gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2017 Pazar

"Snowden" Telefonlarımız Dinleniyor mu, Hesaplarımız Güvenli mi???

Hani hep sorgulanır ya kurallar sadece fakirlere işliyor diye? Fakir kapı dinler, adı fesatçı olur; zengin kapı dinler, adı magazinci olur. Ya bu kapı dinleme işini devlet yaparsa o ne olur? O, istihbarat olur. Ha eğer bu dinlemeler yasa dışıysa, işte o zaman usulsüz dinleme olur. Yersen...

2000'li yılların başlarında başlayan bir kariyer öyküsüne bakacağız şimdi. Bakalım yukarıdaki meseleye nasıl yaklaşmış.

ÖZET
2016 yapımı “Snowden” adlı film gerçek hikayeden uyarlanan bir kitaptan uyarlanmış. Hikayeye göre Snowden adlı genç fiziksel olarak zayıf olduğu için orduda yer alamamıştır. İçe dönük kişiliği sebebiyle kız arkadaşını bile çöpçatan sitelerinden bulabilmiştir. Ama Snowden'ın diğer herkese fark atan bir özelliği vardır. O bir bilgisayar dehasıdır. Bu yönüyle CIA'ın bilişim alanındaki seçmelerine başvurmuş ve rakiplerini kolaylıkla elemeyi başarmıştır. Snowden, dehası sayesinde hızla yükselmeyi başarmış ve erişimi yüksek ağların başına getirilmiştir. Ancak orada devletin kirli bir yüzüyle karşılaşmıştır. Devlet, kendi halkını usulsüz dinlemeler yapmak yoluyla fişlemekte ve işine gelmeyenlerin ipini çekmektedir. Snowden, bu işi etik bulmamakla birlikte harekete geçmek için fırsat kollamaktadır.

KÜNYE
Gerçek Snowden
Filmde Snowden'ı Joseph Gordon-Lewitt oynuyor. Beyefendiye Shailene Woodley da eşlik ediyorlar. Filmin yönetmeni ise büyük üstat Oliver Stone.

YORUM
Filmi 128 dakika sürüyor. Daha filmin başında dedik ki “Allah aşkına 128 dakika ne bulunur da ne anlatılır?” Sonra anladık ki ancak yetti.

Filmde bir kare bile aksiyon sahnesi yok. Savaş, gerilim, korku ve işkence sahneleri de yok. Ama film boyunca o kadar ürpermişim ki korkudan facebook hesabıma giremedim. Paranoyak oldum. “Kim n'apsın benim gerzek hesabımı?” diyecek yüzüm kalmadı.

Yerin kulağı vardır diyen büyüklerimiz boşuna dememişler bu sözü. Hem de taaaa kaç yüzyıl öncesinden.

Mutlaka izleyin. Ne demek istediğimi o zaman anlayacaksınız.

Hayata İyi Seyirler...


P.S. Filmin sonunda gerçek kişilerin görüntüleri gösteriliyor. Gerçek esas kız o kadar güzel bir kadın ki genç ve ünlü aktris Shailene Woodley o hanımefendinin koltuğunu dolduramamış :))))  

21 Nisan 2017 Cuma

"Jurassic World" Devamının Devamı...

Jurassic Park filmlerinin devamı yıllar sonra geldi. Çocukken çok sevmezdim dinozorların hikayelerini. Ergenlikte de sevmedim. Üniversite çağlarındayken Jurassic Park'lar yoktu. Şimdi belki severim canavarların hikayelerini diyerek izledim Jurassic World'u. Ama canavarlar hala aynı canavarlar. İnceleyelim efendim...

ÖZET

2016 yapımı “Jurassic World” bilim kurgu türünde. Serinin devam filminde eskiden dinozor hayvanat bahçesi olarak izlediğim bahçe artık büyümüş büyümüş büyümüş adam olmuştur. Dinozorlar uzman ellerde bakılmakta ve seçkin turistler son derece güvenli ortamlarda gezilere katılmaktadır. Üstelik dinozorlar sirk gösterisi türünde gösteriler bile yapmaktadırlar. Hatta ve hatta işler o kadar ilerlemiştir ki artık seyircileri daha fazla etkileyebilmek için çok daha büyük dinozorlar melezleştirilmiştir. Bu yeni melez dinozor türü, diğerlerinden çok daha büyük, çok daha zeki ve çok daha vahşidir. Dinozor parkı yöneticileri adeta orantısız bir canavar yaratmıştır. Bu korkunç dinozor kısa sürede muhteşem bir plan yaparak güvenlik duvarını aşmayı başarır. Korku dolu kovalamaca ve ölüm kalım savaşı işte böylece başlamış olur.

KÜNYE
Filmde bir kaç tanıdık isme rastlıyoruz. Chris Pratt gibi, Bryce Dallas Howard gibi. Filmin yönetmeni ise Colin Trevorrow. Beyefendiyi gelecek sene Star Wars 9'un yönetmeni olarak da izleyeceğiz. 

YORUM
Film tabi ki bir görsel şölen. Yıllar önce Jurassic Park'ı ilk izlediğimizde -ki o zamanlar dinozorların hareketleri bile titrek titrekti- büyülenmiştik. Aynı büyünün yarısı bile bu filmde yok tabi. Zaten çirkin çirkin yaratıklar... Seyir keyfi bile vermiyor. 

Senaryo da eh işte. Bir kaç güzel fikir dışında fazla bir şey yok.

Ama yeni film için sinyal vermeyi unutmamışlar tabi. Devamı gelecek yani.

Eğer kafanız götürecekse izleyin. Hem de 3D izleyin. Ya da bırakın izlemeyin. Nasıl olsa sonunu biliyorsunuz.

Hayata İyi Seyirler... 

12 Nisan 2017 Çarşamba

"Gece Hayvanları" Gerilim Seviyorsanız İzleyin...

