trajikomedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trajikomedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2015 Cuma

"Her Gün" Bir Aile Trajikomedisi...

Sabahın köründe çocuklar tarafından uyandırılınca ne yapacağınızı şaşırırsınız ya... Hani bir süre kendinize gelemezsiniz; kumanda elinizde zaping yaparsınız.Yine olmaz; o an size ait olmayan vücudunuzla biraz iş güç yaparsınız. Yine olmaz; ne yediğinizi bilmeden kahvaltı yaparsınız. Yine olmaz; bir film ya da bir dizi açarsınız. Film bitince akşam oldu sanırsınız ama saate bir bakarsınız; saat daha 12.00 bile olmamıştır. Oysa ki konu komşu daha yeni uyanmıştır. Balkona çıkıp gerinenler; çay suyunu koymaya başlayanlar; sucuklu yumurta kokuları... Heeeyy hey!!!

İşte öyle bir günde bir filme sarıldım. Size filmden bahsedeyim.

Özet
2010 yapımı "Her Gün" (Every Day) adlı film (güya) komedi türünde. Hikayeye göre Ned, iyi bir aile babasıdır. 19 yıllık evliliğine iki çocuk ve bir kariyer sığdırmıştır. Ama bu aralar Ned'in evliliğine bir kaç problem eklenmiştir. 1) Ned'in yakışıklı mı yakışıklı oğlu Ethan, gay olduğunu açıklamıştır. 2) Ned'in huysuz mu huysuz kayınpederi yanlarına taşınmıştır. 3) Ned'in gıcık mı gıcık patronu Ned'den üç gün içinde sıfırdan bir proje yazmasını istemiştir. Ve Ned bu problemlerin hepsini bir an önce çözmek durumundadır.

Künye
Filmde Ned'i Liev Schreiber oynuyor. filmde aynı zamanda Helen Hunt, Ezra Miller ve Brian Dennehy de önemli rollerde yer alıyorlar.

Yorum
Filmi sakın izlemeyin. Ben niye izledim? Denize düşen yılana sarılır hesabı izledim. Başta anlattığım o psikolojiyle izledim. Ve hiç beğenmedim. Zaten "minimalist" (bu kelimeyi çok seviyorum) bir film. Yani çok az insana hitap edecek bir film. Onun yerine "Öteki Kadın"ı izleyin. Onu da bu filmden sonra izledim ve beğendim. Bir sonraki yazımda da onu anlatacağım.

Haya İyi Seyirler...

28 Temmuz 2014 Pazartesi

"Blue Jasmine" Bir Dibe Vuruş Filmi...

Hanımlara söyleyeyim: Ben de bir kadınım ama en sevdiğim ev işlerinden ikincisi ÜTÜ!!! İster inanın, ister inanmayın ama bu böyle. Peki neden mi? Çünkü ütü masasını tv'nin karşısına geçirip, bir film açıp rahatlıkla yapabildiğim bir iş. Süper! Ben bu işin tadını çıkarıyorum; siz de öyle yapın :)))

Bu kadar şeyi niye anlattım, oraya gelelim. Yine bir "ütü" filmi izledim de o yüzden anlattım. Hadi şimdi de filmi anlatayım.

Özet
2013 yapımı "Mavi Yasemin" (Blue Jasmine) adlı film romantik trajikomik türde. Hikayeye göre Jasmine (ki şu durumda adaşım oluyor) sosyetik bir kadındır. Jasmine'nin kocası yeni ölmüştür ama bu ölüm pek de öyle sessiz sedasız bir ölüm olmamıştır. Zira kendisi süper zengin bir iş adamıyken 10 numara dolandırıcı olduğu ortaya çıkmış ve hapse girince de intihar ederek ölmüştür. Bu durumda devlet, ailenin tüm mal varlığına el koymuş ve zavallı Jasmine bir anda tığ teber ortada kalmıştır. Kulağındaki küpesini bile maliyeye kaptıran Jasmine bir süreliğine gariban kız kardeşinin yanına taşınır. Ancak en tepeden en dibe vuran Jasmine'in bu sefaletten kurtulmaktan başka çaresi yoktur.

Künye
Filmde Jasmine'i Cate Blanchett oynuyor. Jasmine'in kocası olacak dolandırıcı herifi de Alec Boldwin canlandırıyor. Filmin senaristi ve yönetmeni de yılların sanatçısı Woody Allen.

Yorum
Başta da söylediğim gibi film tam bir "ütü" filmi. Çok ağır bir senaryosu yok. Görsel efektleri yok. Göz alıcı dekorları yok. O yüzden sadece kulağınızla bile izleyebileceğiniz bir film. 
Psikolojik analizleri ve gidip gelen ruh hallerini anlatan filmleri seviyorsanız (Can Dostum gibi, Aşk gibi) mutlaka izleyin. Çünkü o konuda epeyce doyurucu. 
Bunun yanında Flash back'lerle ve flash forward'larla zenginleştirilmiş hoş bir film.  
İzlemezseniz çok bir şey kaçırmazsınız ama izlerseniz beğenebilirsiniz. Siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...