christopher nolan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
christopher nolan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2013 Cuma

Batman Nasıl "Kara Şövalye"ye Dönüştü???

Gelelim efsane serinin ikinci filmine. 2008 yapımı "Kara Şövalye"(Dark Knight) da en az birinci film kadar dolu dolu. Yani 50 filmlik hikaye yine bir tek filme sığdırılmış. (Biraz spoiler verebilirim, *'lı paragrafa dikkat!!!)

Filme bir bakalım. Bruce Wayne gizli kahramanlık işine iyice ısınmıştır. Wayne Yatırım'ın işleri Lucius tarafından tıkır tıkır yürütülürken, Bruce güzel kızlarla ve pahalı arabalarla sağda solda salınmaktadır. Elbette ki bu pozlar, Bruce Wayne'in sırrını perdelemek için paravan olarak kullanılmaktadır. Bir tarafta Komiser Gordon, bir tarafta korkusuz Bölge Savcısı Harvey Dent ve diğer tarafta da Batman, Gotham'ı olağanüstü güvenli bir şehre dönüştürmüşler, mafya babalarının bile sesini kısmışlardır.
Ancak Gotham'da yaşayan milyonlarca insanın içinden çıkan bir zır deli, şehrin bütün dengelerini altüst eder: Joker... Bu psikopat adam ne ölmekten çekinmektedir, ne de öldürmekten. Hapse girmek onun için hiç mi hiç önemli değildir. Bir ailesi, bir arkadaşı ya da bir ayak bağı yoktur. Geçmişi karanlık, tipi iğrençtir. Paraya değer veren biri değildir. Neden kötülük yaptığını kendisi bile bilmemektedir. Tek istediği,  (Alfred'in de dediği gibi) dünyanın yandığını görmek, aslında tüm insanların kendisi kadar aşağılık olabileceğini göstermektir. Bunu ıspatlamak içinse kendine kobaylar seçmiştir: bir gemi dolusu masum insan, bir gemi dolusu mahkum, ve en önemlisi Harvey Dent. 
***Tüm bu süreçte planları tıkır tıkır işleyen Joker, maalesef Harvey Dent'le ilgili emeline korkunç bir yoldan ulaşmayı başarır. Bunun bedelini ödeyecek olan kişi ise Batman olacak, bu görkemli kahramana "Kara Şövalye" damgası vurulacaktır.
Filmin ne kadar iyi olduğunu tarif etmenin bir yolu yok. 1989 yapımı Batman filmindeki Joker'e ne kadar güldüysem, bu Joker'den o kadar ürktüm. Ayrıca Harvey Dent'in "Twoface"e dönüşüm süreci başlı başına bir film olabilecekken, muhteşem bir kurguyla bu filmin baş karakterine dönüşmüş.

Bu filmi tavsiye etmeyeyim de hangi filmi tavsiye edeyim. Mutlaka izleyin.

Hayata İyi Seyirler...

9 Ocak 2013 Çarşamba

"Batman Begins" Başlasın Mı???

Benim ne derece Batman hayranı olduğumu herkes bilir. O yüzden “yok şöyle izledim, yok böyle hissettim” demeyeceğim. Direk konuya gireceğim.

Filmi birkaç aşamalı inceleyeceğiz çünkü dahi çocuk Christopher Nolan 500 filmlik konuyu bir filmde çekmiş. 2005 yapımı yeni nesil Batman serisinin ilk filmine, “Batman Begins”e bir bakalım.
Film, Bruce Wayne'in acıklı hikayesiyle başlar. Hikayede Bruce (Christian Bale) küçük bir çocukken Rachel (Katie Holmes) ile oyun oynarken evinin yakınındaki derin bir çukura (bir çeşit mağaraya) düşer. Ev derken elbetteki şatoyu kastediyorum. Bruce korku içinde yardım beklerken yarasaların saldırısına uğrar ve bu korku bi fobiye dönüşür. Bruce'u o kuyudan çıkaran kahraman, küçük Bruce'un kahramanı olan babası olacaktır.

Daha sonraları Bruce'un kahraman babası ve annesi üç kuruş para için basit bir sokak hırsızı tarafından Bruce'un gözleri önünde öldürülünce Bruce hayatının depresyonuna girer. Bruce yıllarca bu travmayı atlatamaz. Çünkü Bruce ailesinin ölümünden kendini sorumlu tutmaktadır. Genç yaşlara gelmiş, ama hala bir kesere kulp olamamıştır. Serserilikten başka yaptığı bir iş yoktur. Hatta bir ara ölçüyü kaçırıp hapse bile girer.

İşte burada Bruce, kendisini tamamen değiştirecek olan biri tarafından keşfedilir: Gölgeler Birliği Tarikatının hocalarından biri olan Ducard (Liam Neeson). Ducard Bruce'u alır, eğitir, korkularıyla yüzleştirir ve dört dörtlük bir ninja yapar. Ancak ne zamanki Ducard ondan birini öldürmesini ister, işte o zaman Bruce işin renginin farklı olduğunu anlar ve mabedi ateşe verir. Tek bir kişiyi kurtararak: Ustası Ducard'ı.

