fantastik bilim kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fantastik bilim kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2016 Pazartesi

"Star Trek: Beyond" Sevenleri Anladı Bile...

Star Trek serisinin son halkası bir kaç ay önce eklendi. Hadi bakalım...

ÖZET
star trek beyond ile ilgili görsel sonucu2016 yapımı “Star Trek: Beyond” adlı film her zamanki gibi bilim kurgu ve macera türünde. Macera geçen filmde kaldığı yerden devam ediyor. Hikayeye göre keşif gemisi Atılgan ve mürettebatı 3 yıldır uzayda keşifler yapmaya devam etmektedir. Ancak görev süresinin bitmesine daha iki yıl vardır ve herkes patlamak üzeredir. En başta da Atılgan'ın çılgın kaptanı James Kirk. Kaptan Kirk keşif derken macera anladığı için uzayda boş boş dolaşmak Kirk'ü bunalıma sürüklemiştir. Derken Atılgan, farklı bir ırktan bir yardım çağrısı alır ve Kaptan Kirk federasyonun da izniyle resmen kurtarma görevinin üstüne atlar. İşte bu görev Atılgan için sonun başlangıcı olacaktır.

KÜNYE
Filmdeki tüm isimler geçen filmle aynı.

YORUM
Film bu sefer tam olmamış. Geçen filmdeki “My name is Khan” etkisi bu filmde yok. Hatta bu film geçen filme bakıldığında epeyce zayıf. Sanki TV series şeklindeki bir dizinin sıradan bir sayısı gibi. Tabi bu yönetmenden değil senaryodan kaynaklanıyor.

Ama yönetmeni tebrik etmek lazım. 10 dakika kadar süren tuzak sahnesi gerçekten çok çok iyiydi. 

İzlenir mi? İzlenir. Ama beklentilerinizi düşük tutun. Sonra hayal kırıklığına uğramayın.

Hayata İyi Seyirler...


P.S. Bana kalırsa filmin yıldızı hala “Işınla bizi Scotty” ve “Çok gıcıksın Spike”... 

3 Eylül 2016 Cumartesi

"Istakoz" Marjinal Bir Dünyanın Kapıları Aralanıyor...

Komedi türünde bir film izleyeyim dedim. Fantastik bilim kurgu komedi karışımı bir şey çıktı. Derhal size de bahsetmek istiyorum.

the lobster ile ilgili görsel sonucuÖZET
2015 yapımı "The Lobster" (Istakoz) adlı film karma türde. Olaylar alternatif bir dünyada geçiyor. Hikayeye göre yalnızlık, suçtur. Yalnız -yani partnersiz ya da evli olmayan- insanlar da en büyük suçlulardır. Bu sebeple devlet yalnızları avlayıp otel hapishanelere doldurur. Ya da yalnızlar paşa paşa teslim olurlar. Yalnızlara otelde 45 gün süre verilir. Bu süre içinde kendilerine bir partner bulamazlarsa cezası ağırdır. Peki ceza ne midir? Hayvana dönüştürülmek. Kahramanımız David otele gider ve teslim olur. Verilen sürede ya partner bulacaktır; ya da ıstakoza dönüşecektir. 

KÜNYE
Filmde David'i Colin Farrell oynuyor. 

YORUM
Film çok güzel. Marjinal bir dünyanın kapılarını aralıyor. Ancak senaryoda bazı boşluklar var. Bazı soruların cevapları yok. Üstelik senaryonun parçası zannettiğiniz bazı sorular soruluyor ama cevapları yok. Ne gibi derseniz? Mesela bu sistemi yok etmeye çalışan bir örgüt var ama sonra o örgütün bahsi bile geçmiyor. Madem öyle; niye bahsettiniz?

Filmde çok miktarda sembol var. Sembolleri takip edebilirseniz daha çok zevk alabilirsiniz. Özellikle filmin son sahnesindeki sembolleri yakalamaya dikkat edin yoksa film ortada bitmiş gibi oluyor. 

Filmdeki oyunculuklar çok tuhaf. Ancak alternatif dünyada geçen alternatif oyunculuk gözüyle bakarsanız rahatsız etmiyor.

Sonlara doğru biraz bayık ve uçuk olsa da ben tavsiye ediyorum. Umarım beğenirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

10 Haziran 2016 Cuma

"Captain America: Civil War" Yeminimi Bozduran Film...

Süper kahraman filmelerine gitmemek üzere tövbe ettiğimi daha önce söylemiştim. Bunun geçen ay gittiğim "Batman vs Superman" rezaletiyle ilgili olduğunu da söylemiştim.

Pek sonra n'oldu? Yeminimi bozdum. Çevremdekilerin ısrarı üzerine. Peki hangi film için? "Kaptan Amerika: İç Savaş" için. Size filmden bahsedeyim.

Özet
2016 yapımı "Kaptan Amerika" (Captain America: Civil War) adlı film yine bilim kurgu türünde. Hikayeye göre Yenilmezler'in insanlık için gösterdiği büyük çabalar ne yazık ki zaman zaman büyük yıkımlara sebebiyet vermektedir. Süper kötülere karşı verilen mücadelelerde pek çok masum insan hayatını kaybetmiştir. Şehirlerin yok olması ya da yerle bir olması da cabasıdır. Üstüne üstlük bir de son görevde yanlışlıkla onlarca kişinin ölmesi meseleye tüy dikmiştir. Birleşmiş Milletler bu duruma daha fazla sessiz kalamaz. Tüm uluslar Yenilmezler'in kontrol altına alınması gerektiği konusunda fikir birliğine varır. Ancak mesele şudur ki Yenilmezlerin bazıları kontrol altına alınmaya evet derken bazıları hayır demektedir. İşte iç savaş böyle başlayacaktır.

Künye
Filmde şu ana kadarki Yenilmezler'de filmlerinde gördüğümüz hemen hemen herkes var. İlaveten Karınca adam, Örümcek adam ve Kara Panter de listeye girmiş. Bir tek Nick Fury ile Hulk yok. Onlar da olsa zaten Captain America değil, Avengers 3 olacakmış.

Yorum
·         Film çok güzel. Tüm filmlerin sentezlenip yeni senaryoyla bütünleşmesi şahane olmuş.
·         Kara Panter'in hikayesi harika bir hikaye. Filmin hikayesine çok iyi yedirilmiş.
·         Filmdeki tüm kahramanlar kişiliklerini ortaya koymaya devam etmişler. Kopukluk yok.
·         Örümcek adam nihayet örümcek adama benzemiş. O arabesk hava gitmiş, neşeli çocuk Peter Parker gelmiş.
·         Kaptan Amerika yine hayranlık uyandırıyor.
·         Vision'ın dinginliği insana huzur veriyor. Ama bilgeliği yeterince işlenememiş.
·         Mutlaka izlenmesi gereken bir süper kahraman filmi olmuş. İzleyin. Pişman olmazsınız.


Hayata İyi Seyirler...

21 Mart 2016 Pazartesi

"Deadpool" Fazla Söze Gerek Yok...

“Perşembe öğleden sonram boş!” Çalışan biri için ne kadar güzel bir cümle değil mi? Saat 17.00'ye kadar istediğim herşeyi yapabilirim. Herrrşeyi... Ve benim en sık yaptığım şey; kendime vakit ayırmak oluyor. Eh benim için kendine zaman ayırmak demek, sinemaya gitmek demektir. Ben de öyle yapıyorum. En son geçen hafta önce Deadpool'a gittim. Gerçi artık herkes izledi ama bahsetmezsem olmaz; içimde kalır.

Özet
2016yapımı “Deadpool” fantastik bilim kurgu karması bir film. Hikayeye göre Wade eski bir askerdir. Kahraman olmak istediği için askeriyeye girmiştir ama o işin kendine göre olmadığını anlayınca askeriyeden ayrılmıştır. Askeriyeden aldığı eğitimi ise el alemin pis işlerini halletmek için kullanır. Tabi belli bir para karşılığında. Wade'in güzel de bir sevgilisi vardır. Gel zaman git zaman, hayat Wade'e güzelken, birden işler değişir. Wade kanser olduğunu ve çok yakında öleceğini öğrenir. Wade için hayat bir anda anlamını yitirir. Ta ki adamın birinin elinde bir kartvizitle gelip Wade'e sıradışı bir tedavi yöntemi teklif etmesine kadar...

Ryan Reynolds
Künye
Filmde Wade'i yani Deadpool'u benim ilk kez severek izlediğim bir oyuncu oynuyor: Ryan Reynalds. Gerisi çok da önemli değil. Filmin bir uyarlama olduğunu söylemeye de gerek yok herhalde.

