hunger games etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hunger games etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2016 Perşembe

"Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 2" Seri Tamamlandı...

Açlık Oyunlarının serisini nihayet tamamladım. Üçüncü kitabı ikiye böldükleri için o ikinci filmi izlemek bir türlü naspi olmamıştı. Açıkçası çok da merak etmiyordum çünkü kitabı okumuştum. Yine de izledim tabi. Size de anlatayım.
Özet
2015 yapımı "Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 2" (Hunger Games: Mocking Jay Part 2) bilim kurgu türünde. Hikayeye göre isyanda son aşamaya gelinmiştir. Alaycı kuş Katniss sayesinde mıntıkalar birleştirilmiş; başkent köşeye sıkıştırılmıştır. Artık yapılacak tek şey Capitol'e ulaşıp Snow'u öldürmek ve bu sefalete bir son vermek olacaktır. Ama bu hiç kolay olmayacaktır.

Künye
Filmde ekip aynı. Tek tek saymaya hiç gerek yok. Ama ilk filmden beri söylediğim bir şey var. Jennifer Lawrence'ın Kattniss karakterine uygun olmadığı şeklinde. Hala aynı görüşte ısrarlıyım.

Yorum
Hiç bir uyarlamanın aslından daha iyi olamayacağı açık. Ne var ki bu serinin kitabı da maalesef darmadağınık. Okuması çok zor. Okuyorsunuz okuyorsunuz bir bakıyorsunuz "Aaaaaa! Olay değişmiş!" Hadi üç sayfa geri sarıyorsunuz. Takip etmesi çok zor. O yüzden ben kitaptan biraz sıkılmıştım.
Seri güzel bir seri. Kitabın yazarı sıradışı bir geleceğin karelerini gösteriyor. Bence ilk kitap ve ilk film iyiydi. İkinci kitap ve film eh işteydi. Alaycı Kuş Bölüm 1 de eh işte. Ama bölüm iki zayıf kaldı. Akılda kalıcı sadece tek bir sahne var. Başka da yok.
Film aslına uygun olarak çekilmiş ve tamamlanmış. Siz de izleyin ve bitirin. Hadi geçmiş olsun.

Hayata İyi Seyirler...

6 Aralık 2012 Perşembe

"Asılsız Haber" Okuyalım Mı???

Bir dergiyi elinize aldığınızda o dergiden beklentiniz nedir? Renkli olması? Popüler olması? Eğlenceli olması? Yoksa en azından "dürüstçe" yazılmış olması...

İşte 2003 yapımı "Asılsız Haber" (Shattered Glass), okuyucusuna bunların hepsini birden vermeye çalışmış ama başaramamış bir derginin hikayesini anlatıyor. Gelin bu derginin hikayesine bir bakalım. "The New Republic", Amerika'daki yüzlerce prestijli dergiden biridir. Ama The New Republic'i diğerlerinden ayıran özelliği, derginin "Başkanın uçağında okunan tek dergi" diye ün salmış olmasıdır. Stephen Glass, dergiye yeni girmiş ve girer girmez herkesin sevgilisi olmuş bebek yüzlü bir yazardır. Ancak gözünü yükseğe dikmiş bu hırslı yazar, hızla zirveye ulaşmak için kestirme bir bulmuştur. Stephen, 41 yazısının 27'sininde kısmen ya da tamamen oynamalar yapmıştır. Hiç katılmadığı toplantılarla ilgili yorumlar yapmış, sayıları şişirmiş, var olmayan şirketlere savaş açmış, olayları süsleyip eğlenceli hale getirmiş, kısacası herkesi ayakta uyutmuştur. Yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş olan Stephen, bunun bir şekilde farkedilmeye başlanmasıyla gözden düşmeyi gururuna yediremeyecek ve paçayı kurtarmak için amansız bir mücadeleye girişecektir.

Filmin senaryosu ilginç, ancak kurgusu çok daha güzel. Fakat filmin bir kurgusunun olduğunu, ancak filmin sonunda görebiliyorsunuz. Tıpkı "Not Defteri" (Notebook) filminde olduğu gibi.

Gerçek bir hikayeden alıntı bu ilginç filmin başrolünde Hayden Christensen oynuyor. Filmin yönetmeni "Açlık Oyunları"nın görüntü yönetmeni olan Billy Ray'i görüyoruz.

Filmi izleyin, empati yapın. Umarım Stephen'la değil, diğerleriyle daha kolay empati kurarsınız.

Hayata İyi Seyirler...     

24 Eylül 2012 Pazartesi

“Açlık Oyunları” Karın Doyurdu mu?

Geçtiğimiz senelerde öğrencilerime yaptığım anketlerde öğrencilerin, “en sevdiğin kitap” bölümüne “Açlık Oyunları” yazdıklarını görüyordum. Zevkine, zekasına ve okuma kapasitesine güvendiğim öğrencilere kitabı sordum. Çok güzel yorumlar aldım. Ve kitabı okudum. Konu gerçekten çok ilginç, kurgu da çok güçlüydü.


Ancak ne yazık ki hayal kırıklığına uğradığım noktalar, beğendiğim noktalardan fazlaydı. Bir kere kitapta çok özgün 2 fikir vardı. Birincisi, kitabın daha ta başındaki kısım: “yiyecek takası” bölümü. Bu kısım filmde çok detaylı ve çok ince işlenebilirdi, ancak maalesef çok üstün körü geçilmişti. Bence o kısım, filmin en temel ve en uzun ögelerinden birini oluşturmalıydı. Diğer bir özgün bir fikir ise şu: “Her bir çocuk öldüğünde bir pare top atılır” kuralı. Bu kural, filmde fena halde gözden kaçırılmıştı. 3 kötü çocuk ardarda öldü, ancak hiç top atışı duyulmadı; Ki bu da film hatalarını hiç farketmeyen benim bile dikkatimi çekti. Çünkü bu film hatası, kurguya çok ters düşen bir film hatasıydı.  Gelelim bir başka eksik noktaya: o köylü çocuğun, yani Peeta'nın, eğitimler sırasında çok güçlü kollara sahip olduğunu görmüştük. Biz de sandık ki film boyunca epey güç gösterisi izleyeceğiz. Ya da o çocuğumuz öylesine kilit bir anda maharetini sergileyecek ki hikayenin seyrini değiştirecek. Ama pek öyle can alıcı bir sahne de yoktu. Ha unutmadan: "açlık" temalı bir filmde, insanların açlıktan kırıldıklarını düşünürsek o tombul yanaklı kızın, hiç de uygun bir oyuncu seçimi olmadığını da kolayca görebiliyoruz.

Nihayetinde ben filmi tekrar tekrar izlemeye değer bulmadım. Hatta kitabı okuyanlar, filmi izlemesinler ki kafalarındaki “Açlık Oyunları” imajı bozulmasın. Ama eğer “Ben kitap okumayı sevmem ama filmi de merak ediyorum” diyorsanız, filmi izleyin; ama yukarıdaki eksik noktaları da dikkate alın.

Hayata İyi Seyirler...