Yüzüklerin efendisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yüzüklerin efendisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2013 Çarşamba

Biz Nasıl Mutlu Olacağız???

Mutluluk için eskiye dair şeyler bulmak sanki daha kolay. Hayatı kolaylaştıran onca yeniliğe, gelişime rağmen gittikçe daha da zor mutluluk. Beklentilerimiz fazla, aldıklarımız çok fazla. Hiç de mutlu değil ama kimseler.

İstemelere yakın vermelere uzağız. Beklemelere çok uzağız. Geçmişin destanlarına, kahramanlarına, mutlu sona ulaşan aşklarının acıları da içeren dizgelerine çok ama çok uzağız. Elimizde sayısız haz “aplikasyon”uyla mutluluğu arıyoruz.

Oysa mutluluk olan ve sonra biten bir şey değildir. Mutlu olmaya dair hamlelerle devam eder insan yaşamaya. Bu hamleler -özellikle de ‘özgür’sek- sanıldığından daha acılıdır. Trajediyi başından ayağına yememiş bir mutluluktan söz edemeyiz. İnsan ancak ihtişamlı bir trajedinin içinden süzülen bir mutluluk anına sahip olabilir.

Hangisi mutluluğu daha çok bilir ve yaşar? Öleceğini bilerek yaşayan insan mı, öleceğini unutmaya çalışarak yaşayan insan mı? Çağın bütün ‘alet’ leri bu soruya ikincisinden yana tavır koyuyor. Çünkü unutmak için sürekli ama sürekli ve artan miktarlarda “tüketmek” gerekiyor. Neyi mi? Hiç önemi yok. Haz kovasının dibi deliktir ve dibi delik bir kovayı dolduramazsınız. Sürekli akıtmanız gerekir ama asla dolmayacaktır.

Mutluluğun tarifini kimler yapıyor sizin için hiç düşündünüz mü? Reklamlar yapıyor. Katı meyve sıkacağı, daha ucuza SMS, hassas diş etlerinize çare üreten macun, dişlerinizi hassaslaştıran ama içerken daha “cool” görüneceğiniz gazlı içecekler, daha seksi görünmek için giyeceğiniz bikiniler, yalarken daha çekici görüneceğiniz dondurmalar… Bunlar sizi mutlu edecekler. Bir takım salak psikologlar-psikiyatristler, ne idüğü belirsiz yaşam koçları, kırmızı kıravatlı doktorlar var bir de: Hızla ve hemen, acısız ve şimdi daha mutlu, daha seksi, daha sağlıklı olmanız için size tarifler sunan. Gerçek(!) mutluluğun tarifini sizin biricik hakikatinizden uzak biçimde ortaya koyan, genelleyen hatta size ne yaparsanız mutlu olacağınızı söyleyen ve hatta bunu pazarlayan bütün bu yapının içindesiniz. Oysa mutluluk tüketerek değil üreterek var edilebilir.

Homeros, Shakespeare veya Dostoyevski okumamış olabilirsiniz. Ama Yüzüklerin Efendisi’ni veya Batman’i izlemiş veya okumuşsunuzdur. Hiç baştan aşağı mutluluk ve hazla örülmüş bir destan gördünüz mü? Çocukluğunda yarasalardan korktuğu o ağır tecrübeyi yaşamasaydı Batman olabilir miydi Bruce Wayne? Geçtim destanları, edebiyat eserlerini romantik komedilerde bile baştan sona engelsiz, sorunsuz sadece eğlenceli bir aşk gördünüz mü?

Mutluluğu mu arıyoruz? Bulamıyor muyuz? Neyle arıyoruz? Onu aradığımız araçlar mutluluğa gitmemizin asıl engeli olabilir mi?

2013 için mutluluk reçetesi(!) yazalım biz en iyisi:

“Hem çok çikolata hem çok zayıflama mı dediniz?!!! Hem aşk istediniz hem de kayıp duygusu hiç olmasın mı dediniz?!!! Hem özgür olmak hem de asıl sorumluluğun özgürlük olduğunu bilmek mi istemiyorsunuz? Hem hiç emek vermeyip hem de koşulsuz mutluluk mu istiyorsunuz? Sizi şöyle alalım. Çağın en verimli tüketicisisiniz. Size bayılıyoruz. Adınızın hiç önemi yok. Kredi kartı numaranız yeterli. Size mutluluk vaadediyoruz. Bir sürü seçeneğiniz var. Şu kişisel gelişim kitaplarından üç tane alınız. Şundan da üç tane alırsanız TV’ye çıkmak için çekilişe katılacaksınız. Günde 10 adet şundan yiyiniz. Eviniz için Feng Shui kursuna katıldıktan sonra yogashala’ya haftada üç gün gitmelisiniz. En az iki gününüzü de yaşam koçunuzla geçireceksiniz. Sporu ihmal etmeyin. Spordan sonra şarap kursuna gideceksiniz. Bazı kaygılarınız size rahatsız ediyor. Mutlu olmak için kaygıdan uzak durmalısınız. Bunun için hem bolca Brüksel Lahanası yemeli hem de terapiye gitmelisiniz. A, M, N, K, Y vitaminlerini ihmal etmeyiniz. Diyetisyeninizin bekleme odasında Mevlana’nın özlü sözlerini içeren o parlak kitabı da okumayı ihmal etmeyin. Organik gıdaların önemini artık biliyorsunuz. Özellkle sabah koşunuzdan once mutlaka ama mutlaka laktozsuz sütünüzü için. Moda tasarımcınızdan iletişim danışmanınıza mutlaka yürüyerek gidin. Yürürken ayağınızda mutlaka özel tabanlı spor ayakkabılarınız olsun. Terledikten sonra egzersiz sonrası antiaging kreminizi unutmayın….”