Yorum
  • Filmin çok küfürlü olduğu söyleniyor. Evet doğru. Ama herhangi bir Amerikan filminden daha küfürlü değil. Ha Türkçe dublajı da çok küfürlüydü. İşte ona alışık değiliz. Yer yer kulaklarımı tıkadım ve “iyi ki tek başına gelmişim” dediğim oldu.
  • Filmde bol miktarda cinsel içerikli espri var. Ama Deadpool öyledir. Az bile :)))
  • Çizgi romanlardaki Deadpool çok iyi aktarılmış. Oldukça iyi bir film.
  • Kadınların seveceği türden bir film değil. Ergenuslar içinse biçilmiş kaftan.
  • Böyle bir filmi tavsiye edecek değilim tabi. Ama izleyeceğinize de adım gibi eminim. İzleyin. Görün gününüzü :)))


Hayata İyi Seyirler...   

21 Eylül 2014 Pazar

"Yarının Sınırında" Ya Günü Sıfırlayabilseydik???

Ne okulların açılması, ne de taşınma telaşı... Hiç biri beni durdurmaya etmedi. Sadece biraz yavaşlattı. İki haftada üç film izledim ve onları yazmak için daha şimdi fırsat bulabildim. Hadi size önce en çok beğendiğim filmi anlatarak başlayayım.

Özet
2014 yapımı “Edge of Future” (Yarının Sınırında) adlı film bilim-kurgu komedi türünde. Hikayeye göre Dünya, yarı canlı, yarı robotik vahşi bir yaratık sürüsünün saldırısı altındadır. Yaratıklar büyük başkentlerin hemen hemen hepsini ele geçirmişlerdir. Tabi bu sırada Amerikan ordusu da boş durmamış ve askerleri için robotik zırhlar geliştirmiştir.  ise Amerikan ordusu için gönüllü askerler toplayan son derece prezantabl bir subaydır. Bir gün Subay Cage, Genelkurmay başkanıyla bir sebeple ters düşer ve bir anda kendini cephede bulur. Hem de “piyade er” olarak. Robotik zırha ve yaratıkların hızına ayak uydurmayan Cage savaşın tam ortasında, oracıkta ölür. Ancak bu ölüm ona “günü sıfırlama yeteneği” kazandırmıştır.

Künye
Filmde Cage'i Tom Cruise oynuyor. Kendisine Emily Blunt eşlik ediyor. İtiraf etmeliyim ki hanım efendi çok güzelleşmiş ve rolüne çok yakışmış. Çok beğendim. Filmin yönetmeni ise "Mr & Mrs Smith" ve "Bourne" filmlerinin yönetmeni de olan Doug Liman. (Beyefendiyi can-ı gönülden taktir ediyorum.)

Yorum
Film çok komik. Komedi filmlerden daha komik. Hatta o kadar ki bilim kurgu filminden çok komedi filmi olarak nitelendirilmeli ve listelerde en üst sıralara konmalı. Bilim kurgu sevmiyor olsanız bile mutlaka izleyin. İzleyin ve çok eğlenin.

Eğer “Pers Prensi”, “Deja Vu” ve “Kelebek Etkisi” gibi filmleri beğendiyseniz bunu da bayılırsınız.

Hayata İyi Seyirler...

16 Nisan 2014 Çarşamba

"Dünya Savaşı Z" Zombiler ve Brad Pitt...

Benim öğrencilerin uzun zamandır bahsettiği bir film vardı. “Hocam izleyin, şöyle güzel, böyle güzel.” diye diye anlattıkları bir film. Hiç tarzım olmasa da hadi izleyeyim dedim. Hadi önce filmi bir anlatayım, sonra yorumlayayım.

Özet
2013 yapımı “Dünya Savaşı Z” (World War Z) adlı filmden bahsediyorum. Hikayeye göre Gerry, karısı ve iki kızıyla daha çok vakit geçirebilmek için işinden ayrılmış genç bir babadır. (Ne de olsa özel timde komando olmak kolay değildir.) Fakat tam o sıralarda tüm dünya milletleri, zombi hastalığına tutulur. Yaşayan tüm insanlar zombilerin saldırısına uğramaktadır ve bir zombi tarafından ısırılılan herkes 7-8 saniye içinde zombiye dönüşmektedir. Gerry ve ailesi de bu saldırıya uğrayanlar arasındadır ama Gerry'nin üstün çabaları sayesinde güvenli bir yere ulaşırlar. Bu sırada Gerry'ye tehditle karışık bir teklif gelir. Gerry yeniden özel time katılacak ve zombi hastalığını iyileştirmesi beklenen bilim adamını sorunun kaynağına götürecektir. Ve eğer bu görevi kabul etmezse ailesi güvenli bölgeden çıkarılacaktır. İşte Gerry'nin sorunun merkezine yolculuğu böyle başlar.

Künye
Film fantastik gerilim türünde. Anlaşıldığı üzere de bir zombi filmi. Filmin başrol oyuncusu Brad Pitt. Diğer oyunculardan bahsetmeye gerek bile yok zaten.

Yorum
Zombi filmlerini seviyorsanız izleyin derim. Ama ben zombi filmlerini hiç sevmem ve o yüzden de beni hiç açmadı. Hele Brad Pitt'i bu filme hiç yakıştıramadım. Bir kere bu adamın tarzı bu değil. Ama niyeyse oynamış işte. Basit durmuş, sırıtmış bence.

Velhasıl kelam, beğenmedim. Yine de siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

1 Ocak 2014 Çarşamba

"Bay Hiç Kimse"

İmdb'de bir film ararken başka bir filme rastladım. Reytingi 7.9. Hem de bir kaç yıllık. Şimdiye kadar nasıl gözden kaçırdığıma da şaşırdım. Hemen izleyici yorumlarını okudum. Beğenen çok beğenmiş, beğenmeyen hiç beğenmemiş; arası yok yani. Ben de kendi fikrimi edinmek için izlemeye karar verdim. Gelin önce filmimizin özetine bir bakalım. Sonra da fikirlerime geçelim.

Özet
2009 yapımı "Bay Hiç Kimse" (Mr. Nobody) adlı film bilim kurgu ve fantastik türünde bir dram. Filmin tamamı 118 yaşındaki ihtiyar Nemo tarafından flash backler şeklinde anlatılıyor. Olay 2092'de geçiyor. Hikayeye göre Nemo, daha 9 yaşında bir çocukken annesi ve babası ayrılmaya karar verirler. Anne trene binip çoook uzaklara gidecektir. Nemo ise babasının yanında mı kalsın, yoksa annesiyle mi gitsin hala karar verememiştir. Annesi, Nemo ile tren istasyonunda vedalaşır ve trene biner. Tren hareket edince Nemo annesinin arkasından koşmaya başlar ve....... İşte bütün o film burada başlar. Acaba Nemo trene yetişmiş midir, yoksa yetişememiş midir? Yetişseydi n'olurdu, yetişemeseydi n'olurdu?

Künye
Filmde pek çok filmden tanıdığımız iki isim var. Biri Diane Kruger ve diğeri de Jared Leto. 

Yorum
İzleyelim mi, izlemeyelim miye gelince: Paralel evrenlere, bilim kurgulara, fantastik kurgulara meraklıysanız hiç kaçırmayın, izleyin derim. Hele bir de "Kelebek Etkisi" "Sil Baştan" "Bulut Atlası" "Kaynak" gibi filmleri beğeniyorsanız, buna da hasta olacağınıza garanti veririm. Ama eğer bu filmleri sevmiyorsanız, iki saatinizi boşa harcamayın. Bırakın şansınız başka filmlerde gülsün.

Hayata İyi Seyirler...


26 Aralık 2013 Perşembe

"X-Men" Serisine Kuş Bakışı...

X-Men'lerle üniversite yıllarımda tanıştım. 2000'lerin başlarında yani. O güne kadar çizgi romanları falan hiç ilgimi çekmemişti nedense. Tanışınca da bir tanıştım, pir tanıştım tabi. Tahmin edeceğiniz gibi zaman içerisinde X-Men filmlerinin ardı arkası kesilmedi ve benim doğal olarak benim X-Men'lere olan ilgimde hiç bir eksilme olmadı tabii. Gelin sizle bugün o muhteşem mutantların gel gitli yaşamlarına ve var olma çabalarına şahitlik edelim.

