colin farrell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
colin farrell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2016 Cumartesi

"Istakoz" Marjinal Bir Dünyanın Kapıları Aralanıyor...

Komedi türünde bir film izleyeyim dedim. Fantastik bilim kurgu komedi karışımı bir şey çıktı. Derhal size de bahsetmek istiyorum.

the lobster ile ilgili görsel sonucuÖZET
2015 yapımı "The Lobster" (Istakoz) adlı film karma türde. Olaylar alternatif bir dünyada geçiyor. Hikayeye göre yalnızlık, suçtur. Yalnız -yani partnersiz ya da evli olmayan- insanlar da en büyük suçlulardır. Bu sebeple devlet yalnızları avlayıp otel hapishanelere doldurur. Ya da yalnızlar paşa paşa teslim olurlar. Yalnızlara otelde 45 gün süre verilir. Bu süre içinde kendilerine bir partner bulamazlarsa cezası ağırdır. Peki ceza ne midir? Hayvana dönüştürülmek. Kahramanımız David otele gider ve teslim olur. Verilen sürede ya partner bulacaktır; ya da ıstakoza dönüşecektir. 

KÜNYE
Filmde David'i Colin Farrell oynuyor. 

YORUM
Film çok güzel. Marjinal bir dünyanın kapılarını aralıyor. Ancak senaryoda bazı boşluklar var. Bazı soruların cevapları yok. Üstelik senaryonun parçası zannettiğiniz bazı sorular soruluyor ama cevapları yok. Ne gibi derseniz? Mesela bu sistemi yok etmeye çalışan bir örgüt var ama sonra o örgütün bahsi bile geçmiyor. Madem öyle; niye bahsettiniz?

Filmde çok miktarda sembol var. Sembolleri takip edebilirseniz daha çok zevk alabilirsiniz. Özellikle filmin son sahnesindeki sembolleri yakalamaya dikkat edin yoksa film ortada bitmiş gibi oluyor. 

Filmdeki oyunculuklar çok tuhaf. Ancak alternatif dünyada geçen alternatif oyunculuk gözüyle bakarsanız rahatsız etmiyor.

Sonlara doğru biraz bayık ve uçuk olsa da ben tavsiye ediyorum. Umarım beğenirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

30 Aralık 2012 Pazar

"Telefon Kulübesi"nde Görüşme Yapmak Neye Mal olabilir???

Bir insan bir telefon kulübesinde en fazla ne kadar psikopat bir insana çatabilir? Ben söyleyeyim: En psikopatına.
Stuart, hayatta elde ettiği ilk başarılarıların ardından hemen havaya girmiş, tabir-i caizse kendini bir şey zanneden züppenin tekidir. Yardımcısını hor görmekte, eşini aldatmaktadır. Ancak tedbirlidir. Sevgilisini, cepten değil telefon kulübesinden arar. Bir gün yine bir görüşme yapmak için girdiği kulübe, hayatını karartacaktır. Çünkü telefon hattına giren bir psikopat, Stuart'a emirler yağdırmakta, Stuart karşı gelince de masum insanları vurmaktadır. Stuart'ın tek kurtuluşu, kendine söylenenleri yapmaktır.

2002 yapımı “Telefon Kulübesi” (Phone Booth) adlı filmden bahsettiğimi anlamışsınızdır herhalde. “Testere” filmlerine ilham veren ve sıradışı bir senaryoya sahip olan filmin başrolünde Colin Farrell oynuyor. Filmin yönetmeni Joel Schumacher aynı zamanda “Batman Forever” ve “Batman and Robin”in de yönetmeni.

İzleyin, ne insanlar var görün.

Hayata İyi Seyirler...

16 Aralık 2012 Pazar

"Özgürlük Yolu" Kaç Bin Kilometre?

Savaşlar pek çok filme konu olur. Ama pek çok filme konu olan birşey daha vardır ki o da savaşlardan kaçıştır. İşte size bunların en güzellerinden biri. Hem de gerçek bir hikayeden ilham alınarak yapılmış çok gerçekçi bir dram.

