keanu reeves etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
keanu reeves etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2017 Perşembe

"Matrix: Reloaded" Tekrar Yükleniyoruz...

Geçenlerde size bu aralar Matrix'çi olduğumdan bahsetmiştim. Daha önce defalarca izlemiş olduğum filmleri bu aralar tekrar tekrar izliyorum. Ve her seferinde aynı keyifle izliyorum. Filmde uzuuun uzuuun anlatılan felsefenin tadına tekrar tekrar varıyorum. Siz de keyfe varın istiyorum.

the matrix reloaded ile ilgili görsel sonucuÖZET
2003 yapımı “Matrix: Reloaded” yine bilim kurgu türünde. Hikayeye göre Neo, seçilmiş kişi olduğunu ilk filmde kanıtlamıştır. Böylece Neo ve Morpheus, Zionlulardan ve kahinden tam destek almayı başarmışlardır. Ancak Zion Savunma Gemisi Filosu hala Morpheus'un delinin teki olduğunu Neo'nun bu başarıya tesadüfen ulaştığına inanmaktadır. Nabukadnezar gemisi (yani bizim gemi) kalıcı başarı için yeni bir görev üstlenmek durumundadır. Makineleri durdurmak için elektriğin ana kaynağına gidilmeli ve elektrik santrali imha edilmelidir. Zionluların tüm kalpleriyle Neo'ya inanmaları ne yazık ki bu iş için yeterli değildir. Nabukadnezar'ın, başka gemilerin yardımına da ihtiyacı vardır.

KÜNYE
Filmde temel karakterler ilk filmle aynı. Neo'yu yine donuk bakışlı ürkek duruşlu Keanu Reeves oynuyor. Tabi bu filmde daha bir seçilmiş seçilmiş oynuyor. Filmin yönetmenleri ise yine Watchowski Kardeşler.

YORUM
Matrix serisi üç filmden oluşsa da aslında öyle değil. 1. filmin ayrı; 2. ve 3. filmler birleşik.
Filmdeki aksiyon sahneleri için dünyanın parası harcandı. Değer miydi? Bence o kadarına gerek yoktu. Hele otobanda arabayla takip sahneleri çok anlamsızdı. O tür şeyleri “Hızlı ve Öfkeli” serisi hallediyor zaten.

Konuşmalar da fazla felsefikkkkkk ve fazla uzun. Matrix'i anlatmak için gerçekten gerekli sahneler. Ama konuşmalar o kadar tekdüze ki anlamak için en az bir kaç kere izlemek gerekiyor.

Peki izleyelim mi? Elbette. Sadece “çok saçma” demeden önce 3. filmi de izleyin.

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Filmde Neo'nun sentinelleri eliyle durdurduğu sahnede mantık hatası yok. Sadece bir çıkarım yapmanız gerekiyor.


27 Şubat 2017 Pazartesi

"John Wick 2" Değil; Sanki "Gun Wick" Canını Sevdiğim...

John Wick'in ilk filmini izleyip de sevmeyen seyirci yok gibidir. Film o kadar güzel; o kadar hızlı ve o kadar espriliydi ki tadına doyamamıştık. Geçen hafta da ikinci filminin çekilip sinemalara geldiğini duyduk. Reytinglerine bir baktık; Aman Ya Rabbi! 8.2. Ne demek! Hemen koştuk. Ve sonuç: hezimet... Anlatayım efendim.

ÖZET

2017 yapımı “John Wick: Chapter 2” yine aksiyon türünde. Hikayeye göre John Wick ilk filmde yarım kalan işini -çalınan arabasını geri almak- tamamlamak için var gücüyle savaşır ve amacına ulaşır. Arabasını huzur içinde evine getirip park eder. Sonra da ilk iş olarak, sahip olduğu silahları bir sandığa koyup üstüne beton döker. John Wick artık emeklidir. Derken -hatta daha beton bile kurumadan- İtalyan patronlardan biri gelir ve eskiden yapılmış bir anlaşmayı hatırlatır. Arkasından Wick'e bir iş siparişi vermek ister. Adam kendisi gibi mafya lideri olan ablasını öldürtmek istemektedir. Wick artık emekli olduğunu söyleyerek teklifi geri çevirir. Ancak İtalyan patron Wick'in evini havaya uçurur ve Wick'i bu işi yapmaya mecbur eder.