Çok sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine bir film izledim. Film portalında görüp geçtiğim bir film. Görüp geçiyordum çünkü ben korku ve gerilim türlerini izlemem. Ama bunu izledim işte. Peki izlediğime değdi mi? Evet, değdi. Size de anlatayım efendim.

ÖZET
2016 yapımı “Gece Hayvanları” (Nocturnal Animals) adlı film gerilim türünde bir dram. Film iki kanattan ilerliyor. Film önce dramatik hikayeyle başlıyor. Hikayeye göre Susan evli bir kadındır. Evliliğinde de hiç mutlu değildir. Bir gün Susan, eski eşi Edward'dan gelen bir kargo alır. Kutuda Edward'ın yeni yazdığı kitabının bir kopyası bulunmaktadır. Edward Susan'ın bu kitabı değerlendirmesini istemektedir.

Susan “Gece Hayvanları” adlı kitabı açar ve işte o gerilim dolu hikayeyi okumaya başlar. Hikayeye göre Tony Hastings, karısı ve ergenlik çağındaki kızıyla beraber arabalarına binip bir yolculuğa çıkarlar. Gecenin bir vakti sakin geçen yolculuğun huzurunu bir araba dolusu ayyaş adam bozar. Ve olaylar hiç beklenmedik yerlere gider.

KÜNYE
Filmde Susan'ı Amy Adams oynuyor. Tony'yi ise Jake Gyllenhaal canlandırıyor. Başka tanıdık isimler de var çok önemli değil. Film Austin Wright'ın aynı adlı romanından uyarlama bir Tom Ford filmi.

YORUM
Film çok değişik. İki hikaye bir keşisip bir ayrılıyor. Adeta sarmal devam ediyor.

Filmin gerilim kısımları o kadar gerilim dolu ki bir ara nefes alamadığımı hissettim. Fakat ne yazık ki gerilim dolu dakikalar kısa sürdü ve o kısımlar da dramatik bir hikayeye dönüştü. Açıkçası “Barda” filminde ilk sahneden son sahneye kadar devam eden gerilimi aradı gözüm. Ama olmadı işte. (Gerilim sevmiyorum tamam ama madem yapıyoruz bir işi; tam yapalım ama değil mi?)

Size filmle ilgili daha çok şey söylemek isterdim ama o zaman çok spoiler vermek zorunda kalırım. Ben size şu kadarını söyleyeyim. Film sanki bir sanat filmi gibi. Bir sürü şey satır aralarında gizli. O yüzden dikkatli izlemek ve sonra da üstüne biraz kafa yormak gerekiyor. 

Eğer “Ben rahatlamak için izliyorum” diyenlerdenseniz izlemeyin. Ama “Yok aksiyona doydum, yok romantiğe doydum; yok değişik olsun” diyorsanız hiç beklemeyin izleyin derim.


Hayata İyi Seyirler...

27 Şubat 2017 Pazartesi

"John Wick 2" Değil; Sanki "Gun Wick" Canını Sevdiğim...

John Wick'in ilk filmini izleyip de sevmeyen seyirci yok gibidir. Film o kadar güzel; o kadar hızlı ve o kadar espriliydi ki tadına doyamamıştık. Geçen hafta da ikinci filminin çekilip sinemalara geldiğini duyduk. Reytinglerine bir baktık; Aman Ya Rabbi! 8.2. Ne demek! Hemen koştuk. Ve sonuç: hezimet... Anlatayım efendim.

ÖZET

2017 yapımı “John Wick: Chapter 2” yine aksiyon türünde. Hikayeye göre John Wick ilk filmde yarım kalan işini -çalınan arabasını geri almak- tamamlamak için var gücüyle savaşır ve amacına ulaşır. Arabasını huzur içinde evine getirip park eder. Sonra da ilk iş olarak, sahip olduğu silahları bir sandığa koyup üstüne beton döker. John Wick artık emeklidir. Derken -hatta daha beton bile kurumadan- İtalyan patronlardan biri gelir ve eskiden yapılmış bir anlaşmayı hatırlatır. Arkasından Wick'e bir iş siparişi vermek ister. Adam kendisi gibi mafya lideri olan ablasını öldürtmek istemektedir. Wick artık emekli olduğunu söyleyerek teklifi geri çevirir. Ancak İtalyan patron Wick'in evini havaya uçurur ve Wick'i bu işi yapmaya mecbur eder.

KÜNYE
Filmde John Wick'i yine Keanu Reeves oynuyor. Diğer oyuncular da aynen yerli yerinde duruyor. Yalnız bir de sürpriz bir isim var. “Welcome, Neo!” Replikiyle gönüllerimize taht kurmuş Morpheus. Yani Lawrence Fishbourne. Keanu Reeves ve Fishbourne yine bir filmde tanışıyorlar ve kaynaşıyorlar. Tek fark: bu kez Keanu Reeves Fishbourne'a bir teklifle geliyor.

YORUM
Film tam bir hayal kırıklığıydı. Ben bu filme 8.2 değil; 6.2 bile vermezdim.

Filmde baştan sona bitmek bilmeyen adam öldürme sahnelerinden başka hiç bir şey yoktu. İki saatlik filmin 20 dakikasında replik ve diyalog varsa geri kalanı ful silah sesiydi. Sanki John Wick değil; “Gun Wick” gibi bir şeydi.

Tövbeler olsun. Bir daha ne giderim; ne izlerim. TV'de rastlasam kanalı değiştiririm. Öyle bir şey.

Ama illaki “merak ettim, izleyeceğim” diyorsanız siz bilirsiniz. John Wick'le size mutluluklar dilerim.


Hayata İyi Seyirler...

10 Haziran 2016 Cuma

"Enemy" Aynı Yüzlü İki Adam...

Epeyce zaman önce izlediğim bir film vardı. Jake Gyllenhaal oynuyormuş diye izlemiştim. Size de bahsedeyim.