2010 yapımı "Özgürlük Yolu" (The Way Back) adlı filme bir bakalım. 1941'de 2. Dünya Savaşı sırasında komunizmin hızla yayıldığı S.S.C.B. topraklarının en soğuk yerlerinde, komunizm karşıtı insanlar hapse atılmaktadır. Ancak bu düşünce suçluları çok zor şartlarda yaşamakta, hatta bir çoğu zulme uğramaktadır. Mahkumlardan yedisi bu duruma daha fazla dayanamaz ve bir kaçış planı bile yapmadan oradan kaçarlar. İstikamet, 6500 km uzaklıktaki Hindistan'dır.

Filmdeki mahkumlardan biri Amerikalı mahkum Mister'i canlandıran Ed Harris. Diğeri ise doğuştan katil ve hırsız Valka'yı canlandıran Colin Farrell. Filmin yönetmeni, "Ölü Ozanlar Derneği" ve "The Truman Show"un da yönetmeni olan Peter Weir.

Ben bu tür filmleri çok severim. Bu filmi de çok sevdim. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Hayata İyi Seyirler... 

22 Kasım 2012 Perşembe

"Gerçeğe Çağrı"ları Kıyaslayalım mı?

Sinema sektörü her 10 senede bir çağ atlıyor. '70'leri filmleri 60'lardan, 80'lerin filmleri 70'lerden, 90'ların filmleri 80'lerden daha farklı. Milenyum'un filmleri ise gerçeten bambaşka. Bu kıyaslamayı en rahat, reprodüksiyonlarda (yeniden çekilen filmlerde) görüyoruz. Gelin sizinle 1990 ve 2012 yapımı "Gerçeğe Çağrı" (Total Recall) filmlerine bir bakalım.

1990 yapımı "Gerçeğe Çağrı"filminde, Douglas Quaid adlı karakterin hikayesini çok güçlü bir kurguyla ve iyi bir senaryoda izlemiştik. Diğer taraftan bilim kurgu türündeki filmin bilimi az, kurgusu çoktu. Filmde komplike hikayeler ve uçuk uçuk karakterlere şahit olmuştuk (mutasyona uğramış tuhaf insanlar gibi). Filmin plastik makyözü her kimdiyse, gerçekten çok başarılıydı. Başka bir açıdan değerlendirmeye devam edersek, o zamanki görsel efektlerin şu anki gibi olası zaten mümkün değil. Yine de o dönem için çok emek sarfedilmiş ve o fantastik dünya için iyi para harcanmış olduğu her halinden belliydi. Filmin başrolünde ise  o dönemin efsane aksiyon ve bilim-kurgu oyuncusu Arnold Schwarzenegger ve Sharon Stone oynuyordu.

Gelelim 2012 yapımı "Gerçeğe Çağrı" filmine. Bu kez, kurgusu aynı olmakla beraber bambaşka bir senaryoyla izliyoruz Douglas Quaid'in hikayesini. Ama daha bol aksiyonlu. Hatta bol bol aksiyonlu bir filmde. Neredeyse beş dakikada bir silahların patladığı bir bilim kurgu filminde. Üstelik çağın hızına gerçekten çok uygun. Yani çok hızlı. Hele o fantastik dünyada bir kovalamaca sahneleri var, "Takip sahnesi dediğin böyle olur" dersiniz. Öylesine güzel. Ancak öyle fantastik tiplere pek yer verilmemiş. O mutant dünyasından sadece bir tip (terbiyem gereği nasıl bir tip olduğunu yazamıyorum, bilenler bilir). Görsel efektlerin güzelliğinin tarifi yok, o ayrı konu. Bu filmin başrol oyuncusu ise Colin Farrell ve Jessica Biel. 

Ben her iki filmi de severek izledim. Ama yeni nesil "Gerçeğe Çağrı" filminin, yeni nesil izleyicileri daha çok tatmin tatmin edeceğini düşünüyorum.

İzlediğinizde bana katılacağınızı düşünüyorum.

Hayata İyi Seyirler...

  

18 Kasım 2012 Pazar

"Bruj'da" Başınıza Ne Gelebilir???

Tetikçi filmlerine alışığız. Tetikçilerin birbirine kırdırılmasına da. Ama birazdan okuyacağınız kurgu (ve kurgunun filmde göreceğiniz devamı) hoşunuza gidecektir diye düşünüyorum.