KÜNYE
Filmde John Wick'i yine Keanu Reeves oynuyor. Diğer oyuncular da aynen yerli yerinde duruyor. Yalnız bir de sürpriz bir isim var. “Welcome, Neo!” Replikiyle gönüllerimize taht kurmuş Morpheus. Yani Lawrence Fishbourne. Keanu Reeves ve Fishbourne yine bir filmde tanışıyorlar ve kaynaşıyorlar. Tek fark: bu kez Keanu Reeves Fishbourne'a bir teklifle geliyor.

YORUM
Film tam bir hayal kırıklığıydı. Ben bu filme 8.2 değil; 6.2 bile vermezdim.

Filmde baştan sona bitmek bilmeyen adam öldürme sahnelerinden başka hiç bir şey yoktu. İki saatlik filmin 20 dakikasında replik ve diyalog varsa geri kalanı ful silah sesiydi. Sanki John Wick değil; “Gun Wick” gibi bir şeydi.

Tövbeler olsun. Bir daha ne giderim; ne izlerim. TV'de rastlasam kanalı değiştiririm. Öyle bir şey.

Ama illaki “merak ettim, izleyeceğim” diyorsanız siz bilirsiniz. John Wick'le size mutluluklar dilerim.


Hayata İyi Seyirler...

11 Kasım 2015 Çarşamba

"John Wick" Suç Dünyasında Yeni Bir Dünya...

Bence bir oyuncunun başına gelebilecek en kötü şeylerin listesini yapsak bence Top 5'e şunlar girer: 1) Oynayacak film bulamamak 2) Oynayamamak 3) Oynadığı film tutmamak 4) Unutulmak 5) Hep aynı rolle hatırlanmak.

Bence Keanu Reeves'ün başına bunlardan beşincisi geldi. Matrix'in Neo'su, ya da Mr Anderson'ı Keanu Reeves'e yapıştı.

Zavallı adam çok iyi projelerde oynuyor. Hem başrolde. O kadar başrolde ki neredeyse yardımcı erkek oyuncu rolünü de kendisi oynuyor. Ama seyircinin gözünde o hala Neo.

Beyefendi yine tüm rolleri kendisine ait bir filmde oynadı. Hadi şu filme bir bakalım.

Özet
2014 yapımı “John Wick” aksiyon türünde. Hikayeye göre John Wick eski bir tetikçidir. John bir kaç sene önce güzel bir kadınla tanışmış, onunla evlenmiş ve mutluluğu bulduğunu düşünerek pis işleri bırakmıştır. Ancak Wick'in saadeti fazla uzun sürmez. Biricik karısının amansız bir hastalığa kapılıp ölmesi sonucu Wick'in hayatı kararır. Ancak karısı kocasının hayata küseceğini düşünerek büyük bir sürpriz hazırlamıştır. Cenazenin kalktığı gün Wick'e bir kargo gelir. Kargodan sevimli mi sevimli, şirin mi şirin bir köpek çıkar. Wick bu sevimli köpeği bağrına basar ve teselliyi onda bulur. Ancak bir kaç gün sonra bir kaç araba hırsızı John'ın arabasını çalmak için John'ın evine dalarlar ve çıkan arbede sonucu John'ın o biricik köpeği ölür. İşin ucunun araba kasaplığına vardığını anlamak Wick için zor değildir. Geriye yapılacak tek bir iş kalır: Köpeğin intikamını almak.

Künye
Filmde çok ünlü isimler var. Wick'i -tahmin edeceğiniz gibi- Keanu Reeves oynuyor. Kendisine Michael Nyqvist ve Willem Dafeo eşlik ediyorlar.

Filmin yönetmenleri Chad Stahelski ve David Leitch'in ilk yönetmenlik deneyimleri. Ama beyefendiler aslında sevdiğimiz onlarca filmde (Açlık Oyunları, Dövüş Kulübü, 300 Spartalı gibi) yardımcı yönetmenlik yapmış iki iyi arkadaşlar.