Özet
2013 yapımı "Enemy" adlı film gerilim türünde. Hikayeye göre Adam, evlidir ve karısı da hamiledir. Adam'ın sıradan bir işi, sıradan bir ailesi ve sıradan yaşantısı vardır. Bir gün bir cafede sıradan bir adam  Adam'a bir filmden bahseder. Adam filmi bulur ve izlemeye başlar. Ancak filmi izlerken birden bire ilginç bir şey olduğunu farkeder. Filmin dandik bir sahnesinde ayyyyynı kendisine benzeyen bir oyuncu olduğunu görür. Küçük bir araştırmadan sonra adamın kim olduğunu bulur ve adamla tanışmaya gider. İşte bu tanışmadan sonra  Adam'ın hayatı artık sıradışı bir hale bürünecektir.

Künye
Filmde Adam'ı Jake Gyllenhaal oynuyor. Filmin senaristi ise "The Double"ın da yazarı ile aynı kişi. Zaten filmler neredeyse aynı.

Yorum
Film fena değil ama fazlasıyla gizemli ve bu gizemler maalesef filmin sonunda da çözülmüyor. Ancak aynı adlı kitapta bu gizemlerin hiç biri sır değil. Merka edenler kitabı okuyabilir ya da izleyici yorumlarından bakabilirler.

Peki izleyelim mi? Bu tür gerilim ve gizem filmi sevenlerin çok beğeneceğine eminim. O yüzden izleyip izlemeyeceğinize kendiniz karar verin.


Hayata İyi Seyirler...

20 Mayıs 2016 Cuma

"American Psycho" Hasetlikten Deliren Bir Adamın Hikayesi...


Taaaaa üniversitede öğrenciyken izlediğim bir film vardı. Filmin baştan sona çok sevmiştim. Ama filmin sonunu hiç beğenmemiştim. Çünkü çok ortada kalmış bir sonu vardı. Ama film çok klastı.

Peki sonra ne mi oldu? Ne olduğunu size “yorum” kısmında söyleyeceğim.

Özet
2000 Yapımı “American Psycho” adlı film gerilim türünde. Hikayeye göre Patrick bir insanın sahip olmak isteyeceği her şeye sahiptir. Harward'da eğitim, Wallstreet'te makam, güzel manita, dolgun maaş, üçgen vücut, pahalı giysiler... Her şey ama her şey. Tek bir şey hariç: Manevi tatmin. Patrick fena halde komplekslidir. En iyi olmak ona yetmemektedir. O, “tek” iyi olmak istemektedir. Çevresindekilerin de iyi olması ise Patrick'e göre katlanılır gibi değildir. İçindeki bu nefret ve hasetlik maalesef Patrick'in kalbinde bir güdünün harekete geçmesine sebep olur. Öldürme içgüdüsü. İşte bu yüzden sonra Patrick katlanamadığı herkesi öldürmeye başlayacaktır.

Künye
Filmde Patrick'i Christian Bale oynuyor. Beyefendinin gençlik dönemi filmlerinden.

Yorum
Şimdi kaldığım yerden devam ediyorum. Filmi yine izledim ve “Aman Allah'ım! Bu film ne kadar da kötüymüş!” dedim.

Filmde 80'lerin ve 90'ların o korkunç tarzı var. Filmde “elit” olarak gösterilen her şey çok “rüküş”.

Christian Bale'ın oyunculuğu çok yapmacık. Beyefendiyi bu defa hiç beğenmedim.

Filmin sonu sürprizli bir son ama biraz zayıf kalmış. Mutlaka bir kaç ilave sahneyle dahabağlanmalıydı.

Kesinlikle tavsiye etmiyorum. Ha sizin de böyle kompleksleriniz varsa; mutlaka izleyin. Belki de bu film; sizin filminizdir :))) (Tabi durumu kabullenen biriyseniz...)

Hayata İyi Seyirler...

14 Nisan 2016 Perşembe

"The Double" Gizem...

Bir film buldum ve izledim. Portalda epeydir gözüme takılan bir filmdi. Size filmden bahsedeyim.

Özet
2013 yapımı “The Double” adlı film karman çorman bir film. Türünü yazamıyorum yani. Hikayeye göre Simon tuhaf bir adamdır. İçe kapanık, ezik ve silik karakterin tekidir. Bir dahi olmasına rağmen iş yerinde bir türlü kendini ispatlayamamıştır. Hoşlandığı kızla aynı binada çalışmasına rağmen kıza gidip tek kelime edememiştir. Maaşıyla zar zor geçinmektedir. Bakım evinde yaşayan yaşlı ailesinin sevgisinden bile yoksundur. Hayat Simon'a bir oradan bir buradan vururken işe yeni alınan James sayesinde birden işler değişir. Çünkü James, Simon'a tıpatıp benzeyen diğer adamdır.

Künye
Filmde Simon da James de Jessie Eisenberg tarafından canlandırılıyor. Her oyuncunun hayalindeki rol. Tek film, iki karakter. Film ayrıca Dostoyevski'nin bir eserinden uyarlama.

Yorum
Filmin atmosferi çok değişik. Gerilim ve gizem yüklü bir film. Eisenberg'in oyunculuğu da eyvallah. Ama filmin gidişatı da sonu da çok bayat. Bunun gibi çok film var artık piyasada. O yüzden izlemeseniz de olur.

Hayata İyi Seyirler...


P.S. Ekranda Jessie Eisenberg'in olduğu hiç bir sahneyi izleyemiyorum. Adamın suratı o kadar ilginç ki filmlere odaklanamıyorum. İzlesem de anlayamıyorum. Kafam karışıyor. Nereden çıktı bu adam :)))

28 Mart 2016 Pazartesi

"Taşkınlar Kulübü" Oxford'un En İğrenç On Öğrencisi...

