gary oldman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gary oldman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2016 Perşembe

"44. Çocuk" Sovyet Rusya'da Geçen Trajik Bir Hikaye...

Sabahın 7.30'unda savaş filmi izlenir mi? İzlenir! Nasıl izlenir? Çocuklar okula, adam işe gönderilir; “dur şu televizyonda ne varmış, bir bakayım?!” denir; sonra da “Aaaa yeni bir film başlıyormuş” diye eklenerek baştan sona izlenir. Peki sonra n'apılır? Sonra da yatılıp tekrar uyunur. Süper :)))

Özet
2015 yapımı “44. Çocuk” (Child 44) adlı film savaş döneminde yaşanan bir dramı konu alıyor. Gerçek olaylardan yola çıkılarak çekilmiş filmde Leo Demidov, Stalin dönemi Komünist Rusya'sında askeri istihbaratta görev yapan bir subaydır. İlkeli, çalışkan ve zeki bir adamdır. Karısı Raisa da bir devlet okulunda öğretmen olarak çalışkan bir kadındır. O da tıpkı  kocası gibi ilkeli, çalışkan ve zekidir. Ancak komünist devletin uçan kuştan nem kapan yapısı sebebiyle hemen herkese suçlu yada hain gözüyle bakıldığı için bu ikili de dahil her an herkes tetikte yaşamaktadır. Bir gün Demidov'a üsleri tarafından bir vazife verilir. Demidov, 9-10 yaşlarındaki bir çocuğun ölüm haberini ailesine bildirmekle görevlendirilir. İşin zor tarafı ise çocuk Demidov'un en iyi arkadaşının oğludur ve ölüm raporu fena halde çarpıtılmıştır.

Künye
Filmde Demidov'u yükselen yıldız Tom Hardy oynuyor.  (Bir gün önce beyefendiyi eş cinsel rolünde izlemiştim.) Kendisine Noomy Rapace ve Gary Oldman eşlik ediyorlar. Film bir roman uyarlaması. Roman da gerçek hikayelerden yola çıkılarak yazılmış. Ama gerçek hikaye değil. Sadece bir kurgu. Birbirinden bağımsız gerçek hikayeler birleştirilmiş. 

Yorum
Filmi eşimle birlikte tekrar tekrar izledik. O kadar güçlü bir filmdi ki size anlatamam. O dönemin gerginliği ve trajedisi çok güzel verilmiş.
Gerçi bazı sahneleri bir kerede anlamak zor. Çünkü bu bir roman ve roman uyarlamalarında bu hep olur. Ama filmin tek bir anında bile sıkılmadım.
Film aşk filmi değil ama filmdeki aşk kalbimi deldi. Film savaş filmi de değil ama yer yer kalbim sıkıştı. Büyülendim.
Mutlaka izleyin. Beğeneceğinize eminim.


Hayata İyi Seyirler...

12 Temmuz 2014 Cumartesi

"Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti" Bugünkü Orucu Maymunlara Tutturun:)))

Yine bir Ramazan ayı ve ben yine bir orucun üç saatini sinemaya tutturdum. Hem de 2014'ün en iyi filmi dedikleri filme. Hangisi mi? Bakalım...

Özet
2014 yapımı "Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti" (The Dawn of the Planets of Apes) tabi ki. Birinci filmde Ceaser adlı deney maymununun ve onun türünün nasıl insansı zekaya ve becerilere kavuştuklarını izlemiştik. İzleyenler zaten bilirler.
Bu filmde ise hikaye şöyle başlar: Maymunlar, ormanların derinliklerinde kendilerine güvenli bir hayat kurmuşlardır. İnsanlar ise maymunlardan bulaşan bir grip türü sebebiyle soyu tükenme aşamasına gelmişlerdir. Hayatta kalabilen çok az kişi de karantina alanlarına toplanmış ve o dar alanlarda yaşam savaşı vermekle meşguldür. Hele son iki yılda maymunların karşısına hiç bir insan çıkmamıştır. Ta ki Malcolm adlı mühendis ve ekibi enerji kaynağı bir baraja ulaşmaya çalışırken yol üstünde maymunlarla karşı karşıya gelinceye kadar...

Künye
Andy Cerkis ve Ceaser
Öncelikle bilmeyenler için söyleyelim: Bu filmde de ilk filmde olduğu gibi Ceaser'ı Andy Cerkis oynuyor. Yani Yüzüklerin Efendisi'nin Gollum'unu oynayan adam. Zavallı adama artık hep bu tür roller geliyormuş; eline yapışmış yani:) Bu filmde James Franco'yu görmüyoruz. Onun oynadığı o karakterin akıbetini de tam öğrenemiyoruz. Ancak varsayımlarda bulunabilmemiz için ipuçları verilmiş. Ama onun yerine Jason Clarke ve Gary Oldman'ı doya doya izleyebilirsiniz. 

Yorum
Yılın en iyi filmi dediler gittik. Ama yok. Biraz abartmışlar. Görsel efektlere asla lafım yok. Aşmışlar. Tarifi yok, anlatamam. O kadar güzel ki sanki gerçek gibi. İlk defa bir 3D filmden çıkınca başım ağrımadı. O kadar gerçekçi. Diğer taraftan filmin sonu da, ortaları da fazlasıyla öngörülür vaziyette. Yani altı kişilik senaryo ekibi, (üstelik içlerinde sıra dışı filmlerden tanıdığımız isimlerin de olmasına rağmen) nasıl olmuş da bu kadar olağan bir iş çıkartmışlar, hayret. 

