gizem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gizem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2016 Pazartesi

"Sessiz Amerikalı" Vietnam Savaşı Nasıl Başladı???

Bundan bir kaç sene önce Vietnam Savaşının nasıl çıktığına takmıştım kafayı. ABD'nin neye dayanarak Allah'ın Vietnam'ına saldırdığını merak etmiştim. Ama onca araştırmaya rağmen  “yılanın başı” denecek bir isme de rastlamamıştım. Meğerse öyle bir isim varmış. Vietnam Savaşının “Arabistanlı Lawrence” hikayesine bir bakalım.

the quiet american ile ilgili görsel sonucuÖZET
2002 yapımı “The Quiet American” (Sessiz Amerikalı) adlı film gerçek bir hikayeden uyarlanmış bir dram. Hikayeye göre Thomas Fowler, Vietnam'da görev yapan yaşlı bir gazetecidir. Aslen İngiliz olmasına ve yaşına rağmen Vietnam görevini  hala zevkle yapmaktadır. Bunun en önemli sebebi ise Vietnamlı metresi Phuong'dan kopmak istememesidir. Thomas'ın İngiliz karısı Thomas'tan boşanmadığı için bu aşk üçgeni uzatmalı ilişkiye döner. Gel zaman git zaman Amerikalı bir doktor, görev icabı Vietnam'a gelir. Doktor Pyle yakışıklı ve nazik biridir. Bir akşam Doktor Pyle ve Phuong birbirleriyle tanışırlar ve birbirlerinden hoşlanırlar. Bizim aşk üçgeni önce aşk karesine döner. Sonra bu aşk karesi de ayak kaydırma girişimlerine dönünce siyasi sarmal kaçınılmaz olur.

KÜNYE
Filmde yaşlı İngiliz gazeteciyi Michael Caine oynuyor. Amerikalı doktor Bay Plye'ı ise Michael Faraday canlandırıyor.

YORUM
Film eski usul bir film. Pek öyle izlemeye değecek bir film de değil. Sıkıcı ve durağan.

Verdiği mesaj dramatik. Aynı kadına aşık olan iki adamın dünyayı nasıl cehenneme çevirdiklerini anlatan ilginç bir kesit.

Gerçek hikaye olduğu iddia ediliyor ama aslı var mı yok mu bilmiyoruz tabi. Ancak söz konusu aşk hikayesinin vardığı noktanın Vietnam Savaşı olduğu düşünülünce gerçekten insan üzülmeden edemiyor. Diğer taraftan bu iki adam bu aşk savaşına girmeseydi Vietnam'da savaş çıkmayacak mıydı? Yine çıkacaktı. Sonuçta ABD, Fransız sömürgesi Vietnam'ı kafaya takmıştı. Bu aşk savaşı sadece fitili ateşleyen ateş oldu. Tıpkı Truvalı Helen'yüzünden başlayan Truva Savaşı gibi.

Özetle... Filmi izlemeye gerek yok.Yine de izlemek isterseniz; siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...

6 Kasım 2016 Pazar

"Hesaplaşma" Bir Suç ve Gizem Filmi...

Ne kadar yakışıklı olursan ol; şansın yaver gitmedi mi olmuyor. Bu şanssız aktörlerden biri Josh Duhamel. Adam bir sürü filmde başrol oynadı ama yine de ismini ezberden söyleyebilen yok. Neyse bir gün gelecek; O'nun da yıldızı parlayacak inşallah.

Beyefendinin son filmine bir bakalım bakalım...

misconduct ile ilgili görsel sonucuÖZET
2016 yapımı “Hesaplaşma” (Misconduct) adlı film, gizem ve suç filmi. Hikayeye göre Ben, genç ve hırslı bir avukattır. Yükselişi istikrarlı olarak devam etmektedir. Ancak bu ona yetmemektedir. Onun istediği ani ve keskin bir yükseliştir. Bu yüzden epeydir arayış içindedir. Bir gün beklediği fırsat ayağına gelir. Eski kız arkadaşı Ben'i facebook'tan ekler ve sıcak mesajlar gönderir. Ben, evli olmasına rağmen görüşmeyi kabul eder. Ben ve eski manita aniden yakınlaşıverirler. Tabi birazcık. Eski manita Ben'e çalıştığı ilaç firmasıyla ilgili bir kaç yasadışı sırrı falan paylaşır. Alkolün de etkisiyle yakınlaşmanın boyutu biraz daha artar. Neyse ki Ben, kendine hakim olmayı başarır ve bir hataya düşmeden evine döner. Ertesi gün öyle bir haber duyar ki şok şok şok... Ziraz eski manita evinde ölü bulunmuştur. Ve cinayetin zanlısı bir anda Ben oluverir...

