ralph fiennes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ralph fiennes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2015 Salı

"Büyük Umutlar" Charles Dickens'ın Güzelim Eseri...

Yatar ayak yeni başlayan bir filme rastlayınca dayanamıyorum; izliyorum. Tanrı, jenerikleri lanetlesin :)))

Özet
2012 yapımı "Büyük Umutlar" (Great Expectations) adlı film dram türünde bir dönem filmi. Hikayeye göre Pip hem öksüz hem de yetim bir çocuktur. Pip, ablası ve eniştesi tarafından büyütülmektedir. Pip'in ablası taş kalplinin tekiyken eniştesi bir o kadar yufka yüreklidir. Küçük yetim, eniştesinin yanında demirci çırağı olarak çalışmaktadır ve halinden gayet memnundur. Ancak bir gün Pip evinin civarındaki bataklıklarda avare avare dolaşırken çalılıkların arasından berbat görünüşlü bir adam çıkar ve Pip'ten biraz yiyecek yardımı ister. Pip, adamın haline acır ve adama evden çaldığı yiyeceklerden getirir. İşte Pip'in yaptığı bu yardım, kendisine ziyadesiyle geri dönecektir. 

Künye
Filmde Pip'i Jeremy Irvene oynuyor. Yardıma muhtaç adamı ise Ralph Fiennes oynuyor. Bir de özette bahsetmediğim bir karakter var: Miss Havisham. Onu da Helena Bonham Carter oynuyor ki hanım efendi bu rol için  bir keresinde "Hayatımın rolü. En büyük hayalim" demişti. 

Diğer taraftan tahmin edeceğiniz gibi film bir roman uyarlaması. Charles Dickens'ın aynı adlı romanından uyarlama.

Yorum
Peki iyi uyarlanmış mı? Elbette hayır. Romanın yanına bile yaklaşamaz. Güzelim kitap senaryonun ve kurgunun başarısızlığı sebebiyle heba olup gitmiş.

Ama filmdeki en başarılı karakter işte o Miss Havisham karakteri. O, aynı kitaptaki gibi. Hatta Helena'nın doğuştan ilginç tipi sayesinde kitaptakinin çok ötesinde de denebilir.

Ha tabi koskoca Charles Dickens eseri. Kitap okumayı sevmem ama konusuyla ilgili fikrim olsun diyorsanız izleyin. Ama sonra pişman olmayın.

Hayata İyi Seyirler...

30 Temmuz 2014 Çarşamba

"Düşes" Erkek Çocuk Doğurmadan Asla...

Avrupa tarihi özel ilgi alanıma girdiği için dönem filmlerini severek izlerim. Dün bir tane daha izledim. Hadi size de anlatayım.

Özet
2008 yapımı "Düşes" (The Duke) adlı film gerçek bir dramın öyküsü. Hikayeye göre Georgiana soylu bir ailenin genç ve güzel kızıdır. Georgiana ışığıyla ve enerjisiyle Devonshire Dükünün dikkatini çekmeyi başarmıştır. Tabi bu görünüşteki sebep. Asıl sebep, Georgiana'nın ailesindeki kadınların erkek çocuk doğurma potansiyelidir. Dük, Georgiana'yı ailesinden ister ve herkes olayı sevinçle karşılar. Georgiana da dahil. Genç kız, babası yaşındaki adamla güle oynaya evlenir. Ancak daha ilk gecesinde işin aslını fark eder ve trajedi başlar. 

Künye
Filmde Georgiana'yı Keira Knigtley ve Dükü de Ralph Fiennes oynuyor. Aksanları sebebiyle olacak ki Avrupa filmlerinde ikisi de aranan oynucular.

Yorum
Filmin gerçek yaşam öyküsü olduğunu söylemiştik. Georgiana'nın yaşam öyküsü. Belki de şöyle bir açıklama yapmak daha doğru olur: 1700'lerdeki Birleşik Krallığın Başbakanı Charles Grey'in nasıl başbakan olduğunu anlatan bir film.
Ben bu tür biyografik filmleri çok severim. "Boleyn Kızı" yada "Genç Victoria" gibi. Gerçeğe uygun olup olmadıklarını asla bilemesek de seyretmesi güzel oluyor. Siz de biyografik dönem filmlerini seviyorsanız, bunu da seversiniz. 

Hayata İyi Seyirler...

15 Temmuz 2014 Salı

"Büyük Budapeşte Oteli" Komik Bir Komedi...

Bu film de her gün yazmak istediğim ama hep ertelediğim bir film.

Özet
2014 yapımı "Büyük Budapeşte Oteli" (Grand Budapest Hotel) adlı film komedi türünde. Hikayeye göre Büyük Budapeşte Otelinin sahibi Bay Mustafa, 60-70 yaşlarında ilginç bir adamdır. Koskoca otelin sahibi olmasına rağmen otelin müştemilatındaki eski püskü bir odada kalmaktadır. Bu durum otelin müşterilerinden birinin dikkatini çeker. Genç müşteri bunun sebeplerini merak ederken Bay Mustafa müşterisinin merakını gidermek üzere onunla bir akşam yemek yemeyi kabul eder ve işin aslını anlatmaya başlar. 

Künye
Filmde Bay Mustafa'nın uzuuun uzun anlatacağı Gustave adlı karakteri Ralph Fiennes oynuyor. Onu dinleyen genç yazarı ise Jude Law canlandırıyor.