Ünlü üniversitelerin öğrencilerini anlatan filmler sanırım çok tutuyor. İnsanlar oralarda neler olduğunu bazen imrendiği için bazen de kıskandığı için öğrenmek istiyor. İyi öğrencilerin neler yaptığını zaten herkes biliyor. Ama kötü öğrencilerin neler yapabileceğini görmemiz için filmlere bakmamız gerekiyor. Hadi bakalım o zaman...

Özet
2014 yapımı "The Riot Club" (Taşkınlar Kulübü) adlı film suç ve dram türünde. Hikayeye göre Oxford Üniversitesinde gizli bir kulüp vardır. Hem de yüzyıllardır. Bu kulüp 10 kişilik bir gruptan oluşur. Her türlü suçu işlemeye meyilli 10 erkekten oluşur. Delikanlıların neredeyse hepsi para babasıdır ve hepsi parayla her şeyi satın alabilmektedirler. O yıl kulübün üye sayısı sekizdir ve acilen iki üye bulunmalıdır. Üyeler derhal iki aday bulurlar. Bunlardan biri abisinin çok zengin ama ezik Ryle ve diğeri de çok zengin ama mütevazi Miles'dır. Ama her ikisinin de kulübün içeriğinden tam olarak haberleri yoktur.

Künye
Filmde yarı ünlü diyebileceğimiz bir kaç oyuncu var. Ama daha önemlisi filmin bir tiyatro oyunundan uyarlanmış olması.

Yorum
Film çok iyi değil. Daha doğrusu benim beklentim daha farklıydı. Bazı sahneler de çok saçmaydı. Darmadağınık bir filmdi. Ben pek beğenmedim. Yine de siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Spoiler vermek istemediğim için fazla bir şey söyleyemedim. Pek çok açıdan eleştirilecek yok yanı var.

11 Kasım 2015 Çarşamba

"Ex Machina" Yine bir Yapay Zeka Filmi...

Şu, yapay zeka filmleri bitmedi; bitmeyecek... Her sene en az bir iki tane çıkıyor. Meraktan hepsini de izliyoruz. Başımıza ne geleceğini anlamaya çalışıyoruz. Her seferinde de korkuyoruz;işte o kötü oluyor. :)))

Bu türlerden bir tanesini daha izledik. Size filmi anlatayım.

Özet
2015 yapımı "Ex Machina" adlı film bilim kurgu ve gerilim türünde. Hikayeye göre Caleb, genç bir yazılımcıdır. Caleb, çalıştığı şirketin düzenlediği bir yarışmaya katılır ve birinci olur. Ödülü ise şirket sahibi Nathan tarafından bir hafta ağırlanmak ve bir deneye dahil olmaktır. Caleb tasını tarağını toplar ve Nathan'ın malikanesine gider. Patron, vakit kaybetmeden konuya girer. Mesele basittir. Patron bir tür yapay zeka icat etmiştir ancak zekanın çalışma seviyesinden emin olamamıştır. Caleb'ın görevi ise sistemin açığı var mı yok mu diye sorgulamak olacaktır. Bunu yapmanın tek yolu ise dişi robot görünümlü yapay zeka "Havva" ile sohbet etmekten geçmek olacaktır..

Künye
Filmde topu topu 3-5 kişi oynuyor. Bunlardan Caleb'ı daha önce de çok iyi filmlerden tanıdığımız Domhnall Gleeson oynuyor. Nathan'ı ise Oscar Isaac canlandırıyor. Dişi robot Havva ise Alicia Vikander'de hayat buluyor.

Filmin senaristi ve yönetmeni ise bilim kurgu dahisi Alex Garland. Kendisi aynı zamanda "Yargıç Dredd" ve "Gün Işığı" filmlerinin de yönetmeni.

Yorum
Ben filmi çok beğendim. Hele sonu, bitirdi beni. Ha biraz ağır aksak ve soğuk gidiyor. Ama birbirine tamamen yabancı üç karakterin -bir patron, bir çalışan, bir robot- aynı evde bir hafta geçirdiğini var sayarsak normal tabi. 
Bir de filmin sonundan daha çok tat almak istiyorsanız eğer; film boyunca verilen gizli mesajları toplayın. O zaman daha bir keyifli oluyor.

Eğer daha önce "Her" (Aşk) gibi, Automata gibi filmleri beğendiyseniz; bunu da beğenirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...


28 Ağustos 2015 Cuma

"Yatağımdaki Düşman" Başı Romantik, Ortası Gerilim, Sonu Komedi Filmi...

Ben gerilim filmi sevmem. Gereksiz yere gerilirim. Ama Julia Roberts'ın oynadığı bir filminin tuzağına düştüm. Filmin türünü romantik komedi zannederek izledim. Çok mağdurum :)))

Özet
1991 yapımı "Yatağımdaki Düşman" (Sleeping with the Enemy) gerilim türünde. Hikayeye göre Laura ve Martin, çılgın bir aşkla birbirlerine tutulurlar ve ani bir kararla evlenirler. Kadın güzeldir, çekicidir, zekidir ama aşıktır. Adamsa zengindir, yakışıklıdır, karizmatiktir ama obsesif bir psikopattır. Ve kadındaki aşk ne yazık ki adamın durumunu geç fark etmesine sebep olur. Hem de çok geç. Yani evlendikten sonra. Hatta dayak yedikten sonra. Hatta ikinci dayağı yedikten sonra. Hatta....................

Künye
Filmde Laura denen zavallı kadını Julia Roberts oynuyor. Film, Nancy Price'ın aynı adlı romanından uyarlama.

Yorum
Filmi sonuna kadar izledim. İstemeye istemeye. Ama merak ede ede. Aslında sonuna kadar çok güzeldi. Tam bir gerilim filmiydi. Ama Allah'tan sonu maskaralıktı da o gergin havam hemen dağıldı. Yani sonuna çok takılmazsanız güzel bir film. Ama takılmamak elde değil. Çok komikti :)))

Tamam tamam. Siz en iyisi izlemeyin. Gidin başka filmler izleyin.