Bruce, Gotham'daki evine yepyeni biri olarak geri döner. Artık en önemli amacı, babasının yarım bırakmak zorunda kaldığı işi tamamlamak olacaktır: Kendini Gotham şehrine adamak. Alfred'in (Michael Caine) ve Lucius'ın (Morgan Freeman) da yardımlarıyla kendini tamamlayan Bruce, artık Gotham'ın “Batman”idir.

Buraya kadar yazdığım kısım, daha filmin yarısı. Devamını kendiniz izleyin, görün. Batman nasıl Kara Şövalye olmuş, ilk sınavını ne zaman ve kime karşı vermiş, kurmayları kimlermiş görün.

Hayata İyi Seyirler...

20 Aralık 2012 Perşembe

Bir İnsan "Prestij" İçin Neler Yapabilir???

Şu Christopher Nolan'ın düşük reytingli bir filmini görmek nasip olacak mı bilmiyorum. Beyefendinin her filminin 10 üzerinden 8'in üzerinde olması bir tesadüf olamaz herhalde. Bu olsa olsa adamın bir deha olduğunu gösteriyor. Bu adamın şaheserlerinden birine daha bakalım. Hangisine mi? (The Prestige) Prestij'e...

2006 yapımı filmle 19. Yüzyıl İngiltere'sine doğru şöyle bir uzanalım. Robert (Hugh Jackman) ve Alfred (Christian Bale) iki ünlü sihirbazdırlar. Robert, karısı Olivia ile birlikte muhteşem showlar sergileyen bir ilüzyonistken, Alfred ise gösterişten uzak, ama akıllara durgunluk veren gösteriler yapmaktadır. Ancak her ikisinin de ortak bir özellikleri vardır. İkisi de "1 Numara" olmak istemektedir. Bu hırs, iki sihirbaz arasında ölümüne bir rekabet başlatacaktır. Peki bu rekabette kim ölecek ya da kim sağ kalacaktır? Alfred? Robert? Robert'ın karısı? Alfred'in karısı? Alfred'in çocuğu? Sponsor? Asistanlar? Mühendisler? Hepsi? Hiç biri?

Christopher Priest'ın aynı adlı romanından uyarlanmış olan filmin yapımcısı da yönetmeni de senaristi de Christopher Nolan. E biraz da kardeşi Jonathan Nolan'dan yardım almış.

Filmi izleyin. Hırs denen şey, inatlaşmaya dönüşünce başınıza ne işler açarmış, görün.

Hayata İyi Seyirler... 

20 Kasım 2012 Salı

"Kara Şövalye Yükseliyor Mu???"

Laptop'ımı elime aldım, ellerim titriyor, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Sanırım çocukluğuma dönsem iyi olacak.

Benim çocukluk kahramanım Batman'dir. Batman filmlerini defalarca ve defalarca izlerdim. Batman çizgi filmlerini izlerdim. Jack Nickolson'un oynadığı Joker'e ve Jim Carrey'in oynadığı Soru İşareti'ne karşı hayranlık beslerdim. Defterlerime Batman işareti çizerdim.Uyduruk “Batman ve Robin” dizilerini bile kaçırmadan takip ederdim. Ne de olsa ben bir çocuktum ve “Batman” de çocukça bir çizgi roman kahramanıydı.

Sonra ben büyüdüm. Ve neyse ki Batman de büyüdü. O basit Batman'ler gitti. Yerine dünyanın en komplike çizgi roman uyarlamaları geldi. Batman Begins, Dark Knight derken, 2012'de serinin üçüncü filmi “Dark Knight Rises” geldi. Christopher Nolan, olayı aştıkça aştı, aştıkça aştı.

Size filmin konusunu anlatmayacağım, çünkü anlatılır gibi değil. Sadece beni kendine hayran bırakan durumları değerlendireceğim. Örneğin,