KÜNYE
Filmde Ben'i Josh Duhamel oynuyor. Al Pacino, Alice Eve, Anthony Hopkins, Julia Stiles gibi ünlü oyuncular da beyefendiye eşlik ediyorlar.

YORUM
Film, sonuna kadar gizemini koruyan bir film. Ancak sonu biraz hayal kırıklığına uğratıyor. Ters köşe yapalım derken Çakma Agatha Christe hikayelerine döndürmüşler.

Yine de izlenir mi? İzlenir. En azından sonuna kadar keyif verir.


Hayata İyi Seyirler... 

10 Haziran 2016 Cuma

"Enemy" Aynı Yüzlü İki Adam...

Epeyce zaman önce izlediğim bir film vardı. Jake Gyllenhaal oynuyormuş diye izlemiştim. Size de bahsedeyim.

Özet
2013 yapımı "Enemy" adlı film gerilim türünde. Hikayeye göre Adam, evlidir ve karısı da hamiledir. Adam'ın sıradan bir işi, sıradan bir ailesi ve sıradan yaşantısı vardır. Bir gün bir cafede sıradan bir adam  Adam'a bir filmden bahseder. Adam filmi bulur ve izlemeye başlar. Ancak filmi izlerken birden bire ilginç bir şey olduğunu farkeder. Filmin dandik bir sahnesinde ayyyyynı kendisine benzeyen bir oyuncu olduğunu görür. Küçük bir araştırmadan sonra adamın kim olduğunu bulur ve adamla tanışmaya gider. İşte bu tanışmadan sonra  Adam'ın hayatı artık sıradışı bir hale bürünecektir.

Künye
Filmde Adam'ı Jake Gyllenhaal oynuyor. Filmin senaristi ise "The Double"ın da yazarı ile aynı kişi. Zaten filmler neredeyse aynı.

Yorum
Film fena değil ama fazlasıyla gizemli ve bu gizemler maalesef filmin sonunda da çözülmüyor. Ancak aynı adlı kitapta bu gizemlerin hiç biri sır değil. Merka edenler kitabı okuyabilir ya da izleyici yorumlarından bakabilirler.

Peki izleyelim mi? Bu tür gerilim ve gizem filmi sevenlerin çok beğeneceğine eminim. O yüzden izleyip izlemeyeceğinize kendiniz karar verin.


Hayata İyi Seyirler...

14 Nisan 2016 Perşembe

"The Double" Gizem...

Bir film buldum ve izledim. Portalda epeydir gözüme takılan bir filmdi. Size filmden bahsedeyim.

Özet
2013 yapımı “The Double” adlı film karman çorman bir film. Türünü yazamıyorum yani. Hikayeye göre Simon tuhaf bir adamdır. İçe kapanık, ezik ve silik karakterin tekidir. Bir dahi olmasına rağmen iş yerinde bir türlü kendini ispatlayamamıştır. Hoşlandığı kızla aynı binada çalışmasına rağmen kıza gidip tek kelime edememiştir. Maaşıyla zar zor geçinmektedir. Bakım evinde yaşayan yaşlı ailesinin sevgisinden bile yoksundur. Hayat Simon'a bir oradan bir buradan vururken işe yeni alınan James sayesinde birden işler değişir. Çünkü James, Simon'a tıpatıp benzeyen diğer adamdır.

Künye
Filmde Simon da James de Jessie Eisenberg tarafından canlandırılıyor. Her oyuncunun hayalindeki rol. Tek film, iki karakter. Film ayrıca Dostoyevski'nin bir eserinden uyarlama.

Yorum
Filmin atmosferi çok değişik. Gerilim ve gizem yüklü bir film. Eisenberg'in oyunculuğu da eyvallah. Ama filmin gidişatı da sonu da çok bayat. Bunun gibi çok film var artık piyasada. O yüzden izlemeseniz de olur.

Hayata İyi Seyirler...