Hayata İyi Seyirler...

29 Mart 2015 Pazar

"Gece Vurgunu" ... Vursunlar Bakalım...

Pers Prensi filminden beri (Prince of Persia) Jake Gyllenhaal'ı çok severim. Ama nasıl bir tiptir ki adamın yüzüne hala alışamadım. İlginç, değil mi? :)) Gösterime giren tüm filmlerini de izlemişimdir ve kendisinde şunu farkettim. Bütün bir filmi tek başına götürecek kadar yetenekli. Ve yine ne ilginçtir ki kendisinden daha ünlü olan hiç kimseyle aynı filmde oynamıyor. :)))) Bu da bir taktiktir tabi, saygı duyuyorum :)

Beyefendinin yine başrol oynadığı son filmine bakalım hadi :)

Özet
2014 yapımı “Night Crawler” (Gece Vurgunu) adlı film biyografik gerilim türünde. Hikayeye göre Lou, bir hırsızdır. Birilerinden çalar ve birilerine satar. Ancak işler epeyce kesattır. Bu sebeple Lou, iş aranırken bir trafik kazasının kanlı manlı görüntülerini kayda alıp tv kanallarına satan bir adamın kaç para kazandığına şahit olur. Ve böylece Lou aradığı işi bulmuştur: Kaza, cinayet, yangın, kovalamaca sahneleri görüntülemek. Hedefi ise diğer görüntücülerden çok daha büyüktür. (Hedefi söylemeyeyim şimdi.) Peki Jake Gyllenhaal bu yolda başarılı olabilecek midir? Ya da neler yaşayacaktır?

Künye
Başta da söylediğim gibi baş rolde Jake Gyllenhaal oynuyor. Filmin senaristi ve yönetmeni ise "Çelik Yumruklar" ve "Kirli Para" gibi ünlü filmlerin senaristi olan Dan Gilroy.

Yorum
Peki izleyelim mi? Elbette. Reytingleri çok yüksek ve bir dakikasında bile sıkılmadığınız bir film. Aksiyon desem aksiyon değil. Gerilim desem, gerilim değil. Ve çok ilginç bir film. Ve ayrıca onca sinir bozucu sahneye size bi şeyler katabilecek bir film. Mutlaka izleyin. “Locke” türü filmleri beğeniyorsanız, bunu da beğenirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

"Yıldızlararası" mı deseeem, "Interstellar" mı deseeeem ???

"Babalar bazen kızlarını dinlemezler. Bazen de kızlarının sözünü dinlemezler. İş işten geçince de babalar değil, kızlar daha çok üzülür ama babalar bunu da bilmezler..."

Özetle bunu anlatan bir filmden bahsetmek istiyorum size. Hem de bir sinema dehasının elinden çıkmış bir film. Hadi önce filmin konusuna bir bakalım.

Özet
2014 yapımı "Interstellar" (Yıldızlararası) adlı film gerilim ve bilim kurgu ve dram türünde. Hikayeye göre hava, hızla küflenmektedir. İnsanlar küflü havayı daha az solumak için maskeler kullanmaktadırlar. Tarım alanları ve ürün çeşitleri iyice azalmıştır. İnsanlar önce gıdasız, sonra susuz sonra da havasız kalmak üzeredir. Dünya ölmek üzeredir ve insanlar  Eski bir pilot olan Cooper ve onun ailesi de bu durumdan fazlasıyla nasibini almıştır. Umutlar adım adım tükenirken Cooper bir bilim merkezinden bir teklif alır. Teklif şudur: 3 mürettebatla birlikte bir uzay mekiğine binip yaşanabilir bir gezegen bulmak. Cooper önce kabul etmese de ailesinin geleceği için evet demek zorunda kalır. İşte Cooper'ın zorlu hikayesi böyle başlayacaktır. 

Künye 
Normalde yorumlar bölümü künyeden uzun olur. Ama bu sefer künye bölümü uzun olacak neden mi? Çünküüüü

1) Filmin senaristleri Nolan Kardeşler. Hani şu "Çelik Adam"ın senaristleri. Hani şu, "The Matrix"in yaratıcıları olan Wachowski Kardeşleri elli kere sollayan kardeşler.

2) Yönetmeni ise Chistoper Nolan. Hani şu Dark Knight serisinin yönetmeni. Hani şu Inception'ın da yönetmeni. İşte o muhteşem şahsiyet.

3) Oyuncular desen kimi izleyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Michael Caine, Bir de sürpriz isim.  

Yorum
Filmin girişi size sıradan gelmiş olabilir ama emin olun çıkışı hiç sıradan gelmeyecek. 

Uzun uzun yorumlamayacağım. 

Muhteşem.

Mutlaka izleyin.

Mutlaka...

Hayata İyi Seyirler...

5 Ocak 2015 Pazartesi

"Alın Yazısı" Görüp Görebileceğiniz En İlginç Paradokxssksxxx...

Çok sevdiğim bir arkadaşım bir film izlemiş. Bana da tavsiye etti ama filmin ismini bir türlü çıkaramadı. “Pre.... Prel... Pre...tion” dedi kaldı. Yalnız filmin konusuyla ilgili bir ipucu verdi ve konusu benim de ilgimi çekti. Eşime filmin konusundan bahsettim. O da birden “Heh! Benim filanca arkadaşım da o filmi izlemiş, çok beğenmiş ama filmin adını hatırlayamadığı için havada kaldı” dedi.
Güç bela filmin adını bulduk ve şu filmi nihayet izleyebildik.

Özet
2014 yapımı “Alınyazısı” (Predestination :)))) adlı film hem fantastik, hem bilim kurgu hem de gizem türünde. Hikayeye göre adamımız (Ethan Hawk), görevi gereği zamanda yolculuk yapan bir ajandır. Eskide geçen kötü olayları düzeltmek amacıyla geçmişe gider ve o olaylar henüz olmadan önlemeye çalışır. Yeni görevi bir katliamcıyı bulmak ve katliamı önlemeye çalışmak için adamı ikna etmek olacaktır. Bunun için yine geçmişe gider ve bir barda barmen kılığında işe koyulur. Bardaki müşterilerden biriyle sohbete başlar. Ancak bu sohbet hiç beklenmedik bir şekilde son ve sonuç bulacaktır.

