james franco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
james franco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2016 Çarşamba

"Küçük Prens" Kontrol Manyağı Annelere Gelsin...

Pek çok animasyon filmin, bilim kurgulardan daha yaratıcı; komedilerden daha komik ve belgesellerden daha öğretici olduğunu her zaman söylüyorum. Bu gidişle bunu söylemeye her zaman devam edeceğim.

Benim bu tezimi doğrulayan bir film daha izledim dün akşam. Size filmden bahsedeyim.

little prince the movie ile ilgili görsel sonucuÖzet
2015 yapımı “Küçük Prens” (The Little Prince) adlı film animasyon türünde. Hikayeye göre Küçük bir kız, annesinin yoğun ve baskıcı yaşam planıyla büyümektedir. Yatma saati, kalkma saati, kurs saati, ders saati, yeme içme saati.... Zavallı kızcağız bir çocuktan çok bir robota dönüşmüştür. Derken küçük kızın annesi ani bir karar alır ve anne-kız başka bir eve taşınırlar. Gel zaman git zaman küçük kız, komşu evde yaşayan yaşlı dedeyle tanışır. Yaşlı adam kızın halini görünce ona acır ve Küçük Prens adlı masalın ilk sayfasını uçak yapıp kıza yollar. Kız hikayeyi okuyunca kayıtsız kalamaz ve devamını öğrenmek için yaşlı dedeyle tanışmaya gider. Yaşlı dedeyle küçük kızın hikayesi işte böyle başlar.

Künye
Filme sesini hediye etmiş bir çok ünlü var. James Franco, Jeff Bridges, Rachel McAdams, Marion Cottilard, vb... Filmin yönetmeni ise Mark Osborne. Beyefendi daha önce Kung Fu Panda'yı da yönetmişti ve aynı zamanda iki Oscar adaylığı var.

Yorum
Film animasyon türünde ama bence çocuklar için fazlasıyla ağır bir film. Zira iki ayrı hikaye paralel devam ediyor. Konu basit gibi dursa da dolu dolu bir anlatımı var. Ve ikisi de sonunda çözümleniyor. Diğer taraftan yetişkinler için çok güzel bir film.

Bence mutlaka izlenmeli. İlkokul çağındaki çocuklara da mutlaka izletilmeli.


Hayata İyi Seyirler...

13 Ekim 2012 Cumartesi

"Maymunlar Cehennemi Başlangıç" İzlemeye Değer mi???

"Maymunlar Cehennemi" filmini yıllar önce izledim. Fakat daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi "benim canım hayvanım, hayvanım da hayvanım" türü filmler tarzım değil. Fakat iflah olmaz bir sinema tiryakisi olarak "Maymunlar Cehennemi Başlangıç"ı da (The Rise of the Planet of the Apes'i) izledim. İyi ki izlemişim. Çok beğendim. Bence Maymunlar Cehennemi'ne büyük anlam katmış.

2011 yapımı filmde Bilim Adamı Will'in başlattığı olaylar zincirini izliyoruz. Bilim adamımız, labaratuarda geliştirdiği zeka geliştirici bir maddeyi, deney maymunlarından birinin üzerinde deniyor. Ancak bu sırada hamile olan maymun, yavru ama zeki bir şempanze dünyaya getiriyor ve Will "Sezar" adını verdiği bu şempanzenin bakımını üstlenmek zorunda kalıyor. 

Filmin senaryosu, görsel efektleri ve kurgusu zaten güzel. Ancak bir de oyunculara bakalım. Filmde bilim adamımızı, son yıllarda yıldızı iyice parlayan James Franco canlandırıyor. Sezar'ı ise Hollywood tarihinin hem en şanslı, hem de en şanssız oyuncusu diyebileceğimiz Andy Serkis canlandırıyor. "O da kim?" diyebilirsiniz. Kendisi Yüzüklerin Efendisi'nin Gollum'u ve tabi Smeagal'ı. (Ne yazık ki muhteşem Gollum performansından beri, beyefendiye hep bu tür roller geliyormuş.)

Bu tür mutasyon konulu filmleri seviyorsanız mutlaka izleyin. Türünün en iyi örneklerinden biri diyebilirim. Ben beğendim, sizin de beğeneceğinizi umuyorum.

Hayata İyi Seyirler...

3 Ekim 2012 Çarşamba

"127 Saat" 2 saate sığar mı???