P.S. Ekranda Jessie Eisenberg'in olduğu hiç bir sahneyi izleyemiyorum. Adamın suratı o kadar ilginç ki filmlere odaklanamıyorum. İzlesem de anlayamıyorum. Kafam karışıyor. Nereden çıktı bu adam :)))

7 Temmuz 2015 Salı

"Ölümle Yaşam Arasında" İdam Gerçekleşecek Mi???

Yaz tatilimde gerilmek istemiyorum. Ama bir film çıkıyor ve beni geriyor :)))

Özet
2003 yapımı "Ölümle Yaşam Arasında" (The Life of David Gale) adlı film dram türünde. Hikayeye göre David Gale dahilik düzeyinde zeki bir bilim adamı ve aynı zamanda akademisyendir. Karısıyla arası ne yazık ki pek iyi değildir ve bu yüzden oğlunu da görememektedir. Gale sosyal bir proje olarak kendini bir ideaya adamıştır: İDAMLARA HAYIR! Amerika'daki idam cezalarının kaldırılması için her şeyi yapacak yüksek duygulara sahiptir. Ama bir gün gelir, bir şeyler ters gider ve Gale idam cezasına çarptırılır. Gale ölümüne üç gün kala, hikayesini bir gazeteciye anlatmaya karar verir. Ve biz de hikayeyi bu yolla izlemeye başlarız. 

Künye
Filmde Gale'ı Kevin Spacey oynuyor. Gazeteciyi ise Kate Winslet oynuyor. Filmin yönetmeni Alan Parker ise aynı zamanda "Mississipi Yanıyor" adlı filmin de yönetmeni olan Alan Parker.

Yorum
Filmin senaryosu çok güzel. Bildiğim kadarıyla gerçek hikaye değil. Ama o çok iyi ve çok yönlü yazılmış bir senaryo. 

Oyunculuklara zaten diyecek bir lafım yok. 

Filmin tek kabahati çok uzun olması. Tam iki saat. İzle izle bitmiyor. O yüzden vaktinizin bol olduğu bir zaman izleyin. Ama mutlaka izleyin.

Hayata İyi Seyirler...

5 Ocak 2015 Pazartesi

"Alın Yazısı" Görüp Görebileceğiniz En İlginç Paradokxssksxxx...

Çok sevdiğim bir arkadaşım bir film izlemiş. Bana da tavsiye etti ama filmin ismini bir türlü çıkaramadı. “Pre.... Prel... Pre...tion” dedi kaldı. Yalnız filmin konusuyla ilgili bir ipucu verdi ve konusu benim de ilgimi çekti. Eşime filmin konusundan bahsettim. O da birden “Heh! Benim filanca arkadaşım da o filmi izlemiş, çok beğenmiş ama filmin adını hatırlayamadığı için havada kaldı” dedi.
Güç bela filmin adını bulduk ve şu filmi nihayet izleyebildik.

Özet
2014 yapımı “Alınyazısı” (Predestination :)))) adlı film hem fantastik, hem bilim kurgu hem de gizem türünde. Hikayeye göre adamımız (Ethan Hawk), görevi gereği zamanda yolculuk yapan bir ajandır. Eskide geçen kötü olayları düzeltmek amacıyla geçmişe gider ve o olaylar henüz olmadan önlemeye çalışır. Yeni görevi bir katliamcıyı bulmak ve katliamı önlemeye çalışmak için adamı ikna etmek olacaktır. Bunun için yine geçmişe gider ve bir barda barmen kılığında işe koyulur. Bardaki müşterilerden biriyle sohbete başlar. Ancak bu sohbet hiç beklenmedik bir şekilde son ve sonuç bulacaktır.

Künye
Filmde zaman yolcusu ajanımızı Ethan Hawk oynuyor. Kendisine bu filmde Sarah Snook eşlik ediyor. Film bir kısa öyküden uyarlama. 

