil. Ve hatta aslen hiç bir kültüre hitap eden bir film değil. Ama ne ilginçtir ki film boyunca çok güzel değerlendirmeler ve mesajlar var. Filmdeki herkes adeta bir dahi. Yorumlar çok güzel. Zaten bu yüzden filmi kapatamadım. Ama tavsiye eder miyim? Hayır! Bu tür filmleri asla tavsiye etmem. Yine de izlemek isterseniz; uykusuz geçen bir gece için çare olabilir. Bir şey diyemem.

Hayata İyi Seyirler...


P.S. Filmin sonunda iki konuk oyuncu var. Filme renk katmışlar. Küçük bir sahne ama şeker bir sahne...

7 Ekim 2015 Çarşamba

"Bak Kim Gelmiş!" Siyah Aileye Beyaz Damat Gelmiş!!!

 Uzun zamandır bloğuma bir şey yazamıyordum. Çünkü bir aydır mühim bir işim vardı. Bir çeviri işi. Şimdi o iş bitti ve ben yine filmlerime geri döndüm. Binlerce şükür Ya Rabbi…

Tabi dönüşüm muhteşem oldu. Kıtlıktan çıkmış gibi bütün filmlere saldırdım. Bir günde üç film izledim. “Ne olacak ki bir günde üç film???” demeyin. İki çocuklu ve çalışan bir kadın için mucize bir şey…

Size o filmlerin ilkinden bahsetmek istiyorum.

Özet
2005 yapımı "Bak Kim Gelmiş!" (Guess Who) adlı film romantik komedi türünde. Hikayeye göre Simon işinde gayet iyi ama patronuyla son derece kötü olan bir çalışandır. Herkesin başına gelebilecek bir şey. Diğer taraftan Simon gençtir, yakışıklıdır ve çok hoş bir kızla çıkmaktadır. Üstelik siyahi bir kızla. Kızla ilişkisi de ciddidir. O kadar ki kızın ailesiyle bile tanışmak üzeredir. Ancak tam kızın ailesiyle tanışacağı gün işten çıkarılması... İşte bu herkesin başına gelebilecek bir şey değildir. Daha da önemlisi kızın ailesinin Simon´ın beyaz olduğundan haberi yoktur. Ve daha da önemlisi kızın babası çok tutucudur. Tam curcuna yani...

Künye
Filmde Simon´ı Ashton Kutcher oynuyor. Cici kızı ise Zoe Saldana canlandırıyor.

Yorum
Film tipik bir romantik komedi. Espriler saçma. Sahnelerin sonu bile öngörülebiliyor ki filmin sonu zaten belli. Oyunculuklar öyle usta oyunculuk gerektiren bir film de değil. Senaryonun basitliği açısından bizim yerli filmlerle kapışacak düzeyde. Hiç beğenmedim. Ama romantik komedi işte. Bu türleri seven geniş bir bayan seyirci kitlesi var. Bu yüzden diyorum ki: Eğer o bayan listesindeyseniz , filmi izleyin. Değilseniz , hiç bulaşmayın.


Hayata İyi Seyirler...

14 Ağustos 2015 Cuma

"Öteki Kadın" Öteki Kadınken Öteki Kadın Olmak...

Sabahın köründe çocuklar tarafından uyandırılınca ne yapacağınızı şaşırırsınız ya... Hani bir süre kendinize gelemezsiniz; kumanda elinizde zaping yaparsınız.Yine olmaz; o an size ait olmayan vücudunuzla biraz iş güç yaparsınız. Yine olmaz; ne yediğinizi bilmeden kahvaltı yaparsınız. Yine olmaz; bir film ya da bir dizi açarsınız. Film bitince akşam oldu sanırsınız ama saate bir bakarsınız; saat daha 12.00 bile olmamıştır. Oysa ki konu komşu daha yeni uyanmıştır. Balkona çıkıp gerinenler; çay suyunu koymaya başlayanlar; sucuklu yumurta kokuları... Heeeyy hey!!!

İşte öyle bir günde bir filme sarıldım. Size filmden bahsedeyim.

Özet
2014 yapımı "Öteki Kadın" (The Other Woman) adlı film romantik komedi türünde. Hikayeye göre Carly, 40'lı yaşlarında başarılı bir iş kadınıdır. Güzel bir evi, kız gibi bir arabası, havalı giysileri, çekici bir tarzı ve tıpkı kendisi bir sevgilisi vardır. Ancak Carly'nin havası, sevgilisinin evli olduğunu öğrenmesiyle bozulur. Hele bir de adamın şirin karısı Carly'yi düşman değil; dost gibi görünce işin boyutu değişir. Hele bir de alçak adamın başka bir sevgilisinin daha olduğu ortaya çıkınca bu kez Carly de adamın karısını dost olarak görmeye başlar. Öf! Ne anlattım be :)))

Künye
Filmde oyuncu çok da tek bir yıldız oyuncu var. Carly'yi oynayan Cameron Diaz.

Yorum
Vallahi işte bir romantik komedi ne kadar güzel olursa o kadar güzel. ne daha az; ne de daha fazla. O tarzları seviyorsanız; izleyin. En azından sonunda sürpriz bir şey çıkıyor; o kısmı hoşunuza gidebilir.

Hayata İyi Seyirler...