Yorum
Film çok güzel. Konusunun öyle basit olduğuna bakmayın. Çok güzel. Espriler çok komik. Hatta pek çok komedi filmindekinden daha fazla komik espri var ve ben bile bu sahnelerde oturduğum yerden "Eyyyvah Eyvah" demeden geçemedim.

 Suç dünyasıyla ilgili yaratılmış dahiyane bir de senaryo var. İlk kez gördüğümüz türden. Adeta yepyeni bir racon kesiliyor. 

Başta da bahsettiğim gibi; Keanu Reeves yine güzel bir senaryo seçmiş ve işin hakkını vermiş. John Wick karakteri ne "Matrix"teki Neo gibi şaşkın; ne de "47 Ronin"deki Kai gibi ezik. Gayet dik duruşlu ve karakterli. Ama nasıl oluyorsa üç karakterin de mimikleri aynı. Tek fark sakal ve dekor :)

Ben filmi çok beğendim. Aksiyon seviyorsanız mutlaka izleyin. Sevmiyorsanız da bu filme bir ayrıcalık tanıyın ve siz de mutlaka izleyin.


Hayata İyi Seyirler...

P.S. "John Wick 2" de çekiliyor. Bilin istedim...

3 Mayıs 2014 Cumartesi

"47 Ronin" Bir Japon Efsanesi Uyarlaması...

Keanu Reeves'ü The Matrix'ten beri hiç bir yerde görmeye tahammül edemiyorum. O benim gözümde sadece ve sadece "Neo". Hatta Neo da değil: "Mr Aaaandeeerson!" Fakat bugün beyefendinin şu bir kaç ay önce gösterime girmiş olan filmini nihayet izleme fırsatı buldum.

Özet
Hadi şu 2013 yapımı "47 Ronin" adlı fantastik tarih filmine bir bakalım. Hikayeye göre Kai (Keanu Reeves), daha 10'lu yaşlarında iken bir dere kenarında baygın halde bulunmuş ve soylular arasında büyümüştür. Ancak ne yazık ki melez olması sebebiyle hiç bir zaman samuraylık ünvanına kavuşamamıştır. Aksine hep itilip kakılmıştır. Buna rağmen sadakatinde en ufak bir azalma olmamış ve sakinliğini korumayı her zaman başarmıştır. Bir gün efendisinin, başka efendiler önünde çok mahcup olacağı bir durum gelişmiştir. Kai bu durumu halletmeye çalışırken vaziyet iyice sarpa sarmış ve onun yüzünden tüm samuraylar ceza almışlardır. Bu sebeple kendisi de dahil tüm samuraylar "gözden düşmüş, efendisini korumayı başaramamış asker" anlamına gelen roninlik mertebesine düşerler. İşte bir yıl sürecek sürgün hikayesi böyle başlar. 

Künye
Filmde Kai'yi elbette ki Keanu Reeves oynuyor. Filmin yönetmeni Chris Morgan'ı ise Hızlı ve Öfkeli serisine attığı imzalardan tanıyoruz. Japon oyuncuları ise Hollywood'daki Japon aktörler dediğimde herkes anlar zaten. 

Yorum
Filmin reytingleri pek yüksek değil. Zira 47 Ronin efsanesini bilenler, filmin efsaneyi mahvettiğini söylüyor ama ben bilemem o kadarını. Bence şöyle: Ne reklam kampanyasındaki kadar iyi; ne de anlattıkları kadar kötü. Bence fena değil; izlenebilir.

Bence asıl önemli olan; Keanu Reeves'ün o "Neo" karakterinden fazla uzaklaşamamış olması. Öyle ki beyefendi yine az konuşan, az gülen ve dövüş sanatı konuşturan bir rolde oynuyor. Bu rolde tecrübeli olan oyuncu, filme çok şey katmış olabilir ama filmin ona bir şey katmış olabilmesi ihtimali ne yazık ki çok düşük. Bence tabi...

Hayata İyi Seyirler...

4 Kasım 2012 Pazar

"Şeytanın Avukatı"nın Gücü Nereden Geliyor???

(Özel istek üzerine...)
 
