david fincher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
david fincher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2015 Pazartesi

"Kayıp Kız" Ya Kayıp Aslında Kaybolmadıysa???

Eşim bir arkadaşından iki film bulmuş gelmiş. “İzleyelim” dedi. “Yalnız biri vahşet filmiymiş. Öbürünü izleyelim. Çocuklar ayakta.” dedi. “Neymiş öbürünün adı?” diye sordum. “Gun Girl” dedi. “E bu da vahşet filmidir?” dedim. Sonra anladım ki “Gun Girl” değil; “Gone Girl” demek istemiş. Ve sonra bir şey daha anladık ki.......... O kısmını yorumlara yazalım. Önce filme bakalım.

Özet
2014 yapımı “Kayıp Kız” (Gone Girl) adlı film gizem türünde. Hikayeye göre Nick ve Amy yeni evli bir çifttir. Amy, sosyetik ve akıllı bir kadınken Nick sınıf atlamak üzere olan taşralı bir yazardır. Bu ikili her ortamda örnek çift olarak gösterilirken aşklarına heyecan katmak için hemen hemen her fırsatı da değerlendirmektedirler. Bir gün Nick eve gelir ve salondaki eşyaların darmadağın edilmiş olduğunu görür. Amy ise evde yoktur ve kendisine ulaşılamamaktadır. Durumdan şüphelenen Nick hemen polis çağırır. Ancak işler fena patlar ve hiç umulmadık bir gelişmeyle sonuçlanır.

Künye
Filmde Nick'i Ben Affleck oynuyor. Filmin yönetmeni ise "Dövüş Kulübü" ve "Sosyal Ağ" filmleri de dahil bir çok muhteşem filmi de yönetmiş olan David Fincher. Filmin bir roman uyarlaması olduğunu da ilave etmek lazım.

Yorum
1) Önce baştaki o şeyden bahsedeyim. Film hem cinsel içerikli hem de vahşet içerikli olduğu için kesinlikle ve kesinlikle çocuklar ayaktayken izlenecek bir film değilmiş.
2) Ama gizem filmi olarak güzel. Karakterlere karşı filmin henüz başındayken hissedeceklerinizle sondaki hisleriniz arasında dağlar kadar fark olacağına emin olun. 
3) Gizem filmlerini seviyorsanız mutlaka izleyin. Ama sevmiyorsanız benim gibi gerilir kalırsınız. Yani siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...

4 Aralık 2012 Salı

"Ejderha Dövmeli Kız"ın Filmi mi, Kitabı mı???

Geçirdiğim bir rahatsızlık sebebiyle 5 ay kadar yatak istirahati aldığım bir dönem olmuştu. Bu süreci bunalıma girmeden atlatabilmemin en önemli sebeplerinden biri, üç kitaptan oluşan "Millenium" serisini okuyarak geçirmiş olmamdı. Her biri 600 sayfalık bu üç kitap, muhteşem kurgusu, çarpıcı hikayeleri ve sürükleyici diliyle gerçekten birer şaheser niteliğindeydi.

İsveççe "Ejderha Dövmeli Kız"
Bu sıradışı romanlar (Ejderha Dövmeli Kız, Ateşle Oynayan Kız, Arıkovanına Çomak Sokan Kız) elbette ki film dünyasında da yankı bulacaktı. Filmler ilk önce İsveççe olarak çekildi. Çünkü kitapların yazarı Stieg Larsson bir İsveçliydi ve kitapları İsveççeyle yazmıştı. Ancak filmler, kitapların aynısı değildi. Senaryoda çok tuhaf değişiklikler vardı ve değişikliklerin bir çoğu da gereksizdi. Filmin reytingleri oldukça yüksekti, ama yine de değiştirilmiş senaryolar ve ünlü olmayan ünlülerin oynadığı filmler seyircinin hoşuna gitmemişti. Sonuçta filmler "İzlenmesi gereken ilk 5000 film listesi"ne girebildi.