X-Men (2000)

Serinin ilk filmi "X-Men" 2000'de çekildi. Hikayeye göre mutant Profesör Xavier, mutant çocukların güvenliği ve eğitimi için açtığı okulda ekibiyle birlikte eğitim veriyordu. Okula yeni gelen kız öğrenci Rogue ise bir sebeple okuldan kaçmıştı. Onu bulma işi ise Wolverine'e düşmüştü. Ancak ne yazık ki Rogue'u Wolverine'den önce kötü kalpli Magneto bulmuş ve Rogue'u hain planlarına ortak etmişti. Tabi bu olaylar olurken Wolverine'in gizemli hikayesinin bir kısmına tanıklık da etmiştik, o ayrı konu.



 X-Men United (2003) 
Serinin ikinci filminde ise mutantlar siyasetin ve askeriyenin hedefindelerdi. Zira siyasiler eski bir albay olan William Stryker'ı işe koşmuşlardı. Stryker'ın görevi, dünya üzerindeki tüm mutantları tek tek tespit edip yok etmekti. İşte bu sebeple Profesör Xavier ve Magneto, güçlerini birleştirmek zorunda kalmışlardı. Yine tüm bunlar olurken Wolverine'in hikayesinin bir kısmına daha tanıklık etmiştik.




X-Men: Son Direniş (X-Men: The Last Stand) (2006)

Serinin üçüncü filmiinde ise mutantlar yine ciddi bir tehditle karşı karşıya kalmışlardı. Peki mesele neydi? Mesele bu kez bilimdi. Bilim adamları mutantları "tedavi edecek" yani insana dönüştürecek bir aşı keşfetmişlerdi. Ancak bu tedavi mutantları farklı bir şekilde ikiye ayırmıştı: Tedaviyi isteyenler ve istemeyenler şeklinde. Zira insana dönüşmek kimi mutantlar için normalleşmek anlamına gelirken, kimileri için sıradanlaşmak anlamına geliyordu. Bu filmde Wolverine'le ilgili özel bir şey yoktu çünküüüüüüüüüüüü...




X-Men Origins: Wolverine (X-Men Başlangıç: Wolverine) (2009)

Çünküüüüüüüüüüüü seerinin dördüncü filminde komple Wolverine'in hikayesini anlatıyordu. Hem de taaaaa çocukluğundan itibaren. (Zaten X-Men çizgi romanlarından kendi hikayesini sürdürebilen tek karakter de Wolverine'di.)




X-Men Origins: First Class (X-Men Başlangıç: Birinci Sınıf)

Sonra serinin beşinci filmigeldi. Bu filmde ise bize bu işlerin ta en başta nasıl başladığı anlatıldı. Xavier'la Magneto'nun aslında eskiden nasıl dost oldukları, mutant okulunun nasıl kurulduğu, mutantların kendilerini ilk kez nasıl ifşa ettikleri ve hatta Xavier'ın nasıl sakat kaldığı...





Wolverine (2013)

Seyirci Wolverine'in hikayesine doyamadığından olsa gerek, en son "Wolverine" adı altında bir film daha çekildi. Fakat bu filmin diğer X-Men'lerle bir alakası yoktu. Sadece bizim delimsek kahramanın umulmadık bir düşmana karşı verdiği mücadele anlatıldı. Filmde bol bol samuray ve Wolverine savaşı izledik.



Şu ana kadar olanları (benim gibi X-Men hayranıysanız) üç beş kere izlemişsinizdir zaten. Kimini az beğenmişsinizdir, kimini çok beğenmişsinizdir. Ama hepsini beğenmişsinizdir. (Ben öyleyim çünkü:))) )





X-Men: Days Of Future Past (2014)

2014 yılında ise serinin yeni halkası  gösterime girecek. Bildiğimiz kadarıyla bu hikayede Wolverine, bir işi halletmek için geçmişe gönderilecek. Tabi günümüzden geçmişe değil. Gelecekten geçmişe. Karışık bir şey yani. Bakalım izleyince görürüz.

Açıkçası bu film için (neden bilmem) önceki filmler kadar iyi olmayacakmış gibi bir his var içimde. Ama yine de dört gözle bekleyeceğimi söyleyebilirim. Bakalım hayırlısı.

Şimdiye kadar X-Men serisiyle tanışmadıysanız mutlaka tanışın. Şiddetle tavsiye ediyorum. Ama bilim kurgu sevmiyorsanız hiç bulaşmayın; zira o durumda aynı dilden konuşmamızın imkanı yok.

Hayata İyi Seyirler...

8 Aralık 2013 Pazar

"İnanılmaz Örümcek Adam 2" Süperler Süperlere Karşı...

Bizim evde bir Örümcek Adam'ın yaşadığını daha önce defalarca söylemiştim. Geçen hafta bizim örümcek adamın doğum günüydü. Bakın, bu da bizim doğum günü hediyemiz:))) Küçük adamımız hediyesini alınca çok sevindi. Hemen odasının duvarına astı. Doğum günün kutlu olsun güzel oğlum!!!



Gelelim asıl meselemize. Örümcek Adam sevdalılarına duyurulur. Sıkı durun: İnanılmaz Örümcek Adam 2 (The Amazing Spider Man 2) geliyor. Peki bizim hem öksüz hem yetim hem de fakir süper kahramanımız bu kez kimle kapışacak dersiniz? Ben söyleyeyim. Yeşil Cin'le olduğu kesin. Bir de Electro ve The Rhino ile. İddiaya göre böcük adamın en büyük savaşı olacakmış. İnanırım, çünkü (bir çizgi roman sever olarak) bu kapışmanın çizgi romandaki "hüsranlı" hikayesini çok iyi biliyorum. Vakti zamanında çizgi roman dünyasını derinden sarsan sürpriz bir ölümle karşılaşmıştı okuyucular. Eğer bu hazin öyküyü çizgi romandan filme uyarlarsa yapımcılar; hem müthiş bir film izleyeceğiz, hem de hüngür hüngür ağlayacağız demektir. Bekleyip göreceğiz bakalım.


Filmimiz 2 Mayıs 2014'te gösterime giriyor Allah'ın izniyle. Eh bize de 3D gözlüklerini takıp izlemek düşer.

Hayata İyi Seyirler...


P.S. Filmin diğer süperlerini Paul Giamatti, Jamie Foxx (ki kendisini çok severim) ve Chris Cooper oynuyorlar. Bunu da ekleyeyim dedim.

4 Aralık 2013 Çarşamba

"The Matrix" 3D Çekilsin Diyenler !!!...

Ben İngilizce Öğretmeniyim. Bizim dersler sosyal etkinliklere çok müsaittir. Kitaplarımız bile "Hayat Bilgisi" dersinin İngilizcesi gibidir. Doğal olarak resimdi, müzikti, alışverişti derken her şeyden bahsedilir bizim derslerde. E ben de sosyal bir insan olarak hemen konuyu görselleştirip derinleştiririm.

işte o bahsettiğim sahne
Geçen sene yine bir gün dersteyiz. 9. Sınıflarda, yani Lise 1'lerde. Konumuz sinema. Kitapta da The Matrix'in ikinici
filmi "Reloaded"dan bir sahnenin resmi var. Hani şu Neo'nun upuzun paltosu ve güneş gözlükleriyle, yüzlerce Ajan Smith'i evire çevire dövdüğü ve sonra da uçarak oradan uzaklaştığı sahne. Ben de derse başlangıç aktivitesi olarak yükledim filmi flaş belleğime; açtım akıllı tahtayı, açtım o sahneyi, "Hadi bakalım izleyin." dedim. Ben zannediyorum ki herkes -benim gibi- zaten filmi ezbere biliyor aslında da biz şöyle bir tekrar atıyoruz. Bütün sınıf demesin mi "Aaaa hocam! Bu hangi film???"

Nasıl yani? 31 kişilik sınıfta (ki Çanakkale'nin en iyi Anadolu Lisesindeki bir sınıfta) bir kişi bile; tek bir kişi bile filmi izlememiş mi yani!!!

Sonra aklıma geldi: "Siz" dedim, "Kaç doğumlusunuz???" "98 doğumluyuz" demesinler mi? NEEEE!!! Ben '99'da ÖSS'ye girdim. Sınavdan çıkınca da filme gitmiştim. Sonra da üç gün boyunca evin içinde Matrix, Matrix diye dolaşmıştım. (Tabi bunda sınavın da etkisini göz ardı edemeyiz. Aynı gün içinde hem Matrix hem ÖSS ağır gelmişti, bünyem kaldırmamıştı.)