Künye
Filmde zaman yolcusu ajanımızı Ethan Hawk oynuyor. Kendisine bu filmde Sarah Snook eşlik ediyor. Film bir kısa öyküden uyarlama. 

Yorum
1) Yılan hikayesi demek bu olsa gerek. Ben hayatımda böyle paradokslu bir film görmedim. Hatta kitap ya da benzer bir film de görmedim. Hatta ben hayatımda böyle bir şey görmedim.
2) Çok ilginç ve tuhaf bir filmdi. Git gide çözüleceğine, git gide karmaşıklaşan bir örgüye sahipti. Hele sonunda iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyordu.
3) Ancak bunca kargaşaya rağmen sonunda paradoks tamamlandı. En azından ortada kalmadığına sevindim.
4) İzleyelim mi derseniz? Size katacağı hiç bir şey olmamakla birlikte izlenebilecek bir film. İmdb'deki puanını da (7.4 gibi bir şey) hak ediyor diyebiliriz. Yani eğer Çok merak ettik derseniz izleyin. Ama sonunda “bu ne yaaa!” demeyin. Çünkü öyle dedirtecek bir film.


Hayata İyi Seyirler...

"Kayıp Kız" Ya Kayıp Aslında Kaybolmadıysa???

Eşim bir arkadaşından iki film bulmuş gelmiş. “İzleyelim” dedi. “Yalnız biri vahşet filmiymiş. Öbürünü izleyelim. Çocuklar ayakta.” dedi. “Neymiş öbürünün adı?” diye sordum. “Gun Girl” dedi. “E bu da vahşet filmidir?” dedim. Sonra anladım ki “Gun Girl” değil; “Gone Girl” demek istemiş. Ve sonra bir şey daha anladık ki.......... O kısmını yorumlara yazalım. Önce filme bakalım.

Özet
2014 yapımı “Kayıp Kız” (Gone Girl) adlı film gizem türünde. Hikayeye göre Nick ve Amy yeni evli bir çifttir. Amy, sosyetik ve akıllı bir kadınken Nick sınıf atlamak üzere olan taşralı bir yazardır. Bu ikili her ortamda örnek çift olarak gösterilirken aşklarına heyecan katmak için hemen hemen her fırsatı da değerlendirmektedirler. Bir gün Nick eve gelir ve salondaki eşyaların darmadağın edilmiş olduğunu görür. Amy ise evde yoktur ve kendisine ulaşılamamaktadır. Durumdan şüphelenen Nick hemen polis çağırır. Ancak işler fena patlar ve hiç umulmadık bir gelişmeyle sonuçlanır.

Künye
Filmde Nick'i Ben Affleck oynuyor. Filmin yönetmeni ise "Dövüş Kulübü" ve "Sosyal Ağ" filmleri de dahil bir çok muhteşem filmi de yönetmiş olan David Fincher. Filmin bir roman uyarlaması olduğunu da ilave etmek lazım.

Yorum
1) Önce baştaki o şeyden bahsedeyim. Film hem cinsel içerikli hem de vahşet içerikli olduğu için kesinlikle ve kesinlikle çocuklar ayaktayken izlenecek bir film değilmiş.
2) Ama gizem filmi olarak güzel. Karakterlere karşı filmin henüz başındayken hissedeceklerinizle sondaki hisleriniz arasında dağlar kadar fark olacağına emin olun. 
3) Gizem filmlerini seviyorsanız mutlaka izleyin. Ama sevmiyorsanız benim gibi gerilir kalırsınız. Yani siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...

"Hayalet Yazar" Biyografi Görünümlü Otobiyografiler...

Cumartesi günü yanlışlıkla iki film izledim. Yanlışlıkla derken biri; daha önce izlemiş olmama rağmen tv'de rastlayınca “hadi 5 dakka daha, 5 dakka daha” diye izlediğim bir film. Diğeri de mecburen iki saat sonra izlediğim yeni bir film.
Şimdi de ikincisinden başlayalım.

Özet
2010 yapımı "Hayalet Yazar" (Ghost Writer) adlı film gerilim türünde. Hikayeye göre Ad, bir hayalet yazardır. Yani insanlar önce otobiyografilerini (yani kendi hayat hikayelerini) yazarlar; sonra da hayalet yazarların adıyla otobiyografi olarak yayınlatırlar. En son yayınladığı (yazdığı diyemiyoruz tabi) biyografi, epeyce başarılı olunca yeni bir iş teklifi almıştır: Eski Başkanın anılarını yayınlamak. Rick, aslında bu işi almayı pek istemese de fiyatı duyunca razı olur. Bu işi yapmak için sadece bir ayı olacaktır. rick hemen pılını pırtısını toplar ve çalışmalarını yapacağı şehre yol alır. Davet edildiği mekan, az personelli fakat ultra güvenlikli bir malikanedir. Fakat burada yolunda olmayan bir şeyler vardır.

Künye
Filmde hayalet yazarı Evan McGregor oynuyor. Film bir roman uyarlaması. "The Ghost" adlı romanın yazarı Robert Harris. Filmin yönetmeni ise Roman Polanski.

Yoırum
Film, baştan sona gizemini koruyan bir film. Sıkılıp bırakırsanız bir şey kaybetmezsiniz. Ama sonuna kadar izlerseniz, işte o zaman bir anlam verebilirsiniz. Ama bu sefer de en başa alıp bir daha izlemeniz gerekiyor. Öyle değişik bir film yani. Yine de yüksek reytingleri hakedecek bir film değil. Bir Roman Polanski filmi olmasına rağmen orta karar yani. Ama izlemek isterseniz de izleyin tabi, siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...