-ALINTIDIR-
Hürriyet, Fikirler 2013, Cem Mumcu: "Biz Nasıl Mutlu Olacağız?"

19 Aralık 2012 Çarşamba

"The Hobbit: Beklenmedik Yolculuk"a Çıktı...

Y: Aynı yemekten ikinci tabak yemek gibi değildi.
A: Ama aynı aşçının elinden çıktığı belliydi....

Kendimi 10 yaş gençleşmiş hissediyorum. Sanki anavatanıma ziyarete gitmiş gibiyim. Diğer fanlar da benimle aynı hislere sahip olacak ki filmin bazı yerlerinde aynı türden tepkiler duydum. Bir örnek vereyim mi? Mesela Gollum'un ilk görüldüğü sahnede tüm salondan "aaaaaa!!!" diye bir ses geldi. Bütün salon, sanki yıllardır görmediği eski bir arkadaşını görmüş gibiydi. (Sanırım bu konuda daha fazla spoiler vermesem iyi olacak.)

Aragorn'la, Boromir'le ve Legolas'la eşdeğer karizmaya sahip (ama yenik) Cüce Prens Thorin'e bayıldığımı söylemek zorundayım.   

3D özelliğinin filme çok yakıştığını, hatta belki de en çok bu filme yakıştığını belirtmek isterim.

Film, ihtişamından hiç bir şey kaybetmemiş. Hatta fazlası var, eksiği yok.

Ne kadar uçuştuğumun farkındasınızdır. Hislerimi kelimelerle anlatabilmemin bir yolu yok. İyisi mi gidin izleyin. Genç Bilbo'yla tanışın. Çatlayıncaya kadar Goblin görün. Cücelere doyun. Gandalf'la hasret giderin. Elrond'la kucaklaşın. Galadriel'den hediyenizi alın. Orta Dünya'ya doyun. Sonra yolunuza devam edin...

Hayata İyi Seyirler...

23 Eylül 2012 Pazar

"The Hobbit" "Beklenmedik Yolculuk"a Ne Zaman Çıkacak???

Daha orta okuldayken Yüzüklerin Efendisi üçlemesini okudum. Sınıf arkadaşlarıma da tavsiye edip durdum. Ama sınıfın erkekleri taso oynamakla meşguldü, kızları da İpek Ongun'un genç kızlara hitap eden kitaplarını okuyorlardı. Yıllar sonra üniversitedeyken üçlemenin fragmanlarına rastlayınca heyecandan deliye döndüm. Neyse ki bun filmleri takip ederken orta okuldaki kadar yalnız kalmadım. Üç filmi de defalarca sinemaya giderek izledim. Ve bir gün biteceği için içim cız ederek... Ama maalesef o gün geldi ve filmler bitti.

fakat ne şanslıyım ki Tolkien, evlatlarına gizli bir miras daha bırakmıştı. "The Hobbit"... Adeta tam paranın bittiği anda sandıktan çıkan bir kese altın gibi. Peter Jackson da bu mirası yeniden küllerinden doğuran bir akıl küpü sanki... Üçlemenin yönetmeni Peter Jackson yıllar sonra ekibi tekrar toplayıp ""The Hobbit" adlı tek kitaptan bir üçleme film serisi çıkarttı. Filmlerde ekibin bozulamaması çok iyi: Bilbo Baggins, Legolas, Frodo Baggins, Galadriel, Elrond, Gollum gibi, serüvenin köşebaşı rolleri yine aynı oyuncularla can buldu. (zaten bu oyuncuların çoğu başka filmlerde pek de öyle varlık gösteremişlerdi.) Öyle ki Frodo'yu canlandıran Eliah Wood'un  "Kendimi  yeniden evimde gibi hissetim" demesi ve Gandalf'ı canlandıran Ian McKennel'ın "Gandalf için kendimden başkasını düşünemiyorum" yorumu, bizim onları özdeşleştirdiğimiz kadar onların da kendilerini özdeşleştirdikleri anlamına geliyor.

Üçlemenin ilk filmi olan "The Hobbit: Beklenmedik Yolculuk", Bizim şu meraklı Hobbit Bilbo Baggins'in macera aramasıyla başlıyor. Uydum akıllı hobbitimiz bu kez cücelerle birlikte çıkıyor yola. Hem de cücelerin, yıllar önce Smaug isimli bir ejderha tarafından yağmalanan kayıp hazinelerini geri almak için... Sizin anlayacağınız bu kez filmde bol bol çirkin cüce ve az biraz da hobbit izleyeceğiz. Film Aralık ayında gösterime girecek. Peter Jackson bu üçlemeyi çekmenin öncekilerden daha kolay olduğunu, hatta yeni teknikler ve tecrübeler sayesinde, cüce ve hobbit sahnelerinin çekilmesinin oldukça kısaldığını söylüyor.

Tek kitaplık serüvenin 3 filmde işlenmesi bana biraz ticari bir fikir gibi görünse de filmlerin iyi olacağını ümit ediyorum. Aralık ayını "Bilbo merakı"yla bekliyorum.
    
Hayata İyi Seyirler...