matt damon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
matt damon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2017 Perşembe

"Çin Seddi" Çin Seddi ve Çin Hikayeleri Hariç Ne Ararsan Var...

Çin Seddi bilmem kaç yıldır orada dururdu; kimsenin aklına gelmezdi o büyük yapıtla ilgili bir film yapmak. Nihayet birilerinin aklına gelmiş ama onlar da yapa yapa bu filmi yapabilmişler. Hay ben...

ÖZET
2016 yapımı "Çin Seddi" (The Great Wall of China) adlı film. Fantastik türde. Hikayeye göre Avrupalı bir grup tacir Çin'de üretilen ve çok para eden 'siyah toz'un ününü duymuşlar ve Çin'in derinliklerine doğru yola koyulmuşlardır. Ancak bu yolculuk hiç de düşündükleri kadar kolay olmamıştır. Coğrafi şartlar, sert iklim ve yol üstündeki vahşi kabileler Avrupalı kafileyi epeyce hırpalamıştır. Kafileden geriye sadece William ve Tovar kalmıştır. Onlar Çin Seddi'ne kadar ulaşmayı başarmışlardır ancak karşılarına hiç beklenmedik bir düşman çıkmıştır. Yeşil kanlı, sivri dişli, ejderhamsı ya da dinozorumsu vahşi bir yaratık. İki usta savaşçı bu yaratığı öldürmeyi ve sağ kalmayı başarmıştır. Ancak Çin'in bu yaratıklarla başının fena halde dertte olduğunu ve patlayan siyah tozun neden bu kadar önemli olduğunu anlamaları uzun sürmeyecektir. 

KÜNYE
Filmde Willam'ı Mat Damon oynuyor. Beyefendi aynı zamanda filmin yüzü. 

YORUM
Filmin görsel ihtişamı sahiden görsel ihtişam. O renklerin kullanılışı, o slow motion savaş sahneleri, vay anam vay... 

Gel gelelim Çin Seddi denen film Çin Seddini anlatmıyor. Çinlilerin hikayesi denen film Çinlilerin hikayesini anlatmıyor. Filmin starı Matt Damon olduğu için ister istemez odak noktası değişiyor. Mihenk taşları doğru yerde değil sizin anlayacağınız.

İzleyelim mi derseniz? Vallahi maalesef tavsiye edemeyeceğim. O güzelim dekorlara, o güzelim kostümlere yazık olmuş. Yönetmen iyi de senaryo kötü öyle diyeyim. O yüzden varın gidin başka film seyredin. 

Hayata İyi Seyirler...

6 Aralık 2012 Perşembe

"Öteki Dünya"ya Gidip Gelmek İster Miydiniz?

Ölümden sonra hayat, gidip geri gelmek, gaybten haberler almak, vb pek çok kişi tarafından merak edilen şeylerdir. Bu tür merakları suistimal eden binlerce insan görebilirsiniz. Ama karşınıza ya gerçekten de ölülerle konuşabilen biri çıkarsa ne yaparsınız?

2010 yapımı “Öteki Dünya” (Hereafter) adlı film, bize üç ayrı insanın hikayesinin anlatıldığı fantastik bir hikaye sunuyor. Filmimize bir bakalım.
1)Marie, bir iş gezisi için gittiği egzotik bir ülkede alışveriş yaparken korkunç bir tsunaminin ardından son anda ölmekten kurtarılmış gazeteci bir kadındır.
2)Marcus, alkolik bir annenin ikiz çocuklarından biridir. Talihsiz bir kaza sonucu ikizini kaybeden küçük Marcus, rahmetli kardeşinden bir haber almak umuduyla medyumları gezmeye başlar.
3) George ise ölülerle konuşabilen eski ve içe kapanık bir medyumdur. Medyumluğu bırakmıştır, çünkü başkalarının hayatlarını izlemekten kendi hayatını yaşayamaz olmuştur. Kendine yeni bir hobi edinmeye çalışan George, aşçılık kursunda tanıştığı kızın (George'un medyum olduğunu anladıktan sonra) kendini terketmesinden sonra yine içe kapanır.
Bu üç manik depresif insanın hayatı, tuhaf bir şekilde kesişecektir.