Velhasıl kelam, yaşlandığımı o gün anladım ben.

Ve bir de şunu anladım. Yeni nesil, The Matrix'i tanımıyor. Hatta o kadar tanımıyor ki "Hocam eski filmlerin çekimleri tat vermiyor" diyecek kadar tanımıyor.

Buradan çıkarılacak ders: Ey Yapımcılar!!! Ey Yetkililer!!! Lütfen The Matrix bir daha gösterime girsin. Hem de bu sefer 3D olarak gösterilsin. Hem biz o EŞSİZ filmleri yeniden izleyebilelim hem de yeni nesille aramızdaki kuşak farkını kapatalım.

Lütfen, lütfen, lütfen...

Sanırım bu kısmı bir de İngilizce yazmam gerekecek:

Oh Dear Sir/Madam or (To whom it may concern)! Please re-stage "The Matrix: Trilogy" (of course in 3D version this time) just for us both to watch the UNIQUE movies again and to enclose the generation gap between our kids and us. PLEASE!!!

İnşallah sesimi bir duyan olur :)))

Amin diyenler peşimden gelsin...

Hayata İyi Seyirler...

27 Ekim 2013 Pazar

Allah Rızası İçin Biri Şu Dune'u Bir Daha Çeksin...

Dune (1984) Poster
1984 yapımı Dune
Şahsen en sevdiğim romanlardan biridir "Dune: Çöl Gezegeni." (Gerçi tiryakileri, serinin diğer kitaplarını daha çok beğeniyorlar ama ben onları okumadım.)

Hikaye müthiştir. Olay uzak bir gelecekte geçmektedir. Hikayeye göre çağın vebası, susuzluktur. O kadar ki birine verilecek en büyük hediye tükürüktür. Zira su o kadar kıymetlidir. Başka spoiler veremeyeceğim, kusura bakmayın.

Frank Herbert'in yazdığı roman için 1984'te bir film çekilmiş. Kabul ediyorum, film muhteşem. Ama kendi dönemi içinde değerlendirilirse.

E tabi bizim beğenilerimiz değişti şimdi. Benim şu "Hollywood İhtişamı" diye adlandırdığım görsel ve işitsel ögeler elbette ki şu anda bizleri yeterince doyurmaz. Hele yeni nesil izleyiciler için hiç bir şey ifade etmez.

O yüzden biri Allah rızası için biri şu Dune'u bir daha çeksin... Bir daha çekilsin ki doya doya izleyelim.

Hatta ben yapımcı olsam: "Peter Jackson! Gel kardeşim! Al şu romanı; oku baştan sona; sonra da üç film çek." derdim. Ha bir de eklerdim, "Yalnız başrolünde Orlando Bloom oynasın" diye. (Tamam bu konuda biraz sübjektif davranmış olabilirim. Hoşgörün:))

Velhasıl kelam. "Dune" bir daha çekilsin vesselam:)

Hayata İyi Seyirler...

14 Eylül 2013 Cumartesi

Hadi Bakalım Star Trek'çiler !!! Buyurun...

Benim yaşım pek yetmiyor ama Star Trek'in yayınlandığı dönemlerde diziyi herkes severek izlermiş. Cem Yılmaz da anlatıyor ya, "Kaptan Kirk babamızın oğlu gibiydi" diye. Hakikaten öyleymiş.

Star Trek dizisinin üreticilerini tebrik etmek istiyorum. Bilimin olmadığı bir dönemde kurguyu buldukları için. E şimdi bilim de var. Vallahi tadından yenmiyor yani :)

Serinin 2013 yapımı son filmi "Star Trek: Into Darkness" (Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru) 'yu bugün izledim. Anlatmak için sabırsızlanıyorum. Hemen başlayayım. Atılgan, bir keşif gezisine çıkmıştır. Ancak maceraperest Kaptan Kirk bu geziden pek çok kural ihlalleri ve ihmalkarlıklarla dönünce gemisi elinden alınır ve Spock'la yolları ayrılır. Bu sırada gezegen, eski bir kaptan tarafından kotarılan korkunç bir terör saldırısına maruz kalmıştır. Bu sebeple güvenlik konseyi konuyu görüşmek üzere hemen toplanır. Ancak konsey üyesi Kaptan Kirk, bu durumdan işkillenir. Teröristin bir sonraki hamlesinin ne olacağını aşağı yukarı tahmin etmektedir. Ve ne yazık ki Kaptan Kirk'ün tahminleri doğru çıkar. Hain terörist, konseye baskın yapar. Kaptan Kirk, canını zor kurtarır. Sonra da bu teröristi avlamak için üslerinden gemisini, mürettebatını ve biricik arkadaşı Spock'ını geri ister. İstedikleri Kaptan Kirk'e hemen verilir. Kirk, mühimmatını da yüklendikten sonra yollara düşer. Ancak bu macera -adından da anlaşılacağı gibi- tam bir bilinmezliktir.

Filmin oyuncu kadrosu önceki Star Trek'lerle aynı. Yani Kaptan Kirk'ü yine Chris Pine ve Spock'ı da Zachary Quinto oynuyor. Ekibin diğer üyeleri de aynen devam.

Gelelim filmle ilgili fikirlerime. Filme bayıldım. Muhteşem. Kimin iyi, kimin kötü olduğunu; kimin haklı, kimin haksız olduğunu, ya da kimin doğru, kimin yanlış olduğunu tahmin etmenin imkanı yok. Spock ve Scotty bile şaşırıyor yani o derece.

Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Mutlaka izleyin. Kaçırılacak film değil. Hatta sinemada izlemediğime pişman oldum da desem yeridir.

Hayata iyi Seyirler...

P.S. Filmin kostümleri genç izleyicilere pek hitap etmiyor olabilir ama bunlar dizidekilerin devamı.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

"Wolverine" Hikayenin Yeni Zinciri...

Ey seyirci size sesleniyorum!!!

Fantastik çizgi romanlardan uyarlama filmlerin örgüsü bellidir: İyiler kazanır, kötüler kaybeder. İyiler ölmez, kötüler (çoğunlukla) ölür. Senaryonun renklendirilmesi bakımından (iyi adam ve kötü adam hariç) diğer karakterler devamlı yer değiştirir durur.  Geri kalansa görsel efektti, soundtrackti, oyunculuktu, falan filan... Sonra film biter ve siz mutlu mesut sinemadan ayrılırsınız. Yani bu tür filmlerin sonu kolaylıkla öngörülebilir, iyiler ve kötüler aşağı yukarı tahmin edilebilir. Tabi seyirciye flashbacklerle sürpriz yapılmazsa. Bu kısıtlamalar çerçevesinde seyirciyi büyülemekse artık yönetmenin maharetine kalmıştır.

Uzun lafın kısası izlediğiniz her filmde "Akıl Oyunları" nın muhteşem sonunu yada "3 Idiots" un sıra dışı yapısını bulamazsınız.

Bu uzun nutuktan sonra gelelim sadede...

Dün eşimle Wolverine'e gittik. Aslında bizden önce giden arkadaşlardan filmle ilgili pek olumlu eleştiriler almamıştık. Yok aksiyon az, yok çok saçma, falan filan. İşte bunun sebebini anlayamadım. Daha ne istiyorlardı, gerçekten anlayamadım. Belki de bunun bir aksiyon filmi değil, fantastik film olduğunu; gerçek hayat hikayesi değil; çizgi roman uyarlaması olduğunu anlayamamışlardır. Ben başka sebep göremiyorum.

2013 yapımı "The Wolverine" e bir bakalım. Film bizi eskilere, epeyce eskilere götürmektedir. Taaa 2. Dünya Savaşına. Hikayeye göre Wolverine 2. Dünya Savaşı sırasında Nagazaki'de esir düşmüştür. Ancak Japon subaylar bilinmeyen bir sebeple ve hızla esirleri serbest bırakmaya başlamışlardır. Arkasından hepsi panik halde harakiri yapmaya başlar. Biri hariç. Yashida henüz genç bir subaydır ve harakiri yapmakta tereddüt eder. Ancak tam bu sırada iki Amerikan savaş uçağı suyun öbür tarafına bir bomba bırakır. Atom Bombası... O meşhur mantar duman bulutu bir anda gök yüzüne doğru yükselir ve sonra hızla yeryüzüne doğru yayılmaya başlar. İşte o an Wolverine  gizlendiği kuyudan çıkar ve genç subayı apar topar kuyuya iter. Sonra da subayın üstüne kapaklanır ve subayın hayatını kurtarır.
Aradan yıllar geçer ve ölüm döşeğindeki Yashida'nın adamları, uzun süren çabalardan sonra Wolverine'e ulaşır. Ama Wolverine artık eski Wolverine değildir. Jean'in ölümünden sonra inzivaya çekilmiş, adeta bir mağara adamına dönüşmüştür. Yashida'nın gönderdiği elçi kız, Wolverine'e geliş amacını söyler. Sebep basittir. Onurlu bir Japon olan Yashida, Wolverine'le vedalaşmak ve ona vefa borucunu ödemek için onu Tokyo'ya çağırmaktadır. Bizim aksi Wolverine elbette ki bunu hemen kabul etmez. Ama elçi kızın telkinleri sayesinde nihayet ikna olur. İşte bu yolculuk, Wolverine'in hayatını baştan sona değiştirecek korkunç bir yolculuk olacaktır. 