Aradan daha bir sene bile geçmemişti ki 2011 yılında bu işe Hollywood'un üstadları el attı ve birinci kitabın filmini yeniden çekti. Filmin başrolünde, James Bond serisini şaha kaldıran Daniel Craig oynadı. Ejderha Dövmeli Kız (Rooney Mara tarafndıran canlandırılan) ise (tıpkı kitaptaki gibi) ikinci plana alındı. Senaryo aynen korundu. Kitaptaki gizem, aynen filme aktarıldı. Kitapta tarif edilen karakterler filmdekilerin bire bir kopyası olarak hazırlandı. Sonuç: Filmin beğeni oranları % 80'i buldu. Film şu anda "İzlenmesi gereken ilk 500 film" listesinde.

Filmin yönetmeni, Dövüş Kulübü, Sosyal Ağ, Benjamin Buttler ve Yedi filmlerinin de yönetmeni olan David Fincher. Filmin senaristi ise Shindler'in Listesi ve Görevimiz:Tehlike'de de imzası bulunan Steven Zaillian.

Gelelim "Ateşle Oynayan Kız"a. İkinci filmin yönetmeni ise bu kez Daniel Alfredson olacak. Senaryo yine kitaba paralel olacak. 

Kitapları okuduysanız (ve tabi sevdiyseniz) filmi mutlaka izleyin. Filmi izlediyseniz, mutlaka kitapları okuyun. Gerçi ikisi de birbirinin aynısı ama olsun, büyük tat alacağınıza eminim.

Hayata İyi Seyirler...

26 Eylül 2012 Çarşamba

"Sosyal Ağ" mı, "Asosyal Ağ" mı???

"Sosyal Ağ" filmi bilgisayarımda ne kadar uzun süre kaldı bilmiyorum. Ama bir gün olsun izlemek gelmedi içimden. Çünkü belgesel bir film diye düşünüyordum. Biyografi olacağı hiç aklıma gelmemişti. Tanıtımlarını bile pas geçmiştim. Nihayet bir gün TV'de rastladım. "İzleyeyim de şunu, aradan çıksın" dedim. Aman Allah'ım o da ne??? Neredeyse gece rüyama girecekti.


Bir kere filmin diyalogsuz geçen bir tek dakikası bile yok. Hatta konuşmalar o kadar çok ki filmi tv'den izlemeseniz de radyodan dinleseniz bile anlarsınız. Diyaloglar çok yoğun, çok hızlı, hatta bazen de teknik bilgi yüklü. Filmi anlayabilmek için mutlaka Türkçe (ya da anadilinizde) izlemelisiniz. Filmde de facebook'u kuran çocuğun (Harvard öğrencisi Mark Zuckerberg) neden bu siteye ihtiyaç duyduğu ve sitenin nasıl bir süreçten geçtikten sonra son halini aldığı çok güzel anlatılmış. Umarım Filmde gösterilen Mark Zuckerberg gerçekten filmdeki kadar vurdumduymaz ve patavatsız değildir. Ama yine aynı Zuckerberg'in bize gösterilenden daha zeki, daha asosyal, daha içe kapanık olduğunu tahmin edebiliyorum. Eski bir hackerı canlandıran Justin Timberlake'in performansı ise beni çok şaşırttı. Facebook'un kasasını (maliye müdürü 'Vardo Saverin'i) canlandıran Andrew Garfield (yeni Örümcek Adam'ımız) doğal oyunculuk yeteneği sayesinde ön plana çıkmayı başarmış.  Hatta Vardo'nun haline o kadar acıdım ki google'da şöyle bir arama yaptırdım; merka edenler için söylüyorum: adamımız hala facebook'un maliye müdürü.

Kısacası film çok iyi işlenmiş. Sosyal Ağ kitabının yazarı Ben Mezrich'in ve Filmin Oscarlı Yönetmeni David Fincher'ın kafası da Harvard kafasından az değilmiş, onu da görmüş olduk. Filmi izleyin ve görün bakalım: "500 milyon arkadaş edinmek için en az bir kaç düşman edinmek" gerekiyor muymuş, gerekmiyor muymuş?

Hayata İyi seyirler...