Hiç prensiplerinizden şaştığınız oldu mu? Yanlış olduğunu bile bile bir yola girdiğiniz? O yolun doğru yol olduğuna kendinizi inandırdığınız? Peki bu yolda bir bedel ödediniz mi? Ya da ödediğiniz bedelin büyüklüğü neydi? Peki bu yoldan döndünüz mü, yoksa hala ısrarcı mısınız? Döndüyseniz, hangi aşamada döndünüz? Dönmediyseniz hala neyi bekliyorsunuz? "Şeytanın Avukatı" adlı filmde bu soruların hepsi ve daha fazlası cevaplanıyor. Hadise neymiş bir bakalım. 
 
1997 yapımı "Şeytanın Avukatı" (The Devil's Advocate) adlı filmde, Keanu Reeves'ü suçlu olduklarını bildiği halde müvekkillerini canla başla savunup adeta onları ipten alan ve kariyerinde hızla yükselişe geçen bir avukat rolünde izliyoruz. Kevin Lomax adlı avukat, New York'un önde gelen hukuk bürolarının birinden iyi bir teklif alınca karısı Mary Ann'i (Charlize Theron) de alıp New York'a taşınır. Patronu olan John Milton (Al Pacino) ise, şirketteki yeni gözdesi Kevin'ı yanından ayırmamakta, onunla özel olarak ilgilenmektedir. Kevin ise önceleri hayranlık duyduğu patronuyla ilgili asıl gerçekliği çok sonra öğrenecek ve...... Acaba aklı başına mı gelecek, yoksa iş işten mi geçecek, bu kısmını izleyin ve görün.

Aslında bu film, çoğu sinema sever tarafından izlenmtir. Ama bu çoğunluğun çoğu, filmdeki sayısız "sembol"den habersizdir. İşte bu yazıyı onun için yazdım.

* Öncelikle filmin bir roman uyarlaması olduğunu belirtmek isterim. Andrew Neiderman'ın aynı adlı romanından uyarlama. Filmin (yukaarıdaki özette değinemediğim) kurgusunun ve alt yapısının nasıl böyle güçlü olduğunun cevabı işte burada yatıyor.


Paradise Lost Temsili
Gelelim sembollere:
*"Şeytanın Avukatı"
1) Papalığa aday gösterilen kardinallerin gerçekte bu işe layık olmadıklarını araştırmakla görevli bir başka Vatikan kardinalidir. Latince karşılığı "Advocatus Diaboli"dir.
2) Amerika'da "ipten alan" avukatlar için kullanılan bir sıfattır.

* John Milton:
17. Yüzyıl İngiliz Edebiyatının önde gelen şairlerindendir. "Kayıp Cennet" (Paradise Lost) adlı eserin yazarıdır. Kayıp Cennet'te insanın, tanrının gözünden ve huzurundan düşmesi anlatılmaktadır. Filmin sonunda John Milton Kevin'a Kayıp Cennet'in 1. kitabının 263. mısrasını okumaktadır: "Cennette hizmetkar olmaktansa, cehennemde hüküm sürerim."

* Mrs Alice Lomax:
Filmde Kevin'ın annesinden Mrs diye bahsedilmekte, ancak aslında Alice evli bulunmamaktadır. Hatta Kevin'ın babası da.... (Sürpriz)

* Mary Ann:
Kevin'ın (şizofren zannedilen) karısı için "Meryem Ana" ismi seçilmiştir. Ancak bu karakter Meryem Ana gerçeğiyle bağdaşmamıştır.

* Ex Nihilo:
John Milton'un dairesindeki o sofistike heykeller ve rölyefler, tanrının herşeyi yoktan var ettiğini anlatmaktadırlar. (Yandaki resim, Washington Milli Katedrali kapısındaki heykeldir. Filmde kullanılması, mahkeme konusu olmuştur.)

Ve kenara köşeye sıkıştırılmış daha nice semboller.

Film, reytingleri çok çok yüksek olmamasına rağmen, çok çok iyi hasılat yaptı. Ama ben yine de çoğu insanın filmi özümseyemediğini düşünüyorum. Filmi daha önce izlemediyseniz izleyin, izlediyseniz, bir tekrar atın. Pişman olmazsınız.

Hayata İyi Seyirler...