Yorum
1) Yılan hikayesi demek bu olsa gerek. Ben hayatımda böyle paradokslu bir film görmedim. Hatta kitap ya da benzer bir film de görmedim. Hatta ben hayatımda böyle bir şey görmedim.
2) Çok ilginç ve tuhaf bir filmdi. Git gide çözüleceğine, git gide karmaşıklaşan bir örgüye sahipti. Hele sonunda iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyordu.
3) Ancak bunca kargaşaya rağmen sonunda paradoks tamamlandı. En azından ortada kalmadığına sevindim.
4) İzleyelim mi derseniz? Size katacağı hiç bir şey olmamakla birlikte izlenebilecek bir film. İmdb'deki puanını da (7.4 gibi bir şey) hak ediyor diyebiliriz. Yani eğer Çok merak ettik derseniz izleyin. Ama sonunda “bu ne yaaa!” demeyin. Çünkü öyle dedirtecek bir film.


Hayata İyi Seyirler...

"Hititya: Madalyonun Sırrı" Türk Filmlerine Tövbe Ettiren Bir Türk Filmi...

Her seferinde tövbe ediyorum bir daha yerli film izlemeyeceğim diye. Ama sonra bir şey oluyor, tövbemi unutup bir daha izliyorum yine tövbe ediyorum. Size filmden bahsedeyim.

Özet
2013 yapımı “Hititya: Madalyonun Sırrı” adlı film fantastik gizem türünde. Hikayeye göre Asya mutlu bir evlilik yapmış ve üç çocuk sahibi hoş bir kadındır. Hayat Asya ve ailesi için normal seyrinde devam etmektedir. Bir sabah Asya, eşini ve çocuklarını okula uğurlar ve sonra da evine geri girer. Fakat içeri girdiğinde beklenmedik bir ziyaretçiyle karşılaşır. Hititya'dan gelen ucube savaşçı. Asya bu savaşçıyla can siper dövüşür ve bir yandan da özel bir madalyonu saklamaya çalışır. Asya madalyonu gizlemeyi başarır ama esir alınmaktan kurtulamaz ve gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Aradan 9 yıl geçer ama Asya'dan hiç haber alınamaz. Ta ki bir gün............

Künye
Filmde tabiri caizse kameranın çok sevdiği isimler oynuyor. Ebru Cündübeyoğlu gibi, Uğurkan Erez gibi, Nehir Çağla Yaşar gibi...

Yorum
Ancak yukarıda saydığım onca isme rağmen film berbat. Yani bu kelimeyi kullanmak istemezdim ama filme iltifat etmek içimden gelmiyor. “Narnia Günlükleri”yle “Son Hava Bükücü” çakması bir film. Çocuk filmi olarak bile nitelendirilemez. İki kere açtım ve iki kere kapattım.

Ama müzikleri çok güzel. Ben öyle etnik modern müzikleri çok severim, tam benlik.

Yine de bir tek müzikleri için izleyecek halimiz yok. İzlemeyin yani. Benden söylemesi.


Hayata İyi Seyirler...

"Kayıp Kız" Ya Kayıp Aslında Kaybolmadıysa???

Eşim bir arkadaşından iki film bulmuş gelmiş. “İzleyelim” dedi. “Yalnız biri vahşet filmiymiş. Öbürünü izleyelim. Çocuklar ayakta.” dedi. “Neymiş öbürünün adı?” diye sordum. “Gun Girl” dedi. “E bu da vahşet filmidir?” dedim. Sonra anladım ki “Gun Girl” değil; “Gone Girl” demek istemiş. Ve sonra bir şey daha anladık ki.......... O kısmını yorumlara yazalım. Önce filme bakalım.

Özet
2014 yapımı “Kayıp Kız” (Gone Girl) adlı film gizem türünde. Hikayeye göre Nick ve Amy yeni evli bir çifttir. Amy, sosyetik ve akıllı bir kadınken Nick sınıf atlamak üzere olan taşralı bir yazardır. Bu ikili her ortamda örnek çift olarak gösterilirken aşklarına heyecan katmak için hemen hemen her fırsatı da değerlendirmektedirler. Bir gün Nick eve gelir ve salondaki eşyaların darmadağın edilmiş olduğunu görür. Amy ise evde yoktur ve kendisine ulaşılamamaktadır. Durumdan şüphelenen Nick hemen polis çağırır. Ancak işler fena patlar ve hiç umulmadık bir gelişmeyle sonuçlanır.

Künye
Filmde Nick'i Ben Affleck oynuyor. Filmin yönetmeni ise "Dövüş Kulübü" ve "Sosyal Ağ" filmleri de dahil bir çok muhteşem filmi de yönetmiş olan David Fincher. Filmin bir roman uyarlaması olduğunu da ilave etmek lazım.