24 Ekim 2014 Cuma

"Duvarlar Arasında" Konusu Güzel, Kendisi Çirkin Bir Film...

Gerilim filmlerinin tiryakisi çok. O yüzden de sinema dünyasında en çok çekilen film türlerinden biri gerilim oluyor. Çoğunluğu çok kötü olmakla birlikte kırk yılda bir iyisi de çıkıyor. Ben de bazı öğrencilerim çok methettikleri için bir tanesini izleyeyim dedim. Hadi önce size filmi anlatayım; sonra da iyimiymiş kötümüymüş yorumlarımı yazayım.

Özet
2009 yapımı “Duvarlar Arasında” (Walled In) gerilim ve gizem türünde. Hikayeye göre Samanta inşaat mühendisliğinden yeni mezun olmuş genç ve güzel bir kızdır. Samanta'nın ailesi de inşaatçıdır. Ama bu aile yıllardır bina yapmak yerine bina yıkma işlerini tercih etmişlerdir. Hatta kurdukları yıkım şirketi işinde büyük bir servet edinmişlerdir. Samanta da aile işine devam edecektir. Üstelik ilk yıkım işini babası ona bizzat vermiştir. Peki iş ne midir? Malestrazza adlı psikopat mimarın 20 sene kadar önce yaptığı muhteşem rezidansı yıkma işidir. Samanta bir çanta eşyasını toplayıp ıssız bir tepedeki bu terk edilmiş binayı keşfe gider. İşte bu ilk işinde Samanta, hayatının en zor günlerini yaşayacaktır.

Künye
Filmde Samanta'yı Mischa Barton oynuyor. O rezidansta yaşayan 3-5 kişiden biri olan Jimmy'yi ise Cameron Bright canlandırıyor. Bu arada film Serge Brussolo'nun bir romanından uyarlama.


Yorum

Film bir roman uyarlaması. Romanı okumadım nasıldır bilemiyorum ama film çok kötü.
* Çünkü çok yüzeysel. Çok daha derin işlenmeliydi.
* Bazen öyle absürt detaylara yer verilmiş ki acaba fantastiğe mi dönecek diye bakındığım sahneler oldu.
* Oyunculuklar çok kötüydü. Soğuk soğuk, donuk donuk. 5. sınıf film havasındaydı. Sanki tüm oyuncuların da ilk deneyimleri gibiydi. Hele ............. beni şok etti. Küçük adam kaçıncı filminde oynuyor ama hep aynı rolü oynuyor.
* Üstelik filmin sonu da bağlanmamış. Rezidansta yaşayan kişilerin akıbeti belli değil. Film boyunca sorulan soruların cevapları yok. Babasının kızına vaadettiği o ödüllerin ne olacağı belli değil.

Kısacası filmi hiç beğenmedim. Bu kadar güzel bir konuyla mucizeler yaratılabilirdi. Ama olmamış. Kusura bakmasın öğrencilerim ama ben aradığımı bulamadım. Yine de gerilim olsun, çamurdan olsun diyorsanız, siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...

21 Eylül 2014 Pazar

"Sinyal" Bilim Kurgu Olsun, Çamurdan Olsun Diyenlere...

Nette bir film bulduk. Lawrence Fishbourne'un (nam-ı diğer Morpheus'un) oynadığı bir bilim kurgu filmi. Beyefendiyi çok sevdiğimiz için izlemeye karar verdik. İmdb puanının düşük olması bizi biraz düşündürmedi değil hani ama “hadi neyse” dedik ve izledik. İzlemez olaydık. Hadi şu filmi bir anlatayım önce size.

Özet
2014 yapımı "The Signal" (Sinyal) adlı film bilim kurgu ve gerilim türünde. Hikayeye göre Nic, koltuk değnekleri ile yürüyebilen engelli bir gençtir. Ama hayatından memnun ve genel olarak mutlu bir gençtir. Zira güzel bir kız arkadaşı ve tıpkı kendisi gibi hackerlıkla uğraşan bir kankası vardır. Nic'in tek sıkıntısı kız arkadaşı Haley'in başka bir şehre taşınıyor olmasıdır. Tam Haley'ın taşınacağı gün Nic ve kankası, uzun zamandır peşinde oldukları “Nomad” rumuzlu başka bir hackerın izini bulurlar ve Nomad'i evinde basmaya karar verirler. İşte bu karar onların hayatının hatası olacaktır.

Künye
Filmde Lawrence Fishbourne yardımcı oyuncu olarak oynuyor. Başrol oyuncularına ve yönetmene hiç girmeyeceğim. 

Yorum
Açıkçası senaryo, filmin sonuna kadar gizemini korudu. İşin tuhafı filmin sonunda da korudu :))) Ya da ben hiç bir şey anlamadım (ki aslında salak olduğumu düşünmüyorum.) Filmi izlemeden önce "belki filmin hakkı yenmiştir, o kadar kötü değildir belki" diyordum ama İmdb reytingleri bence yüksek bile. Sonunu bağlayabilselermiş nispeten iyi olurmuş ama gizem yaratacağız diye suyunu çıkartmışlar.
Ben pek beğenmedim; ama belki siz beğenirsiniz. Siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...      

P.S. Yine de Lawrence Fishbourne severlere duyrulur: Beyefendi "Man of Steel" filmindeki rolüne "Superman Batman'e Karşı" adlı filmde de devam edecek...

15 Temmuz 2014 Salı

"Non-Stop" Uçak Aksiyonu Sevenlere...

Liam Neeson denen muhteşem adam hala şaşırtmaya devam ediyor. Her yıl birbirinden güzel türlü türlü aksiyonlarda başrol oynuyor ve hepsinde de çok iyi ticari başarı elde ediyor. İşte size o filmlerden biri daha.