Filmin ismini duyduğunuzda az çok tahmin edersiniz birşeyler. Zaten 2 yol vardır: 127 saat ya çok kısa bir zamandır, 127 saat içinde çok önemli bir iş halledilmek zorundadır. Ya da bitmek tükenmek bilmeyen uzayıp giden bir süreci temsil etmektedir.



127 saat bu filmde 2. yolu temsil ediyor. Konusunu gerçek bir olaydan alan bu film, öyle zannediyorum ki olayın kendisiyle birebir paralel. Maceracı bir dağcı, Utah'taki bir kanyonu yalnız başına keşfetmeye çıktığı sırada, üstüne bastığı kaya parçasının kayması sonucu derin ve dar bir kanyonun içine düşer. Bu düşme sırasında adamımızın sağ kolu kayaların arasına sıkışır. Ve böylece 127'lik hayatta kalma ve kurtulma mücadelesi başlar. 

Filmin başrolünde pek çok filmden tanıdığımız James Franco'yu görüyoruz. Filmin başrolü de, yan rolü de, iyi adamı da, kötü adamı da, figüranı da James Franco'nun kendisi. Öyleki filmin hemen hemen her karesinde tek başına bu genç adamı izliyoruz. Üstelik mutlu mesut ve büyük özgüvenle çıktığı yolculuktan hazin bir sonla dönme sürecini öylesine güzel yansıtıyor ki bu oyunculuğu kendisine "En İyi Erkek Oyuncu" dalında Oscar'a adaylık getirdi.

Filmin sonundaki bir kaç karede olayın asıl kahramanını da görebilirsiniz.Aklınızdan da şöyle bir soru geçebilir: "Aklı başına geldi mi acaba?" Bu sorunun cevabını işte o karelerde bulabilirsiniz.

 127 saati 2 saate sığdırmak imkansız, ama özetlemek iyi fikir ve bu özet çok başarılı. İzlemenizi tavsiye ediyorum.

Hayata İyi Seyirler...           

1 Ekim 2012 Pazartesi

Sizi hiç "Yeşil Yaban Arısı" ısırdı mı???

Bir süredir merak edip bir türlü izleyemediğim bir film vardı. Nihayet dün sinema kanalının birinde denk gelip izledim. 2011'de 3D yayınlanan bir film. 


Filmi izleseniz, "en sıradan aksiyon komedi" dalında oscara aday gösterirsiniz. Ama çok şeker ve çok sevimli bir fim. Bir çizgi roman uyarlaması olduğu için altyapısı güçlü ve tutarlı. Filmin konusu şöyle: Yıllar boyunca şerefiyle gazetecilik yapmış yaşlı bir adam; bir arı tarafından sokulur ve aniden ölür. Talihsiz adamın tüm mirası (para, ev, araba, gazete, personel, şeref, haysiyet, vb de dahil ) ilişkileri hep bozuk olan hayta oğluna kalır. Genç ve işe yaramaz oğlumuz, babasının ani ölümünden sonra, kendi kendine "Green Hornet" (Yeşil Yaban Arısı) adını verir ve (Kato adlı aslen Uzak Doğulu bir çalışanını da kendine asistan yaparak) kendini bir maskeli süper kahraman olarak dünyayı kötülüklerden kurtarma macerasına atar. Ayrıca bir yandan geceleri kahramanlık taslarken, bir yandan da "Yeşil Yaban Arısı"nın sözde başarılarını gazetesinin manşetlerine taşır. Ancak her süper kahramanın başına gelen şey onun da başına gelir: bela.

Filmde sizi bir kaç sürpriz bekliyor. Birincisi misafir oyuncu olarak filme renk katan James Franco(kendisini Örümcek Adam serisindeki Harry Osborne olarak tanıyoruz). İkincisi, yan bir rolde olmasına rağmen hoş bir hava estiren Cameron Diaz. Üçüncüsü ise, filmin yönetmeninin "Eternal Sunshine of the Spotless Mind"ın yönetmeni olması. Filmdeki Kato karakteri de en az başrol kadar karakter kadar güçlü, onu da söylemeden geçemeyeceğim.

Filmin reytingleri ve beğeni alma düzeyi çok yüksek değil. Hatta başrol oyuncuları pek öyle ünlü bile değiller. Ama bence yorgun bir gününüzde, yada arkadaşlarınızı toplayıp birşeyler yapmak istediğinizde kiralayıp izleyebileceğiniz bir film.

Hayata İyi Seyirler...