Filmde Wolverine'in her zamanki gibi Hugh Jackman oynuyor. (Beyefendiyi öbür tarafta da öyle göreceğimizi düşünüyorum:) Diğer taraftan filmdeki Japonların hepsi yeni yüzlerden oluşuyor. Filmin yönetmeni James Mangold'u "3.10 Yuma Treni"nden tanıyoruz. Senarist Mark Bomback'i ise "Zor Ölüm" "Total Recall" gibi ünlü filmlerden tanıyoruz.

Ben filmi çok beğendim. Bir Wolverine sever olarak çoğu anlamda aradığımı buldum. Yalnız senaryodaki bir boşluk dikkatimi çekti. Victor! Wolverine'in kendisi gibi mutant olan abisi Victor ve Wolverine tüm o meşhur savaşlarda omuz omuza çarpışmışlardı. Açıkçası gözlerim Victor'u aradı. Ama belki Wolverine'in esir düşmüş olması, olayı bir nebze somutlaştırıyordur. Bilemiyorum.

Wolverine'in hikayesini biliyorsanız ve Wolverine'i seviyorsanız, mutlaka izleyin. Ama hikayeyi bilmiyorsanız (yani diğer tüm X-Men'leri izlemediyseniz) boşuna vakit kaybetmeyin, çünkü sizin için bir şey ifade etmez.

Bu arada filmi sonuna kadar izleyin. Hem de taaaaaaaa en sonuna kadar. Ne de olsa MARVEL sürpriz yapmayı sever.

Hayata İyi Seyirler...

23 Temmuz 2013 Salı

Filmlere Gel!!! "Star Wars 7-8-9; Batman-Superman; The Hobbit 3; X-Men 4"

Mısır'daki sağır sultan bile duydu şimdi yazacağım şeyleri ama yazmazsam çatlarım. Benim derdim zaten bilgi vermek değil, konudan bahsetmek. Hani aşıklar hep aşkını konuşmak ister ya, onun gibi:)

Zaman su gibi akıp geçsin, sağ salim 2014'e ve sonra da 2015'e çıkalım istiyorum. Çünkü gidilmesi garanti (inşallah tabi) tam 4 film var. Üstelik aşklarım diyebileceğim 4 film.

Anlayan anladı. Yine de bakalım hangileriymiş.


1) STAR WARS EPISODE 7-8-9
Yıllar önce bir blokta şöyle bir soru sorulmuştu: "Sizce Star Wars' un sonu nasıl bitmeliydi?". Eşimle birlikte cevapları okuduk ve en çok komiğimize giden cevap şu olmuştu: "Bence Star Wars 7-8-9 çekilsin." Epeyce güldük ve dedik ki "Adam hikayeye doyamamış." Adamcağız haklı, doyulacak gibi değil ki. Neyse sonuçta o adamcağız duayı etti; biz Star Wars severler de amin dedik ve görünüşe göre dualarımız kabul oldu.


Üçüncü serinin ilk filmi 2005'te gösterime girecek. Gerorge Lucas'ın yaptığı açıklamaya göre bu filmler en süperleri olacakmış. 7. filmin senaryosu çoktan hazır olduğu için anlaşmalar hemen yapılmış ve filmin startı hemen verilmiş. Bu yüzden 7. film 2005'te hazır olacakmış ama 8 ve 9 için fazladan bir sene daha bekleyecekmişiz.

Ben senaryoyu okudum. Ama spoiler vermemek için bahsetmeyeceğim. Merak ediyorsanız ve İngilizcenize güveniyorsanız şu siteden bakabilirsiniz. http://supershadow.com/starwars/episode7/plot.html



2) BATMAN / SUPERMAN
Warner Bros. 2015'te biz sinema severlere bir güzellik yapacağını açıkladı ve DC Comics'in en ünlü iki süper kahramanını bir araya getirecek bir film yapacağını söyledi. Tahmin ettiğiniz gibi süper kahraman olgusunu yeniden şekillendiren yeni nesil çizgi romanlar yapımcıların gözünü açtı ve süper kahraman filmleri ardı ardına sıralanmaya başladı. Sonra da Batman oldu Kara Şövalye; Superman oldu Çelik Adam:) Şimdi de ikisi bir araya gelecek. Bakalım o zaman adı ne olacak.


Gelelim filmin künyesine. Annesinin karnından Superman'i oynamak için doğmuş olan Henry Cavill yine rolünü koruyacak. Ama eğer yapımcılar kesenin ağzını açmazsa annesinin karnından Dark Knight olmak için doğmuş Christian Bale filmde oynayamayacak. İnşallah Warner Bros başladığı işi yarım yamalak yapmaz ve biricik Christian'cığımızı bizim elimizden almaz.

Diğer taraftan yapımcılar nihayet Justice League'i de oluşturmayı akıl etti. Biliyorsunuz Marvel'in her bir süper kahramanı için tek tek film çekilmişti. Demir Adam, Hulk, Captain America, Thor; hepsinin hikayelerini bir bir izledik önce. Sonra da Avengers'la hepsi bir araya geldi ve o muhteşem film ortaya çıktı. Defalarca izledik de yine de seyrine doyamadık, değil mi yani?

İşte aynı taktik şimdi de DC Comics'in süper kahramanları için geçerli olacakmış. Batman'leri izledik, Superman'i de izledik. Şimdi bir de 2017'ye kadar Flash'ı çekeceklermiş. Sonra da Justice League'i çekeceklermiş.

Ama tabi onlara daha var. Kısacası şimdi bizim için önemli olan Superman / Batman.

Bekleyeceğiz artık:)



3) THE HOBBIT 3
Serinin finali aslında 2014'te. Ama Aralık ayının ortasından itibaren gösterime gireceği için çoğu sinema sever filmi 2015'te izleme fırsatı bulabilecek. O yüzden bu filmi de 2015'in garanti izlenecekler listesine dahil edeyim dedim.


Bu film elbette ki çoktan hazır. Ama malum. Daha bu kış ikincisini izleyeceğiz. Sonraki kış da kısmetse üçüncüsünü.



4) X-MEN
Yukarıdaki filmleri seviyorsanız, X-Men'den bir haber yok mu acaba diye sorduğunuza eminim. X-Men'lerin en çok ses getiren süper kahramanı Wolverine için yeni bir filmin çekildiğini zaten biliyorsunuzdur herhalde. O konuya hiç girmeyeceğim.


X-Men'den de bir haber var, hadi onu da söyleyeyim. Serinin yeni filmi 2014'te gösterime girecekmiş. Wolverine, hem insan ırkını hem de mutantları tehdit eden korkunç bir düşmanı etkisiz hale getirmek için geçmişe gönderilecekmiş.

Söylemeden geçemeyeceğim.. Hugh Jackman da anneciğinin karnından Wolverine olmak için doğmuş.



Eveeet sinema severler ve özellikle de süper kahraman severler!!! Gördüğünüz gibi önümüzdeki yıllarda çok güzel filmler bizleri bekliyor olacak.

Daha o zamana çok var diyorsanız, zaman su gibi akıp gider diyorum.

Hayata İyi Seyirler...

3 Temmuz 2013 Çarşamba

"Man Of Steel" Yeni Nesil Superman Filmi...