2008 yapımı "Bruj'da" (In Bruges) adlı filmden bahsediyorum. Ray (Colin Farrell) ve Ken (Brendan Gleeson) aynı patrona çalışan iki tetikçidir. Ray genç, vurdumduymaz ve sıradışı bir kişilikken; Ken daha olgun, daha duyarlı ve işini daha ciddiye alan biridir. Birbirlerini yeni yeni tanıyan bu ikili, yeni görevleri için patronun emriyle Belçika'nın küçük ama tarihi ve turistik değeri yüksek şehri Bruge'a giderler. Görev, iki hafta boyunca gündüzleri tarihi ve turistik yerleri gezip, geceleri otel odasında oturup patrondan gelecek telefonu beklemektir. Ken duruma hemen uyum sağlamıştır. Şehrin tüm güzelliklerini görmeye kararlıdır. Ancak asi ruhlu Ray, hayatı boyunca olmak istediği son yerdedir. Zira şehrin o tarihi dokusu Ray'e göre sıkıcı ve sessiz binalar yığınından ibarettir. Ray'in Bruj'da eğlenceli bulduğu tek şey, yeni tanıştığı güzel kızdan akşam için koparttığı randevudur. Ray, Ken'i ikna edip kızla buluşmaya gider. Otelde tek başına kalan Ken, patronundan beklediği telefonu alır. Patron önce dereden tepeden konuşur. Küçükken Bruj'da bir tatil geçirdiğini, orayı çok sevdiğini ve orada çok mutlu olduğunu falan anlatır. Sonra çaktırmadan Ray'i odadan postalamasını rica eder, ne de olsa Ray'in zaten dışarıda olduğunu bilmemektedir. Sonra da Ken'e yeni görevi verir. Ken, Ray'i öldürecektir. Patron, Ray'i ömrünün son günlerini dünyanın en güzel yeri (?)  olan Bruj'da geçirmesi için oraya göndermiştir. Ken şoka girmiştir, ne yapacağını ve nasıl yapacağını bilememektedir. Peki şimdi n'olacaktır? Patron, Ray'i neden öldürtmek istiyordur?

Devamı filmdedir. Colin Farrell'in filmdeki oyunculuğu sizi şaşırtacak diye düşünüyorum. Bruj denen şehrin güzelliği de. İlginç filmin senaristi ve yönetmeni Martin McDonagh.

Filmi mutlaka izleyin. Dramatik bir hikaye aynı zamanda nasıl bu kadar sevimli olabilir, görün.

Hayata İyi Seyirler...        

5 Ekim 2012 Cuma

"Patrondan Kurtulma Sanatı" 8. Sanat Dalı mı???

Komedi filmleri genellikle sıkıntılı olur. Bazen espiriler komik olmaz, bazen basitlik düzeyinde zevzekçe olur. Ama bu film çok eğlenceli bir film.

Bir kere kötü adamları, yani zalim patronları ünlüler canlandırıyor. Patronların biri cimri ve açgözlü Kevin Spacey. Diğeriyse cinsel sapık diş hekimi Jeniffer Aniston. Sonuncusu da ukala mirasyedi Colin Farrell. Patronların üçü de gerçekten çok fenalar. Öyle patronlarınız olsa herhalde siz de öldürmek istersdiniz. 

Ama asıl mesele patronlar değil madur durumdaki çalışanlar. Çalışanları adı sanı duyulmadık üç oyuncu canlandırmış. Bu üç yakın arkadaş, canlarına tak eden bir gün eski bir mahkumun danışmanlığında korkunç ama çapsız bir plan yaparlar. Kimse kendi patronunu öldürmeyecek, herkes ötekinin patronunu öldürecektir. Yani henüz yüzlerini bile görmedikleri insanların canlarını alacaklardır. Böylece kimse onlardan şüphelenmeyecektir. Fakat adam öldürmek sandıkları kolay değildir, yakalanmamaksa hiç hiç kolay değildir. Hiç umulmadık şekilde gelişen olaylar silsilesi yine hiç umulmadık biçimde son bulur.

Çok keyifli, absürt bir film. "Hangover"la bile kapışır. İzlemenizi tavsiye ederim.

Hayata İyi Seyirler...