jeremy renner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jeremy renner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2017 Cuma

"Bir Zamanlar New York'ta" Ağır Dram...

Afişinde üçlü oyuncunun bulunduğu bir film gördüm. Genellikle bu tür fimlerin konusu çok basit olur. Oyunculukla ve yönetmenin yaratıcılığıyla şekillenir. Mesela “Kardeşler” filmi böyleydi. “Z for Zakariah” da böyleydi. Yani karşıma ne çıkacağını aşağı yukarı biliyordum. Ve neyse ki yanılmadım. Size filmden bahsedeyim.

ÖZET
2013 yapımı “The Immigrant” (Bir Zamanlar New York'ta) adlı film dram türünde. Hikayeye göre Ewa ve Magda kız kardeşler 1921 yılında Polonya'dan Amerika'ya iltica ederler. Zorlu geçen bir gemi yolculuğundan sonra  nihayet Amerikan topraklarına ulaşırlar. Ancak gümrükte bir sorun çıkar. Magda'nın hastalıklı hali polisin dikkatini çekmiştir. Zira Magda tüberküloz hastasıdır. Magda karantinaya alınmak üzere kenara ayırılır. Dahası polis Ewa'yı da ayırır çünkü Ewa'nın gemi yolculuğu sırasında ahlaksız ilişkiler yaşadığı iddia edilmiştir. Bu sebeple Ewa Polonya'ya geri gönderilecektir. Farklı yerlere savrulan iki kız kardeş ağlaya ağlaya birbirlerinden koparılırlar. Ewa o geceyi gözaltında geçirecektir. Ancak o gece iyi giyimli bir adam gözaltında tutulan Ewa'yı oradan çıkarır. Ona yatacak yer verir ve O'nu kız kardeşine kavuşturacağına söz verir. Tabi Ewa için bunun bedeli ağır olacaktır.

KÜNYE
Filmde Ewa'yı Marion Cottilard oynuyor. Hanımefendiye Jeremy Renner ve Joaquin Phoenix eşlik ediyorlar.

YORUM
Film tam da tahmin ettiğim gibi çıktı. Basit bir senaryo. Bir grup insanın hayatından bir kesit. Müthiş oyunculuklar. Gelgitli duygu dünyaları... Eğer böyle dramlardan hoşlanıyorsanız; bu film tam size göre.


Hayata İyi Seyirler...

24 Ekim 2016 Pazartesi

"North Country" de Tek Başına...

Ben bir kadınım. Kadın bir çalışan olarak hep saygı gördüm. Öğrencilerim, öğretmen arkadaşlarım, idareci arkadaşlarım, velilerim, kısacası herkes tarafından saygı gördüm. Ama kadın çalışanların taciz edilmesine ya da saygısızlık görmesine dayanamıyorum. Özellikle bu filmde anlatıldığı türden olunca sinirden elim ayağım titriyor. Size filmden bahsedeyim.

north country ile ilgili görsel sonucuÖZET
2005 yapımı “North Country” (Tek Başına) adlı film dram türünde. Hikayeye göre Josey, iki çocuk annesi genç bir kadındır. Ama evliliğinde mutlu değildir. Eşinden gördüğü şiddete daha fazla dayanamayıp çocuklarıyla birlikte Minnesota'daki baba ocağına geri döner. Ancak Josey ve çocukları ne yazık ki baba evinde hoş karşılanmaz. Josey bir süre sağda solda üç kuruş paraya çalışır. Para pul yetmeyince daha iyi kazanabileceği bir işe girer: Maden ocağına. Esasen maden ocağındaki ağır çalışma şartları Josey'e zor gelmez. Ona asıl zor gelen pis terbiyesiz ahlaksız mikrop madencilerin cinsel tacizleridir. Josey uğradığı tacizlere dayanamayıp hak aramaya başlar. Maden şirketine dava açan Josey için geçmiş, gelecek ve bugüne dair korkunç yüzleşme süreci başlar.

KÜNYE
Filmde Josey'i Charlize Theron oynuyor. Kadının fena halde hayranıyım. Josey'in avukatı rolünde Woody Harrelson görülüyor. Josey'in en büyük tacizcisi rolünü ise Jeremy Renner canlandırıyor. Bu filmde iğrenç bir herif. Film aynı zamanda iki ayrı Oscar'a aday olmuş gerçek bir olaydan uyarlama bir film.

YORUM
Film içimi acıttı. Filmin pek çok yerinde taciz sahneleri var. Fakat eminim o madenlerde bundan çok daha fazlası yaşanmıştır.

Ben filmi yürekten tavsiye ediyorum. Özellikle kadınların kız babalarının yürek sızısızla izleyecekleri bir film. İzleyin, yüreğiniz kabarsın.


Hayata İyi Seyirler... 

15 Ekim 2012 Pazartesi

"Hırsızlar Şehri"ne Seyahat Etmek İster misiniz???


Ben Affleck'i yıllar önce Armaggedon'la tanıdık. O zamanlar genç bir adamdı ama yıldızın parlak olduğu belliydi. Neyse ki zaman içerisinde körelmedi, aksine kendini geliştirdi ve nihayet kendi yazıp yönettiği bir filmde oynadı.

2010 yapımı "The Town"dan (Hırsızlar Şehri'nden) bahsediyorum. Kendisi filmde bir banka soyguncusunu oynuyor. Hem de babadan kalma hırsızlık geleneğini meslek edinmiş bir banka soyguncusu. Elbetteki soygunları tek başına yapmıyor. Kendisine işi ayarlayan "The Town" adında paravan bir çiçekçi ve soygunları beraber yaptıkları bir ekip daha var. İşte bu ekipte ona “kardeşim” dediği Jeremy Renner eşlik ediyor. Yaptıkları son banka soygununa kadar işler yolunda gidiyor. Ama son soygundan sonra Ben Affleck'in bankacı kıza aşık olmasıyla işler karışıyor.