Yorum
Filmin bir öykü uyarlaması olduğunu belirtmek lazım. Senaryosu ilginç. Ama yönetmenliği daha ilginç. Filmdeki her şey çok hızlı gelişiyor ve buna rağmen çok sevimli duruyor. 
Bunu yanında saygıya dayalı o arkadaşlık hikayesi o kadar iyi işlenmiş ki eğer patron yada işçiyseniz filmin size katacağı çok şey bulabilirsiniz. 
Ben filmi beğendim. Umarım siz de beğenirsiniz. 

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Filmde istemediğiniz kadar ünlüye rastlıyorsunuz. Hollywood'un en şeker ünlüleri filmin senaryosuna yedirilmiş çok tatlı bir sahne olmuş. 

18 Kasım 2012 Pazar

"Bruj'da" Başınıza Ne Gelebilir???

Tetikçi filmlerine alışığız. Tetikçilerin birbirine kırdırılmasına da. Ama birazdan okuyacağınız kurgu (ve kurgunun filmde göreceğiniz devamı) hoşunuza gidecektir diye düşünüyorum.

2008 yapımı "Bruj'da" (In Bruges) adlı filmden bahsediyorum. Ray (Colin Farrell) ve Ken (Brendan Gleeson) aynı patrona çalışan iki tetikçidir. Ray genç, vurdumduymaz ve sıradışı bir kişilikken; Ken daha olgun, daha duyarlı ve işini daha ciddiye alan biridir. Birbirlerini yeni yeni tanıyan bu ikili, yeni görevleri için patronun emriyle Belçika'nın küçük ama tarihi ve turistik değeri yüksek şehri Bruge'a giderler. Görev, iki hafta boyunca gündüzleri tarihi ve turistik yerleri gezip, geceleri otel odasında oturup patrondan gelecek telefonu beklemektir. Ken duruma hemen uyum sağlamıştır. Şehrin tüm güzelliklerini görmeye kararlıdır. Ancak asi ruhlu Ray, hayatı boyunca olmak istediği son yerdedir. Zira şehrin o tarihi dokusu Ray'e göre sıkıcı ve sessiz binalar yığınından ibarettir. Ray'in Bruj'da eğlenceli bulduğu tek şey, yeni tanıştığı güzel kızdan akşam için koparttığı randevudur. Ray, Ken'i ikna edip kızla buluşmaya gider. Otelde tek başına kalan Ken, patronundan beklediği telefonu alır. Patron önce dereden tepeden konuşur. Küçükken Bruj'da bir tatil geçirdiğini, orayı çok sevdiğini ve orada çok mutlu olduğunu falan anlatır. Sonra çaktırmadan Ray'i odadan postalamasını rica eder, ne de olsa Ray'in zaten dışarıda olduğunu bilmemektedir. Sonra da Ken'e yeni görevi verir. Ken, Ray'i öldürecektir. Patron, Ray'i ömrünün son günlerini dünyanın en güzel yeri (?)  olan Bruj'da geçirmesi için oraya göndermiştir. Ken şoka girmiştir, ne yapacağını ve nasıl yapacağını bilememektedir. Peki şimdi n'olacaktır? Patron, Ray'i neden öldürtmek istiyordur?

Devamı filmdedir. Colin Farrell'in filmdeki oyunculuğu sizi şaşırtacak diye düşünüyorum. Bruj denen şehrin güzelliği de. İlginç filmin senaristi ve yönetmeni Martin McDonagh.

Filmi mutlaka izleyin. Dramatik bir hikaye aynı zamanda nasıl bu kadar sevimli olabilir, görün.

Hayata İyi Seyirler...        

9 Ekim 2012 Salı

"Quiz Show" da "Şike" var mı???


Televizyon izlemeyi sevmem. Film izlemeyi severim. Ama her zaman film bulup bizlemek o kadar kolay olmadığı için zaman zaman dizi de izliyorum, yarışma programı da. Fakat ne zaman bir yarışma programı izlesem, mutlaka bir favori yarışmacım oluyor ve bazen kendimi sms atmaktan alıkoyamıyorum. Ben bile bu duruma düşüyorsam, televizyonkolikler ne hale geliyordur, kimbilir.


İşte 1994 yapımı “Şike” (Quiz Show) adlı bu film, bu tür yarışma programlarının ilk başladığızamanlarda yaşanmış gerçek bir hikayeden uyarlanmış. Filmde ,televizyonculuğun yeni yeni yapılandığı bir dönemde “Quiz Show” adlı bir yarışma programında yaşanan bir skandal gözler önüne seriliyor. İddiaya göre reytingleri yüksek olan yarışmacılara soruların cevapları veriliyor ve onların daha uzun süre yarışmada kalmalarını sağlıyor. Bu şikeyi farkeden genç bir müfettiş de olayla ilgili bir soruşturma başlatıyor. Çoğu “mahkemeli” filmde olduğu gibi, bu filmde de mahkeme, beklenmedik şekilde sonuçlanıyor. Filmimiz aynı zamanda Robert Redford'un yönettiği en iyi film olarak gösteriliyor. Filmin başrolünde ise usta oyuncu Ralph Fiennes'i görüyoruz.

Quiz Show'u izlediğimden beri, neden bazı yarışmacıların pat diye elendiğini anlamaya başladım. Gönderdiğimiz sms'lerin ne kadar işe yaradığını, ya da yarışmacılarla ilgili paparazzi haberlerinin yarışmanın seyrini nasıl değiştirdiğini de. Ben bu filmden sonra “reality show” türü yarışma programlarını izlemekten kurtuldum. Siz de kurtulun.

Hayata İyi Seyirler...