Eşim ve ben dün 7. evlilik yıl dönümümüzü kutladık. Ama romantik bir akşam yemeği yiyerek ya da romantik bir film izleyerek falan değil. Pek öyle tipler değilizdir biz. Daha aksiyonlu, daha maceralı bir şey yaptık ve çocukluk kahramanımız Superman'in dumanı üstünde filmine gittik. Ve sonunda şunu söyledik: "Ne iyi yaptık da evlendik ve ne iyi yaptık da bu filme geldik!" :)))



Gelin önce filmimize bakalım, sonra da diğer ayrıntılara ve yorumlara geçelim. 2013 yapımı "Man Of Steel" (Çelik Adam)'da hikaye, Kripton Gezegeninde başlamaktadır. Jor-El ve Faora-Ul çiftinin bir bebekleri olur. Ancak bu bebek yıllardır normal yollarla olan tek bebektir. Çünkü Kriptonlular yaşama ve üreme yöntemlerine fazlasıyla müdahale etmişler ve yaşadıkları dünyanın dengesini bozmuşlardır. Gezegenin sonu yakındır. Bu sebeple Jor-El ve Faora-Ul çifti oğullarının hayatta kalabilmesi için onu bir kapsüle koyup Dünya'ya fırlatırlar. Tek temennileri, kapsülün güzelce iniş yapmasıdır. Neyse ki kapsül Dünya'ya kazasız belasız iner ve küçük bebek iyi kalpli çiftçi bir aile tarafından büyütülür.


Diğer taraftan yöneticiler ve askerler arasında ciddi bir savaş başlamıştır. Yöneticiler bin bir güçlükle General Zod önderliğindeki isyancıları yakalayıp 300 yıllık soğuk hapse mahkum etmeyi başarırlar. Ancak kısa süre sonra Kripton Gezegeni infilak eder ve bu yok oluş, ne yazık ki General Zod'un ve kurmaylarının serbest kalmalarına sebep olur. Sağ kalan General Zod iki şey için yemin eder: 1) Jor-El'in oğlunu bulup öldürmek 2) Kriptonluları yeniden yükseltmek.

Filmdeki yeni Clark Kent'imiz İngiliz asıllı oyuncu Henry Cavill. Adam, bu dünyaya resmen Clark Kent olmak için gelmiş. O derece cuk oturmuş yani. Ama tabi filmde bir Nolan klasiği de söz konusu. Yani süper kahramanımız yalnız değil. Çok iyi akıl hocaları var. Mesela gerçek babası Jor-El. Peki o rolü kim oynuyor dersiniz? Russell Crowe. E bir de Superman'imizin Dünya'daki babası var, o rolü kim oynuyor dersiniz? Kevin Costner. Ha bir de (ileriki bölümlerde daha çok göreceğimizi tahmin ettiğimiz) Genel Müdür White var. O da Lawrence Fishbourne tarafından canlandırılıyor. Bayan oyuncu konusunda ise yine bir Nolan klasiği görüyoruz. "Çok tanınmış bir isme gerek yok, bulun birini oynatın" gibi olmuş. Ama hanımefendi rolünün altından başarıyla kalkmış, o da ayrı mesele:)))

Filmin yapımcıları ise Christopher Nolan ve David S. Göyer ((Dark Knight Serisinin senarist ve yönetmenleri). Beyefendiler adeta Superman olgusunu baştan yaratmışlar. Zira önceki Superman'lerde bazı şeyler gözümüze gözümüze sokuluyordu. Sembollere ve inanışlara fazlasıyla yer veriliyordu. Bu kez film, o tür sembollerden bir miktar arındırılmış. Gözümüze çarpan iki önemli sembol var. 1 ) "S" işareti. (açıklama yapıp da spoiler vermeyeyim.) 2) "Man Of Steel" ismi; ki bu isim çizgi romanlarda anlatılan Kripton'daki Superman'in asıl lakabı. (Bir tane daha çok önemli bir sembol yakaladığımı düşünüyorum, ama dini yada siyasi bir kriz çıkartmak istemediğimden dolayı emin olmadan konuşmayayım dedim.)

Filmde eski Superman'lere göre bir kaç değişiklik daha var. Mesela Superman'in kostümü. Kostüm nihayet bir palyaço kostümü görüntüsünden kurtulup gerçek bir süper kahraman kostümüne bürünebilmiş. Kırmızıyla mavinin daha koyu ve daha karizmatik tonları kullanılmış. Filmin müziklerine ise bayıldım. Hepsini toplayınca güzel bir soundtrack albümü olmuştur eminim. Bir de "hız" var. Yeni nesil filmlerdeki şu aksiyona aksiyon katan sürat olgusu. Ama öyle böyle değil. Uçuşlar, dövüşler, düşüşler, vb. hepsi çok hızlı. Müthiş keyif verici. Filmdeki ihtişama zaten bir şey diyemeyeceğim. En görkemli ne varsa o kullanılmış.

Lafı çok uzattım biliyorum. Ama filmde konuşulacak çok şey var. Ben en iyisi toparlayayım. Mutlaka izleyin. Daha doğrusu mutlaka sinemada ve dev ekranda izleyin. Ben çok beğendim, umarım siz de beğenirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

21 Mayıs 2013 Salı

"Ben Efsaneyim" Güzel Mi???

Bir dönem tüm aksiyon filmlerinin starı Will Smith'ti. Mesela Siyah Giyen Adamlar, Hancock, Ben Robot, Vahşi Vahşi Batı, Kurtuluş Günü, vb. gibi. Beyefendinin oynadığı tüm o filmler de 7.0 reytingin üzerindeydi. İşte onlardan biri.

2007 yapımı "Ben Efsaneyim" (I Am Legend)a bir bakalım. Amerika, bilim insanlarının TV'den duyurduğu haberle çalkalanmaktadır. Zira bilim insanları kanseri iyileştiren bir virüs bulduklarını açıklamışlardır. Ancak bu virüsle ilgili deneysel çalışmalar hiç de beklendiği gibi gitmemiş ve salgı hastalığa dönüşen virüs 3 yıl içinde tüm insanlığı yerle bir etmiştir. Geride (belki de) sadece bir kişi kalmıştır. Bilim adamı Robert (Will Smith). Robert, koskoca New York Şehrinde köpeğiyle birlikte hayatta kalabilen tek kişi olmuştur. Daha da kötüsü şehirde yalnız değildir. Çünkü Robert, salgın mutasyona uğramış yarı vampir yarı zombi kılıklı ucubelerle aynı şehirde sıkışıp kalmıştır.

Filmin yönetmeni, "Açlık Oyunları" gibi pek çok tanıdık filmin de yönetmeni olan Francis Lawrence. Senaristi ise Oldboy, Hücre, Poseidon ve Thor gibi uçuk filmlerin de senaristi olan Mark Protosevich.

Will Smith'i izlemek her zamanki gibi çok keyifli. Ama film, çıktığı dönemde, senaryodaki mantık hataları yüzünden çok eleştirilmişti. Mesela şehirde Robert'tan başka yaşayan yoktu ama şehirde ne elektrik ne de su kesilmişti. Diğer şeyler spoiler vereceğinden dolayı onları söylemesem daha iyi olur diye düşünüyorum.

Tavsiye etsem mi etmesem mi bilemedim. Siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

16 Mart 2013 Cumartesi

"Fantastik" Mi, Bilim Kurgu Mu???

'80 kuşağı pek bilmez ama '80 öncesi kuşak adı gibi bilir bilim kurgu filmlerini. Star Trek'in, Star Wars'un, Battlestar Galactica'nın, Geleceğe Dönüş'ün, Terminator'ün, daha da ötesi bilim kurgunun çok popüler olduğu o yıllarda uzuuuun soluklu bir akım olarak hafızalarda iz bırakmış bir dönemdir bilim kurgu hikayeleri. Asimov'un kitapları, Dune serisi Çöl Gezeni romanları çıkınca yer yerinden oynamıştı o zamanlar. Peki o zamanlar bilim kurgunun neden bu kadar hayran kitlesine sahip olduğuyla ilgili bir fikriniz var mı? Ya da şu anda neden popülaritesini yitirdiğiyle ilgili? Yok mu? O zaman ben söyleyeyim.

Elbette ki bunun tek bir sebebi yok ama en önemli sebepleri sıralayacak olursak bence ilk sıralarda şu geliyor: Şu anda sıradanlaşmış olan uzaya gitme fikrinin o zamanlar ancak ve ancak bilim kurgu filmlerinde mümkün olabilmesi bu konuda çok etkili olmuş görünüyor. "Bilim Kurgu"nun en parlak dönemini yaşadığı o dönemde şimdiki gibi uzay araçları ne mümkün? Ya da şimdiki gibi füturistik kostümler, dekorlar, ambiyanslar ne gezer? Şu anda "bilim"e o kadar alışığız ki "kurgu"ya ihtiyacımız bile yok. Zira şu anda aya neredeyse raylı sistem döşenecek; adamın biri geçenlerde uzaydan paraşütle atladı; ülkelerin uzaya gönderdiği telekomünikasyon uydularının sayısı uzaydaki yıldız sayısıyla kapışacak düzeyde. Hatta geçen hafta Meksika'ya mı ne meteor falan düştü ve onlarca kamera olayı görüntüledi. Yani artık uzayla ilgili her şey vaka-ı ardiyeden sayılır.