Ben filmi beğendim. Zaten filmin beğeni oranları da hiç fena değil. Bu başarısından sonra öyle görünüyor ki Ben Afflcek yazmaya ve yönetmeye devam edecek. Biz de o filmleri izlemeye devam edeceğiz.

Hayata İyi Seyirler...

14 Ekim 2012 Pazar

"Görevimiz: Tehlike Hayalet Protokolü"nde bir sorun yok mu???

"Görevimiz Tehlike" hayranları bilirler. Tabi ülkemizde 20 sene önce gösterilmiş olan ve yıllar süren diziden bahsediyorum. Kült haline gelmiş muazzam bir ajanlık serüvenidir. En uçuk sahneleri bile bir mantık çerçevesinde sunar. En önemlisi de tüm ekip yetenekli ve karizmatiktir, hatta en çılgınları bile. Ekibin her üyesi aynı öneme sahiptir. Hiçbiri ne geride kalır, ne de sivrilir. "Başrol" yoktur.

Görevimiz Tehlike 1-2-3 filmlerinde ise durum biraz farklı seyretti. Hatta neredeyse "Başrollerinde Tom Cruise'un oynadığı aksiyon filmleri" diye bir tabir bile kullanabilirim.

Neyse ki serinin 4. filmi olan 2011 yapımı "Görevimiz: Tehlike Hayalet Protokolu" (Mission: Impossible Ghost Protocol) filminde, diziye biraz daha yaklaşmışlar. Ama Tom Cruise hala çok ön planda. Filmin afişinde bile bunu kolayca görebiliyorsunuz. Ama o rolü Tom Cruise değil de biraz daha az ün yapmış bir erkek oyuncu oynasa çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Bunun yanında ekibin diğer üyeleri rollerine cuk oturmuş. En azından ilk 3 filmdeki o hiç adı sanı duyulmadık isimler yerine Jeremy Renner gibi, Paula Patton gibi isimleri görebiliyoruz. (Yine de bu isimlerin "Tom Cruise" isminin gölgesinde kaldığını söylemeye de gerek yok sanırım.)
Ha bir de şu "kayıt" meselesi var. Hani şu "Bu kayıt kendini 5 saniye içinde imha edecektir." meselesi. Görevimiz Tehlikenin en can alıcı ve en özgün sahnesinin bu filme alınmadığına inanamıyorum.  Ama umarım bu eleştiriler yapımcıların kulağına gider de 5. filmi daha dikkatli çekerler.

Filmi beğenmedim demiyorum, ama diziyi yıllarca takip ettmiş biri olarak bu eksiklikleri ve hataları kolayca görebiliyorum. Filmin adına yakışır bir şekilde bazı şeyler hayalet olmuş sanki. Ama siz yine de filmi izleyin. Beğeneceğinize eminim.

Hayata İyi Seyirler...

25 Eylül 2012 Salı

"Bourne"lara n'olmuş böyle???


Roman uyarlamalarını her zaman çok sevmişimdir. Altyapıları güçlü olur. En ince detaylar bile düşünülür, kurguya ve hikayeye güç katar. Hele bir de iyi bir yönetmenin elinden çıkarsa tadına doyum olmaz.

İşte Bourne serisi de bunlardan biri. Örneğin, aksiyon filmlerinin kült sahnesi “trafikte takip” sahneleri hem çok emek ister hem de çok masraflıdır. İyi adamlarla kötü adamlar alel acele buldukları bir arabaya binerler; birbirini kovamaya başlarlar. Bu sırada ters yönlere girilir; arabalar son sürat ve bağrış çağrış sürülür; kaldırımlara çıkılır; civardaki cafelerin tüm masalarına çarpılır; itfaiye muslukları yıkılır; bazen kapalı bazen yarı kapalı binalara girilir çıkılır; ateş açılır; arabalar çarpışır ve ters döner; kimse ölmez (kafasından vurulan kişi hariç); kadın erkek çoluk çocuk bütün sürücüler adeta Formula 1 pilotu gibidir. Ve hepsi şehrin yollarını çok iyi bilir.
İşte benim takıldığım nokta bu: Birinci filmde Jason Bourne, peşindeki adamlardan kaçmak için daha biraz önce tanıştığı kızın arabasına biner. Sürücü koltuğuna oturur. Emniyet kemerini bağlar. Haritayı açar. Kendine bir varış noktası seçer. Hızla ve dikkatle bir güzergah belirler. Yanında oturan kızı da uyardıktan sonra artık kahramanımız yola çıkmaya hazırdır. Ve kovalamaca başlar. Bu hazırlık filmin sadece 30-40 saniyesini alır. Ancak filmi sıradan aksiyonlardan açık ara farkla ayırır.

Serinin 4. filmi olan “The Bourne Legacy” ağustos ayında gösterime girdi. Ancak bu kez başrolde Matt Damon yerine Jeremy Renner'ı görüyoruz. Oyuncu değişikliği meselesini bir kenara koyuyorum. Fakat maalesef bu kez film, gizeminden geçilmeyen, bilim kurgusal bir kılığa bürünmüş. Bizim şu roman uyarlamalarından çok uzak.

Bence Bourne serisini çok seviyorsanız, 4. filmi izlemeyin. Sevmiyorsanız da; ne diyebilirim ki zaten izlemezsiniz. İzlenecek bir sürü başka film var, siz en iyisi onları izleyin.

Hayata İyi Seyirler...