Ama izleyin. Hem de sinemada izleyin. Görsel doyumun tadına varın. Ha eğer sinemayı kaçırırsanız da izlemenize gerek yok. Zira bir numarası kalmamış oluyor.

Hayata İyi Seyirler...

20 Kasım 2012 Salı

"Kara Şövalye Yükseliyor Mu???"

Laptop'ımı elime aldım, ellerim titriyor, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Sanırım çocukluğuma dönsem iyi olacak.

Benim çocukluk kahramanım Batman'dir. Batman filmlerini defalarca ve defalarca izlerdim. Batman çizgi filmlerini izlerdim. Jack Nickolson'un oynadığı Joker'e ve Jim Carrey'in oynadığı Soru İşareti'ne karşı hayranlık beslerdim. Defterlerime Batman işareti çizerdim.Uyduruk “Batman ve Robin” dizilerini bile kaçırmadan takip ederdim. Ne de olsa ben bir çocuktum ve “Batman” de çocukça bir çizgi roman kahramanıydı.

Sonra ben büyüdüm. Ve neyse ki Batman de büyüdü. O basit Batman'ler gitti. Yerine dünyanın en komplike çizgi roman uyarlamaları geldi. Batman Begins, Dark Knight derken, 2012'de serinin üçüncü filmi “Dark Knight Rises” geldi. Christopher Nolan, olayı aştıkça aştı, aştıkça aştı.

Size filmin konusunu anlatmayacağım, çünkü anlatılır gibi değil. Sadece beni kendine hayran bırakan durumları değerlendireceğim. Örneğin,

  1. Bane'in kazandığı an, Kara Şövalye'nin, kendisinin 8 yıldır aranan bir suçlu olduğunu unuttuğu andır.
  2. Batman'in kaybettiği an, Alfred'in sözünü dinlemediği andır.
  3. Batman'in kazandığı an, yıllarca yetimhanelere yaptığı yardımların beklenmedik bir zamanda karşılık bulduğu andır.
  4. Batman'in kaybettiği an, düşmanın, iliklerine kadar işlediğini farketmediği andır.
  5. Gotham'ın kaybettiği an, tüm polislerin yeraltına indiği sırada, Bane'in çoktan yeryüzüne çıktığı andır.
  6. Batman'in kaybettiği an, Alfred'i kaybettiği andır.
  7. Bane'in kazandığı an, kendini “Gölgeler Birliği”nin bir üyesi olarak değil, “Gölgeler Birliğinin ta kendisi” olarak gördüğü andır.
  8. Bane'in kaybettiği an, Harvey Dent'le ilgili tüm gerçekleri halka açıkladığı andır.
  9. Bane'in kazandığı an, Batman'in ruhen ve fiziken en hazırlıksız olduğu zamanda yakaladığı andır.
  10. Batman'in kaybettiği an, oyuncaklarının Bane'e sökmediği andır.
  11. Batman'in kaybettiği an, elindeki tüm kartlarını düşmana gösterdiği andır.
  12. Batman'in kaybettiği an, oyuncaklarını düşmana kaptırdığı andır.
  13. Bane'in kaybettiği an, ruhunun ve bedeninin geri dönülmez şekilde kırıldığından emin olduğu Batman'i, tekrar karşısında gördüğü andır.
  14. Bane'in kaybettiği an, kendisinin geçemediği sınavı, Batman'in geçmiş olduğunu gördüğü andır.
  15. Gotham'ın kazandığı an, Batman'e çalınmış Kara Şövalye lekesini kafalardan sildiği andır.
  16. Gothamın kazandığı an, Batman sembolünün köprü sütunlarında alev alev yandığı andır.
  17. Gotham'ın kazandığı an, Batman'ın gündüz ortaya çıktığı andır.
  18. Gotham'ın kazandığı an, Kedi Kadın'ın Batman'e aşık olduğu andır.
Size bunlar gibi daha onlarca tespitimi yazabilirim. Ama biliyorsunuz ki en büyük korkularımdan biri, “Bruce Willis ölüydü” diyen kişi olmak.

2012'nin yaz aylarında gösterime giren film, sıcak havalara rağmen milyonlarca seyirciyi sinema salonuna kapatmayı başardı. Şahsen filmi bir kaç kere izledim bilmiyorum. Ancak her izlediğimde yeni bir kare ya da yeni bir diyalog daha farketmeye devam ettim ve filme her seferinde yeniden hayran olmaktan kendimi alamadım.

Filmi izleyin, çevirin çevirin bir daha izleyin. Bu denli yoğun bir filmin tadına başka türlü varamayabilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

15 Kasım 2012 Perşembe

"Kız ve Kurt" Ne Acayip Bir Filmdi???

Televizyonda kurt adam filmi olur, fantastik film olur, masal uyarlaması olur da izlenmez mi? Benim gibi biriyse izler. Hem de işini gücünü bırakıp da izler. Sonra da pişman olur.

2011 yapımı "Kız ve Kurt" (Red Riding Hood)'dan bahsediyorum. "Kırmızı Başlıklı Kız" masalının fantastik gerilim halindeki uçuk bir versiyonu. Başrollerinde Amanda Seyfried ve Gary Oldman oynuyor.

Şaşırtıcı olansa filmin yapımcısının Leonardo DiCaprio olması. Rahatlıkla ölü yatırım ya da yanlış yatırım diyebilirim.

Size filmi anlatmakla uğraşmayacağım. Sadece "vakit kaybı" diye bir yorum yapacağım.

Vaktiniz varsa başka filmler izleyin.

Hayata İyi Seyirler...