O yüzden de "bilim kurgu" eski önemini yitirdi. Terminatör gibi kült bir filmin bile 3.sü yapımcı firmayı iflas ettirdi. Zavallı adamlar filmin isim haklarını bile satarak kurtarabildiler paçayı. 4. filmin çöküşünden hiç bahsetmiyorum bile.

Bugün için bilim kurgu filmleri çekilmiyor değil, çekiliyor. Ama en fazla bir kez. Gerisi gelmiyor. İkincisi çekilenler ya çizgi roman uyarlamaları (Ironman, Transformers, X-Men, Spiderman gibi), ya da dünyanın en uçuk filmleri (Matrix serisi gibi, Avatar gibi). (Bu arada Matrix serisinin bilim kurgu türünü bitkisel hayata soktuğunu söylemek zorundayım. Ne de olsa bundan sonra Matrix'i sollayacak bir bilim kurgu filmi çekmek neredeyse imkansız. İnşallah Watchowski Kardeşler gibi iki deli daha çıkar da biz de yeniden bilim kurguya doyarız.)

Öyle zannediyorum ki fantastik filmlerin yıldızı da bilim kurgunun düşmesiyle yükseldi. Bilimin, özellikle müspet bilimlerin, hayatın her alanını kuşattığı şu dönemde galiba insanlar formüllerden sıkıldı. İnsanlar keskin sebep-sonuç ilişkilerinden ziyade bilimsiz kurguya, yani fantastik kurguya, yani "büyü - cazı" işlerine yöneldi. Mesela ne gibi? Mesela Harry Potter gibi. Mesela Yüzüklerin Efendisi gibi. Mesela Narnia Günlükleri gibi. Mesela Karayip Korsanları gibi. Mesela Alacakaranlık gibi. Bu filmlerin hiç birinin bilimle fenle alakası yok. Ama hepsi de masalsı kahramanlarla, ucube yaratıklarla, sihirli değneklerle, büyü kitaplarıyla, ruh ikizleriyle ve bunun gibi fantastik ögelerle dolu. Çünkü şu anın bilim kurgusu o.

Bu düşüncemi şununla desteklemek istiyorum. Bir anket yapsanız, 100 kişiye sorsanız "Yüzüklerin Efendisi fantastik mi, bilim kurgu mu?" diye, yarısı "bilim kurgu" der, diğer yarısı "fantastik bilim kurgu" der. Kısacası sizi deliye döndürürler. Nereden mi biliyorum. Çünkü sordum, oradan biliyorum:))) (Allah'tan Matrix'e fantastik demiyorlar, onu da sordum. Ama Avatar ve Star Wars gibi filmlerde ciddi bir karmaşa var, e normal tabi.)

Kişisel fikrimi soracak olursanız her iki türü de çok seviyorum. Yeter ki film dâhilerin elinden çıksın.

Hayata İyi Seyirler...

7 Şubat 2013 Perşembe

"Evrim" Var Mı???

Evrimci değilim ama evrim filmlerini severim. Hele böyle bilim kurgu komedi türünde olursa daha çok severim. Çünkü çok gülünç olurlar. İşte 2001 yapımı "Evolution" (Evrim) de bunlardan biri. Filmimize bir bakalım.
Wayne adlı genç adam bir gece vakti şehrin uzak ucunda itfaiyecilik sınavına hazırlanırken arabasının üzerine bir meteor düşer. Wayne canını zor kurtarır. Sonra da meteorun düştüğü yer, olay mahaline döner. Arizona Eyaleti Devlet Üniveristesinin iki çılgın profesörü Kane ve Harry, düşen meteoru incelemek üzere olay mahaline götürürürler. Ancak bu iki bilim adamı meteorla ilgili çok ilginç bir durum farkederler. Meteorun üzerinde bir çeşit mikro organizma yaşamaktadır ve bu organizma hızla evrimleşmekte, çoğalmakta ve yayılmaktadır. Daha da kötüsü, bu durumu farkeden Amerikan Ordusu da bu konudan haberdar olmuş ve bizim iki çatlak profesörü devre dışı bırakıp işi ele almıştır. Üstelik bunu sakar oktor Bayan Reed sayesinde başarmışlardır. Şimdi sorun bir değil iki tane olmuştur. Ve bu iki soruna karşı savaşacak sadece bir avuç insan vardır.

Filmin yönetmeni, "Bağlanmak Yok" ve "Hayalet Avcıları" filmlerinin yapımcısı olan Ivan Reitman. Senaristi ise "Aile Babası" filminde de imzası olan David Diamond. 

Muhteşem bir film değil. Hatta kötü de diyebiliriz. Zaten reytingleri de çok düşük. Ama içindeki komedi unsurlarına rağmen oldukça inandırıcı ve etkiyelici. Hatta büyük ölçüde tiksindirici.

İzleyin, mideniz bulansın.

Hayata İyi Seyirler...

30 Ocak 2013 Çarşamba

Biz Nasıl Mutlu Olacağız???

Mutluluk için eskiye dair şeyler bulmak sanki daha kolay. Hayatı kolaylaştıran onca yeniliğe, gelişime rağmen gittikçe daha da zor mutluluk. Beklentilerimiz fazla, aldıklarımız çok fazla. Hiç de mutlu değil ama kimseler.

İstemelere yakın vermelere uzağız. Beklemelere çok uzağız. Geçmişin destanlarına, kahramanlarına, mutlu sona ulaşan aşklarının acıları da içeren dizgelerine çok ama çok uzağız. Elimizde sayısız haz “aplikasyon”uyla mutluluğu arıyoruz.

Oysa mutluluk olan ve sonra biten bir şey değildir. Mutlu olmaya dair hamlelerle devam eder insan yaşamaya. Bu hamleler -özellikle de ‘özgür’sek- sanıldığından daha acılıdır. Trajediyi başından ayağına yememiş bir mutluluktan söz edemeyiz. İnsan ancak ihtişamlı bir trajedinin içinden süzülen bir mutluluk anına sahip olabilir.

Hangisi mutluluğu daha çok bilir ve yaşar? Öleceğini bilerek yaşayan insan mı, öleceğini unutmaya çalışarak yaşayan insan mı? Çağın bütün ‘alet’ leri bu soruya ikincisinden yana tavır koyuyor. Çünkü unutmak için sürekli ama sürekli ve artan miktarlarda “tüketmek” gerekiyor. Neyi mi? Hiç önemi yok. Haz kovasının dibi deliktir ve dibi delik bir kovayı dolduramazsınız. Sürekli akıtmanız gerekir ama asla dolmayacaktır.

Mutluluğun tarifini kimler yapıyor sizin için hiç düşündünüz mü? Reklamlar yapıyor. Katı meyve sıkacağı, daha ucuza SMS, hassas diş etlerinize çare üreten macun, dişlerinizi hassaslaştıran ama içerken daha “cool” görüneceğiniz gazlı içecekler, daha seksi görünmek için giyeceğiniz bikiniler, yalarken daha çekici görüneceğiniz dondurmalar… Bunlar sizi mutlu edecekler. Bir takım salak psikologlar-psikiyatristler, ne idüğü belirsiz yaşam koçları, kırmızı kıravatlı doktorlar var bir de: Hızla ve hemen, acısız ve şimdi daha mutlu, daha seksi, daha sağlıklı olmanız için size tarifler sunan. Gerçek(!) mutluluğun tarifini sizin biricik hakikatinizden uzak biçimde ortaya koyan, genelleyen hatta size ne yaparsanız mutlu olacağınızı söyleyen ve hatta bunu pazarlayan bütün bu yapının içindesiniz. Oysa mutluluk tüketerek değil üreterek var edilebilir.

Homeros, Shakespeare veya Dostoyevski okumamış olabilirsiniz. Ama Yüzüklerin Efendisi’ni veya Batman’i izlemiş veya okumuşsunuzdur. Hiç baştan aşağı mutluluk ve hazla örülmüş bir destan gördünüz mü? Çocukluğunda yarasalardan korktuğu o ağır tecrübeyi yaşamasaydı Batman olabilir miydi Bruce Wayne? Geçtim destanları, edebiyat eserlerini romantik komedilerde bile baştan sona engelsiz, sorunsuz sadece eğlenceli bir aşk gördünüz mü?