Özet
2014 yapımı "Non-Stop" gerilim ve aksiyon türünde. Hikayeye göre Bill Marks, hava güvenlikçisidir. Görevi sadece her gün sıradan bir yolcu gibi uçmak ve bir mesele olursa müdahale etmektir. Bill Marks için o gün yine sıradan bir gün olarak başlar. Bir iki lüzumsuz aksilik sonrası uçuş başlar. Ancak kısa süre sonra Marks'ın cep telefonuna bilinmeyen bir numaradan sms'ler gelmeye başlar. Mesajdaki şahıs derhal 150 milyon istediğini; istediği olmazsa 20 dakika içinde uçaktan birinin öleceğini söylemektedir. Ve işte kedi fare oyunu böyle başlar...

Künye
Filmdeki hava güvenlikçisini Liam Neeson'ın olduğunu tahmin etmişsinizdir. Kendisine yardımcı olan bayan oyuncu ise Julianne Moore.

Yorum
Gerilim ve aksiyon seviyorsanız kaçırmayın tabi. Bunun yanında yeni çıkmaya başladığınız kız arkadaşınızla, geri kafalı ve sıkıcı olduğunuzu düşünen 16 yaşındaki çocuğunuzla, ve hatta sınıfta öğrencilerinizle bile güvenle izleyebileceğiniz heyecanlı bir film. Hoşça vakit geçirtir, sonra da unutur gidersiniz. Kısacası bu film size bir şey katmaz, ama sizi sosyalleştirebilir.

Hayata İyi Seyirler...

4 Mayıs 2014 Pazar

"Acı Reçete" Gerilim Sevenlere...

Jude Law'la ilgili daha önceki yorumlarımda söylemiştim: Adamı hangi role koyarsan o oluyor. Oynamıyor yani o oluyor. Benim bu düşüncelerimi yine destekleyen bir film izledim iki gün önce. Hadi şu filme bir bakalım.

Özet
2013 yapımı "Acı Reçete" (Side Effects) adlı dramatik gerilim filminde Emily, kocası hapisten yeni çıkmış bir kadındır. Emily aslında kocasının 4 yıl sonra geri dönüşüne çok mutlu olmuştur ama yıllar sonra kocasının koluna girip yeniden topluma karışmak onun kafasını karıştırmıştır. Bir anda depresyona giren Emily, intihara teşebbüs eder ama ölmeyi başaramaz. Hastaneye kaldırılan Emily, Doktor Banks'ten psikiyartik yardım almaya başlar. Doktor Banks, Emily'nin eski psikiyatrıyla görüşür ve o güne kadar kullandığı ilaçları öğrenir. Ancak o eski ilaçlar belli ki işe yaramamıştır ve bu yüzden de yeni ilaçların kullanılması gerekmektedir. Fakat bu ilaçların yan etkileri Emily'nin de, doktoru Johnatan Banks'in de hayatını karartacak bir süreç başlatır.

Künye
Filme Dr Banks'i Jude Law oynuyor. Emily'yi ise Rooney Mara canlandırıyor. Filmin yönetmeni Steven Soderbergh ise Ocean's 11, 12 ve 13'ün de yönetmeni.

Yorum
Ocean's serisini çok sevmeme rağmen izlemekte ve takip etmekte zorlanmıştım. Hatta yer yer sıkılmıştım. Bu filmde de aynı şey var. Ama neyse ki sonu iyi bağlanmış da filmin sonunda tatmin oluyorsunuz. Tabi kızla ilgili gerçek hastalığı anlamakta sorun yaşamazsanız. 

Film fena değil. İzlenebilir yani. Hele bir de gerilim seviyorsanız, hoşunuza gidebilir.

Hayata İyi Seyirler...

16 Nisan 2014 Çarşamba

"Dünya Savaşı Z" Zombiler ve Brad Pitt...

Benim öğrencilerin uzun zamandır bahsettiği bir film vardı. “Hocam izleyin, şöyle güzel, böyle güzel.” diye diye anlattıkları bir film. Hiç tarzım olmasa da hadi izleyeyim dedim. Hadi önce filmi bir anlatayım, sonra yorumlayayım.

Özet
2013 yapımı “Dünya Savaşı Z” (World War Z) adlı filmden bahsediyorum. Hikayeye göre Gerry, karısı ve iki kızıyla daha çok vakit geçirebilmek için işinden ayrılmış genç bir babadır. (Ne de olsa özel timde komando olmak kolay değildir.) Fakat tam o sıralarda tüm dünya milletleri, zombi hastalığına tutulur. Yaşayan tüm insanlar zombilerin saldırısına uğramaktadır ve bir zombi tarafından ısırılılan herkes 7-8 saniye içinde zombiye dönüşmektedir. Gerry ve ailesi de bu saldırıya uğrayanlar arasındadır ama Gerry'nin üstün çabaları sayesinde güvenli bir yere ulaşırlar. Bu sırada Gerry'ye tehditle karışık bir teklif gelir. Gerry yeniden özel time katılacak ve zombi hastalığını iyileştirmesi beklenen bilim adamını sorunun kaynağına götürecektir. Ve eğer bu görevi kabul etmezse ailesi güvenli bölgeden çıkarılacaktır. İşte Gerry'nin sorunun merkezine yolculuğu böyle başlar.

Künye
Film fantastik gerilim türünde. Anlaşıldığı üzere de bir zombi filmi. Filmin başrol oyuncusu Brad Pitt. Diğer oyunculardan bahsetmeye gerek bile yok zaten.

Yorum
Zombi filmlerini seviyorsanız izleyin derim. Ama ben zombi filmlerini hiç sevmem ve o yüzden de beni hiç açmadı. Hele Brad Pitt'i bu filme hiç yakıştıramadım. Bir kere bu adamın tarzı bu değil. Ama niyeyse oynamış işte. Basit durmuş, sırıtmış bence.

Velhasıl kelam, beğenmedim. Yine de siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...