Yorum
1) Önce baştaki o şeyden bahsedeyim. Film hem cinsel içerikli hem de vahşet içerikli olduğu için kesinlikle ve kesinlikle çocuklar ayaktayken izlenecek bir film değilmiş.
2) Ama gizem filmi olarak güzel. Karakterlere karşı filmin henüz başındayken hissedeceklerinizle sondaki hisleriniz arasında dağlar kadar fark olacağına emin olun. 
3) Gizem filmlerini seviyorsanız mutlaka izleyin. Ama sevmiyorsanız benim gibi gerilir kalırsınız. Yani siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...

"Hayalet Yazar" Biyografi Görünümlü Otobiyografiler...

Cumartesi günü yanlışlıkla iki film izledim. Yanlışlıkla derken biri; daha önce izlemiş olmama rağmen tv'de rastlayınca “hadi 5 dakka daha, 5 dakka daha” diye izlediğim bir film. Diğeri de mecburen iki saat sonra izlediğim yeni bir film.
Şimdi de ikincisinden başlayalım.

Özet
2010 yapımı "Hayalet Yazar" (Ghost Writer) adlı film gerilim türünde. Hikayeye göre Ad, bir hayalet yazardır. Yani insanlar önce otobiyografilerini (yani kendi hayat hikayelerini) yazarlar; sonra da hayalet yazarların adıyla otobiyografi olarak yayınlatırlar. En son yayınladığı (yazdığı diyemiyoruz tabi) biyografi, epeyce başarılı olunca yeni bir iş teklifi almıştır: Eski Başkanın anılarını yayınlamak. Rick, aslında bu işi almayı pek istemese de fiyatı duyunca razı olur. Bu işi yapmak için sadece bir ayı olacaktır. rick hemen pılını pırtısını toplar ve çalışmalarını yapacağı şehre yol alır. Davet edildiği mekan, az personelli fakat ultra güvenlikli bir malikanedir. Fakat burada yolunda olmayan bir şeyler vardır.

Künye
Filmde hayalet yazarı Evan McGregor oynuyor. Film bir roman uyarlaması. "The Ghost" adlı romanın yazarı Robert Harris. Filmin yönetmeni ise Roman Polanski.

Yoırum
Film, baştan sona gizemini koruyan bir film. Sıkılıp bırakırsanız bir şey kaybetmezsiniz. Ama sonuna kadar izlerseniz, işte o zaman bir anlam verebilirsiniz. Ama bu sefer de en başa alıp bir daha izlemeniz gerekiyor. Öyle değişik bir film yani. Yine de yüksek reytingleri hakedecek bir film değil. Bir Roman Polanski filmi olmasına rağmen orta karar yani. Ama izlemek isterseniz de izleyin tabi, siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...




5 Aralık 2014 Cuma

"Automata" Gelecekle İlgili Soru Soranlar İçin...

Eşimin uzun zamandır izleyelim dediği bir film vardı. Antonio Banderas'ın oynadığı bir bilim kurgu filmi. Banderas'ı çok sevmeme rağmen beyefendiyi bilim kurgularla bir arada düşünemiyordum bir türlü. O yüzden hep erteliyordum. Ama izledik tabi. Size filmden bahsedeyim.

Özet
2014 yapımı "Automata" adlı film bilim kurgu türünde. Olay bundan 30 yıl kadar sonra geçmektedir. Hikayeye göre insanoğlunun Dünya'ya verdiği zararlar Dünya'nın sonunu getirmek üzeredir. Her yeri ölümcül radyasyon gazları sarmış ve insan nüfusu topu topu 21 milyona düşmüştür. Neyse ki teknoloji çok ilerlemiş ve herkesin bir “hizmetçi robot” sahibi olmasına imkan tanımıştır. Bu hizmetçi robotlar, olağan üstü teknolojiyle üretilmiş ve tamamen itaatkar akıllı robotlardır. Jacq ise bu robotların ve insanların güvenli ilişkisini denetleyen asayiş polisi olarak görev yapmaktadır. Ama Jacq yıllardır bu işi yapmaktan, asit yağmurlarından, puslu havalardan ve gelecek endişesi taşımaktan boğulmuştur. O kadar ki hamile karısını bile incitmekten alıkoyamamaya başlar kendini. Ama bir gün bir aile, kendi ev robotlarıyla ilgili olarak emniyete şikayette bulunur. Bu sıra dışı şikayet, Jacq gözlerinin açılmasına sebep olacaktır.