Mutluluğu mu arıyoruz? Bulamıyor muyuz? Neyle arıyoruz? Onu aradığımız araçlar mutluluğa gitmemizin asıl engeli olabilir mi?

2013 için mutluluk reçetesi(!) yazalım biz en iyisi:

“Hem çok çikolata hem çok zayıflama mı dediniz?!!! Hem aşk istediniz hem de kayıp duygusu hiç olmasın mı dediniz?!!! Hem özgür olmak hem de asıl sorumluluğun özgürlük olduğunu bilmek mi istemiyorsunuz? Hem hiç emek vermeyip hem de koşulsuz mutluluk mu istiyorsunuz? Sizi şöyle alalım. Çağın en verimli tüketicisisiniz. Size bayılıyoruz. Adınızın hiç önemi yok. Kredi kartı numaranız yeterli. Size mutluluk vaadediyoruz. Bir sürü seçeneğiniz var. Şu kişisel gelişim kitaplarından üç tane alınız. Şundan da üç tane alırsanız TV’ye çıkmak için çekilişe katılacaksınız. Günde 10 adet şundan yiyiniz. Eviniz için Feng Shui kursuna katıldıktan sonra yogashala’ya haftada üç gün gitmelisiniz. En az iki gününüzü de yaşam koçunuzla geçireceksiniz. Sporu ihmal etmeyin. Spordan sonra şarap kursuna gideceksiniz. Bazı kaygılarınız size rahatsız ediyor. Mutlu olmak için kaygıdan uzak durmalısınız. Bunun için hem bolca Brüksel Lahanası yemeli hem de terapiye gitmelisiniz. A, M, N, K, Y vitaminlerini ihmal etmeyiniz. Diyetisyeninizin bekleme odasında Mevlana’nın özlü sözlerini içeren o parlak kitabı da okumayı ihmal etmeyin. Organik gıdaların önemini artık biliyorsunuz. Özellkle sabah koşunuzdan once mutlaka ama mutlaka laktozsuz sütünüzü için. Moda tasarımcınızdan iletişim danışmanınıza mutlaka yürüyerek gidin. Yürürken ayağınızda mutlaka özel tabanlı spor ayakkabılarınız olsun. Terledikten sonra egzersiz sonrası antiaging kreminizi unutmayın….”


-ALINTIDIR-
Hürriyet, Fikirler 2013, Cem Mumcu: "Biz Nasıl Mutlu Olacağız?"

24 Aralık 2012 Pazartesi

"Watchmen" Sembolleri Neler???

Watchmen’i sinemada izledik. Filmi izlerken tanrısal özelliklere sahip Jon’un alnında bir sembol fark ettim. Çemberin içindeki nokta. Emin olamıyordum. Başka bir sahnede kendi parmağıyla alnına bu sembolü çizdiği geçmiş bir görüntüyü izleyince “Aman Allah'ım” dedim.
Eşim “ne oldu?” dedi.
“Arada anlatırım” dedim. 13 yıl önce öğrendiğim bir pagan mitosu kafamda dönüyordu.
Ara olduğunda etrafımızdaki herkes filme küfrediyor ne kadar sıkıldığını söylüyordu. Biz ise zevkten dört köşeydik.
“Matematikte sıfır rakamını kimler buldu?” diye sordum eşime.
“İbn-i Sina mı?” dedi.
“Araplar buldu. Peki Mısırlılar, Çinliler, Mayalar bulamamış mıydı bu rakamı? Farketmemişler miydi yani”
“?????”
“Sıfır ortasında nokta olan çemberle sembolize edilir ve tanrıyı gösterir bu yüzden onu kutsal bulan milletler bildikleri halde kullanmamıştır. Mısırda, Mayalarda, Antik Yunanda ve daha pek çok kültürde bu sembol şöyledir: kendi kuyruğunu ısıran bir yılanın oluşturduğu çember. Yılan bir yandan kendisini tüketirken öte yandan kendini besler ve döngü hiç durmadan devam eder. Tüm sembol ‘ebedi dönüş mitos’unu anlatır. Sonsuza dek hayvansal bir bedende tekrar tekrar dünyaya gelmeye hapsolmuş tanrı: insan.”

“Sıfır nasıl olur da tanrıyı tanımlar?”
“Negatif rakamları düşün. Tüm rakamları -eksi sonsuzdan artı sonsuza kadar- topladığında bulacağın sonuç sıfırdır. Sıfır hem herşeyi kapsar hem de hiçbir şey O değildir.” İkinci bölüm başladığında tüm dikkatim Jon’daydı. Mars’ın yüzeyinde sevgilisiyle konuşuyordu. Süper güçler yakında nükleer savaşla dünyadaki tüm hayatı bitirmenin eşiğindeydi ve sevgilisi onları durdurması için Jon’u ikna etmeye çalışıyordu. Jon; evrenin bu yokoluşu hissetmeyeceğini söyleyerek, bireyin önemsizliğinden ve hayatın anlamsızlığından dem vurdu. Gitgide insanlıktan uzaklaşan bir tanrıydı o, artık emindim. Şöyle dedi: “Belki de tüm bunlar yoktan yaratılmamıştır”. Artık emindim, o, mutlak bire evrilen bir pagan tanrısıydı. Paganlardaki “mutlak bir”(yanılsatıcı olmayan, ikincisi olmayan bir), evreni yaratmamıştır, coşkun bir anında bir patlama bir fışkırma yaşayarak evrene saçılmıştır. Sembol tekrar gözümün önüne geldi, suya düşen damlanın etrafa yaydığı dalga gibiydi, yada big bang…Evrendeki herşey onun parçasıdır. O hiçliktir, çünkü hiçbir şeye bu tanrıdır diyemezsin, ama herşeyin bütünü tanrıdır. Yaratmadığı bu dünyadaki insanların hayatıyla ilgilenmez o. “Belki de tüm bunlar yoktan yaratılmamıştır” cümlesini kurduğu andan itibaren Jon, sözleriyle anıları arasındaki derin çelişkinin farkına vardı. Babası bir saat ustasıydı ve saat monte etmeyi ondan öğrenmişti. Usta olmadan saat kendi kendine monte olabilir miydi?

Yoktan yaratılış (ex nihilo) İslam öğretisinde vardı. Birden Fatiha suresindeki ayeti hatırladım: maliki yevm-id-din. Daha Kur’anın başında bu cümlenin niye konulduğunu daha yeni anlıyordum. “O din gününün sahibidir”. Dünyayı ve insanlığı yoktan var eden İslam Allahı, pagan tanrısından farklı olarak yaşadığı hayat için insanlıktan hesap soracaktı. İnsanla ve hayatla yakından ilgileniyordu, onu yoktan var etmişti ve onu yargılayacaktı. Eve geldiğimde kafam zırıl zırıl ötüyordu. Nadiren tecrübe ettiğim bir “öğrendiklerini birleştirme” hali yaşıyordum. Plotinus'un, Aristo'nun, Eflatun'un tanrısı ile bizimkinin farkı apaçık açılıyordu kafamda. Milan Kundera’yı yanlış anladığımı fark ettim. Var olmanın dayanılmaz hafifliği dediğinde, varolmanın karşı konulmaz hafifliği değil, varolmanın tahammül edilmez hafifliği demişti o:” unbearable”. Yanılmıştım, ebedi dönüş mitosunu doğru anlamıştı aslında. Eski hayatlarını hatırlamayan insan, bu tek hayattaki davranışlarını bilinçli kararlarla yönetmiyordu. Karşılaştırabileceği eski bir tecrübesi yoktu ve tüm hayatı bu belirsizlik, bu sisperdesi sarmıştı. Hayatı bilinçli kararlar değil tesadüfler yönlendiriyordu. Almanların dediği gibi, “einmal ist keinmal”di; birkere=hiçkere… Tekrarlanabilir görünse de kararlar tek seferlikti, hayattaki önemli kararların çoğunun telafisi yoktu. Sonlu bir hayatı sadece bir sefer yaşayabilen insanın trajedisi… Bilgisayarın başına oturdum, google’da “watchmen” yazarken müslüman olduğuma şükrediyordum. Açılan sayfalarda Jon’un alnındaki sembolün anlamını bulunca önce şaşırdım, sonra tatmin oldum:” hidrojen atomu”.
- ALINTIDIR -
Hayata İyi Seyirler...