Filmin başındaki Tsunami sahnesi muhteşem. O kadar ki filme “En İyi Görsel Efekt Dalında Oscar” hediye etti. Ancak başlangıcı bu denli muhteşem olan bir filmin devamı, fazlasıyla sıradan ve durağan. Hatta bazen sıkılıp ileri sarabiliyorsunuz. Neyse ki filmin sonu güzel. Yine de sonunu anlayabilmeniz için, Medyum George'lu sahnelerin hepsini izlemeniz gerekiyor.

Filmde Medyum George'u Matt Damon oynuyor ki ben bu rolü beyefendiye pek yakıştıramadım. Zaten tsunami sahneleri olmasaydı, bir de o rolü Matt Damon değil de tanınmamış bir aktör oynamış olsaydı film, tam bir festival filmine dönerdi. Filmin yönetmeni ise kim olsa beğenirsiniz: Clint EastWood.

Ben filmi pek tavsiye edemiyorum. Sadece girişteki 10 dakikasını izleyin kapatın derim, ama yine de siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

25 Eylül 2012 Salı

"Bourne"lara n'olmuş böyle???


Roman uyarlamalarını her zaman çok sevmişimdir. Altyapıları güçlü olur. En ince detaylar bile düşünülür, kurguya ve hikayeye güç katar. Hele bir de iyi bir yönetmenin elinden çıkarsa tadına doyum olmaz.

İşte Bourne serisi de bunlardan biri. Örneğin, aksiyon filmlerinin kült sahnesi “trafikte takip” sahneleri hem çok emek ister hem de çok masraflıdır. İyi adamlarla kötü adamlar alel acele buldukları bir arabaya binerler; birbirini kovamaya başlarlar. Bu sırada ters yönlere girilir; arabalar son sürat ve bağrış çağrış sürülür; kaldırımlara çıkılır; civardaki cafelerin tüm masalarına çarpılır; itfaiye muslukları yıkılır; bazen kapalı bazen yarı kapalı binalara girilir çıkılır; ateş açılır; arabalar çarpışır ve ters döner; kimse ölmez (kafasından vurulan kişi hariç); kadın erkek çoluk çocuk bütün sürücüler adeta Formula 1 pilotu gibidir. Ve hepsi şehrin yollarını çok iyi bilir.
İşte benim takıldığım nokta bu: Birinci filmde Jason Bourne, peşindeki adamlardan kaçmak için daha biraz önce tanıştığı kızın arabasına biner. Sürücü koltuğuna oturur. Emniyet kemerini bağlar. Haritayı açar. Kendine bir varış noktası seçer. Hızla ve dikkatle bir güzergah belirler. Yanında oturan kızı da uyardıktan sonra artık kahramanımız yola çıkmaya hazırdır. Ve kovalamaca başlar. Bu hazırlık filmin sadece 30-40 saniyesini alır. Ancak filmi sıradan aksiyonlardan açık ara farkla ayırır.

Serinin 4. filmi olan “The Bourne Legacy” ağustos ayında gösterime girdi. Ancak bu kez başrolde Matt Damon yerine Jeremy Renner'ı görüyoruz. Oyuncu değişikliği meselesini bir kenara koyuyorum. Fakat maalesef bu kez film, gizeminden geçilmeyen, bilim kurgusal bir kılığa bürünmüş. Bizim şu roman uyarlamalarından çok uzak.

Bence Bourne serisini çok seviyorsanız, 4. filmi izlemeyin. Sevmiyorsanız da; ne diyebilirim ki zaten izlemezsiniz. İzlenecek bir sürü başka film var, siz en iyisi onları izleyin.

Hayata İyi Seyirler...