Künye
Filmde Jacq'ı elbette ki Antonio Banderas oynuyor. 

Yorum
1) Film, taa en sonuna kadar gizemini korudu ve en sonunda fena halde batırdı. Çünkü bir oradan bir buradan devam eden hikayeyi bağlayamadı.
2) Banderas'ın filmdeki oyunculuğu çok iyiydi. Beyefendiyi şimdiye kadar hiç bunun gibi bir rolde izlediğimi hatırlamıyorum. Çok beğendim.
3) Lezzet olarak Lawrence Fishbourne'un oynadığı "Sinyal" filminden hiç bir farkı yoktu. Ki onu da hiç beğenmemiştim.
4) Asimov'un yarattığı o yapay zeka robot kuralları bu filme de ilham vermiş. Ki benzer bir senaryoyu “I, Robot” kitabında okuduk ve filminde de kısmen izledik. Ki o film de kitabın yanına bile yaklaşamaz.
5) O robotlardan bir tane de ben istiyorum :)))


Hayata İyi Seyirler...  

24 Ekim 2014 Cuma

"Duvarlar Arasında" Konusu Güzel, Kendisi Çirkin Bir Film...

Gerilim filmlerinin tiryakisi çok. O yüzden de sinema dünyasında en çok çekilen film türlerinden biri gerilim oluyor. Çoğunluğu çok kötü olmakla birlikte kırk yılda bir iyisi de çıkıyor. Ben de bazı öğrencilerim çok methettikleri için bir tanesini izleyeyim dedim. Hadi önce size filmi anlatayım; sonra da iyimiymiş kötümüymüş yorumlarımı yazayım.

Özet
2009 yapımı “Duvarlar Arasında” (Walled In) gerilim ve gizem türünde. Hikayeye göre Samanta inşaat mühendisliğinden yeni mezun olmuş genç ve güzel bir kızdır. Samanta'nın ailesi de inşaatçıdır. Ama bu aile yıllardır bina yapmak yerine bina yıkma işlerini tercih etmişlerdir. Hatta kurdukları yıkım şirketi işinde büyük bir servet edinmişlerdir. Samanta da aile işine devam edecektir. Üstelik ilk yıkım işini babası ona bizzat vermiştir. Peki iş ne midir? Malestrazza adlı psikopat mimarın 20 sene kadar önce yaptığı muhteşem rezidansı yıkma işidir. Samanta bir çanta eşyasını toplayıp ıssız bir tepedeki bu terk edilmiş binayı keşfe gider. İşte bu ilk işinde Samanta, hayatının en zor günlerini yaşayacaktır.

Künye
Filmde Samanta'yı Mischa Barton oynuyor. O rezidansta yaşayan 3-5 kişiden biri olan Jimmy'yi ise Cameron Bright canlandırıyor. Bu arada film Serge Brussolo'nun bir romanından uyarlama.


Yorum

Film bir roman uyarlaması. Romanı okumadım nasıldır bilemiyorum ama film çok kötü.
* Çünkü çok yüzeysel. Çok daha derin işlenmeliydi.
* Bazen öyle absürt detaylara yer verilmiş ki acaba fantastiğe mi dönecek diye bakındığım sahneler oldu.
* Oyunculuklar çok kötüydü. Soğuk soğuk, donuk donuk. 5. sınıf film havasındaydı. Sanki tüm oyuncuların da ilk deneyimleri gibiydi. Hele ............. beni şok etti. Küçük adam kaçıncı filminde oynuyor ama hep aynı rolü oynuyor.
* Üstelik filmin sonu da bağlanmamış. Rezidansta yaşayan kişilerin akıbeti belli değil. Film boyunca sorulan soruların cevapları yok. Babasının kızına vaadettiği o ödüllerin ne olacağı belli değil.

Kısacası filmi hiç beğenmedim. Bu kadar güzel bir konuyla mucizeler yaratılabilirdi. Ama olmamış. Kusura bakmasın öğrencilerim ama ben aradığımı bulamadım. Yine de gerilim olsun, çamurdan olsun diyorsanız, siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...

30 Eylül 2014 Salı

"Acı Aşk" Fantastik Olmayan Fantastik Bir Türk Filmi...

Geçenlerde küçük oğlumu (küçük dediğime bakmayın, kazık kadar oldu) ayağımda sallarken televizyonda bir film başladı. Yerli film. Hemen kumandaya gitti elim; başka kanala geçecektim. Bir de baktım kumanda çok uzaklarda. Mecburen izledim. Buraya kadar bir sorun yok. Asıl mesele... Asıl meseleyi yorumlar kısmında anlatayım.

Özet
2009 yapımı “Acı Aşk” adlı film, romantik dram türünde. Hikâyeye göre Orhan, bir üniversitede öğretim üyesidir ve Oya da başarılı bir fotoğrafçıdır. Bu ikisi yıldırım aşıyla birbirlerine tutulurlar ve son sürat evlenirler. Nikâh sonrası son sürat çıktıkları balayında son sürat bir kaza yaparlar ve Oya'nın her iki gözü de kör olur. Oya, evde ruh gibi gezmeye başlayınca Oya'nın son sürat başlayan aşkı son sürat sona erer. Ama Oya’yı terk etmeye de vicdanı el vermez. Çiftin evlilikleri bu şekilde ilerlerken hiç beklenmedik bir olay gerçekleşir ve karşı daireye hafifmeşrep bir kadın taşınır. İşte o kadından sonra Orhan teraziyi kaybeder. Hele bir de işin içine oynak bir kız öğrenci girince işler iyice sarpa sarar.

Künye
Filmde Halit Ergenç, Cansu Dere ve Songül Öden oynuyorlar.

Yorum
Gelelim başta bahsettiğim o asıl meseleye. Şimdiye kadar tesadüfen başını izleyip sonra sonunu merakla beklediğim ve gerçekten beğendiğim çok az film var. İşte onlardan bir tanesi bu. Fantastik bir film değil belki ama bir Türk filmi için fazlasıyla fantastik. Bizim alışık olduğumuz o “Yeşil Çam Filmleri” gibi değil kesinlikle. Sanki yabancı film gibi. Filmin pek çok yerinde “Haydaaaa” dedirtti yani.

Üstelik esprileri soğuk ama komik ve durum komedisi tekniği oldukça güçlü.

Hikayedeki düşünce ve yaşam tarzı benimkine hiç uymasa da filmi beğendim. Reytingi çok düşük ama tadına bakmaya değer.


Hayata İyi Seyirler...

26 Nisan 2014 Cumartesi

"En İyi Teklif" Mutlaka İzleyin...

Eşimin zorla izlettiği muhteşem film...

Özet
2013 yapımı "En İyi Teklif" (The Best Offer / La Migliore Offerta) adlı film dram türünde. Hikayeye göre Bay Oldman, artık emekliliği gelmiş başarılı bir mezatçıdır. Son derece elit hayat yaşayan Oldman, ileri yaşına rağmen hiç evlenmemiş ve hiç bir kadına aşık olmamıştır. Ancak kadınlara karşı inanılmaz boyutta gizli bir hayranlık duymaktadır. En büyük zevki ise yönettiği açık artırmalardan edindiği "kadın portreleri koleksiyonunu" izlemektir. Bir gün Oldman'a, genç bir mirasyediden karlı bir iş teklifi gelir. Gizemli Bayan Claire Bay Oldman'dan, sahip olduğu antikalarını inceleyip fiyatlandırmasını istemektedir. İşte bu iş teklifi, ikisinin de hayatlarını baştan aşağıya değiştirecek bir sonun başlangıcı olacaktır.

Künye
Filmde Bay Oldman'ı Geoffrey Rush oynuyor. Hani şu Kaptan Jack Sparrow'un en büyük düşmanı Kaptan Barbossa'yı oynayan muhteşem adam.

Yorum
Film çok iyi. Bence mevcut imdb puanından (7.9) çok daha fazlasını hak ediyor. Zira bu kadar durağan bir filmin nasıl oluyor da her sahnesi bu kadar sürükleyici oluyor; vallahi hayret ettim. Baştan sona muhteşem bir film. Mutlaka izleyin. 

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Daha çok yorum yapmak istiyorum ama spoiler vermek istemiyorum. O yüzden kusura bakmayın...