  1. Bane'in kazandığı an, Kara Şövalye'nin, kendisinin 8 yıldır aranan bir suçlu olduğunu unuttuğu andır.
  2. Batman'in kaybettiği an, Alfred'in sözünü dinlemediği andır.
  3. Batman'in kazandığı an, yıllarca yetimhanelere yaptığı yardımların beklenmedik bir zamanda karşılık bulduğu andır.
  4. Batman'in kaybettiği an, düşmanın, iliklerine kadar işlediğini farketmediği andır.
  5. Gotham'ın kaybettiği an, tüm polislerin yeraltına indiği sırada, Bane'in çoktan yeryüzüne çıktığı andır.
  6. Batman'in kaybettiği an, Alfred'i kaybettiği andır.
  7. Bane'in kazandığı an, kendini “Gölgeler Birliği”nin bir üyesi olarak değil, “Gölgeler Birliğinin ta kendisi” olarak gördüğü andır.
  8. Bane'in kaybettiği an, Harvey Dent'le ilgili tüm gerçekleri halka açıkladığı andır.
  9. Bane'in kazandığı an, Batman'in ruhen ve fiziken en hazırlıksız olduğu zamanda yakaladığı andır.
  10. Batman'in kaybettiği an, oyuncaklarının Bane'e sökmediği andır.
  11. Batman'in kaybettiği an, elindeki tüm kartlarını düşmana gösterdiği andır.
  12. Batman'in kaybettiği an, oyuncaklarını düşmana kaptırdığı andır.
  13. Bane'in kaybettiği an, ruhunun ve bedeninin geri dönülmez şekilde kırıldığından emin olduğu Batman'i, tekrar karşısında gördüğü andır.
  14. Bane'in kaybettiği an, kendisinin geçemediği sınavı, Batman'in geçmiş olduğunu gördüğü andır.
  15. Gotham'ın kazandığı an, Batman'e çalınmış Kara Şövalye lekesini kafalardan sildiği andır.
  16. Gothamın kazandığı an, Batman sembolünün köprü sütunlarında alev alev yandığı andır.
  17. Gotham'ın kazandığı an, Batman'ın gündüz ortaya çıktığı andır.
  18. Gotham'ın kazandığı an, Kedi Kadın'ın Batman'e aşık olduğu andır.
Size bunlar gibi daha onlarca tespitimi yazabilirim. Ama biliyorsunuz ki en büyük korkularımdan biri, “Bruce Willis ölüydü” diyen kişi olmak.

2012'nin yaz aylarında gösterime giren film, sıcak havalara rağmen milyonlarca seyirciyi sinema salonuna kapatmayı başardı. Şahsen filmi bir kaç kere izledim bilmiyorum. Ancak her izlediğimde yeni bir kare ya da yeni bir diyalog daha farketmeye devam ettim ve filme her seferinde yeniden hayran olmaktan kendimi alamadım.

Filmi izleyin, çevirin çevirin bir daha izleyin. Bu denli yoğun bir filmin tadına başka türlü varamayabilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

3 Ekim 2012 Çarşamba

"Inception"a bir "Başlangıç" yapalım mı???

Bir filmde aksiyon, entrika, aşk, kurgu, karmaşık ve gizemli ilişkiler, görsel efektler, ünlü oyuncular, kostüm, makyaj, vb herşeyi bir arada bulabilirsiniz. Ancak iyi bir filmde bunların hepsinin "en iyi"sini birarada bulursunuz. İşte Inception bu tür filmlerden biri.

Filmde kadın oyuncu olarak ufak tefek genç yetenek Ellen Page'i görüyoruz. Kendisi rüyaları mekansal olarak tasarlayan yetenekli mimarlık öğrencisi "Ariadne"yi canlandırıyor. Peki sizce "Ariadne" ismi bu karaktere tesadüfen verilmiş bir isim olabilir mi? Hayır, olamaz. Zira Ariadne eski bir Yunan tanrıçasıdır. Efsaneye göre kendisi, sevgilisi Theseus'a gireceği labirentte kaybolmaması için bir ip verir. Theseus labirentte bu ipi arkasında bıraka bıraka ilerler; düşmanı olan Minotor'u öldürür ve yine ipi takip ederek geri döner. Yani "Ariadne" yol göstericidir. Tıpkı filmde de olduğu gibi. Ariadne karakteri, rüyaların mekanlarını tasarlarken, filmin yönetmeni Christopher Nolan filmi tasarladı. Sonuç: En İyi Görsel Efekt Dalında Oscar Ödülü.

Leonardo Di Caprio hakikaten artık mesleğinin zirvesine ulaşmış. Karısını kaybetmiş ve  uzun zamandır göremediği çocuklarını yeniden görebilmek için büyük ve gizemli bir operasyon başlatmış olan çaresiz bir adam; bu rol ancak ve ancak bu kadar doğal oynanabilirdi.


Filmin sürpriz yıldızı, "Kara Şövalye Yükseliyor" filminde de "Robin" olarak yükselen sürpriz yıldız olan Joseph Gordon. Şanslı oyuncu filmin en yıldız sahnelerinden birinin baş aktörü. Yer çekimsiz ortamda kıran kırana bir dövüş. Beyefendi bu sahneyle bir düzine kadar ödül adaylığına layık görüldü.

Dark Knight serisinin de yönetmeni olan Christopher Nolan, belli isimlerle farklı projelerde tekrar tekrar çalışmayı seviyor olacak ki, Inception'daki karakter oyuncu kadrosunun hemen hemen tamamı, Dark Knight'ın da oyuncu kadrosunu oluşturuyor. Örneğin Tom Hardy, Joseph Gordon Levitt, Cillian Murphy, Marion Kotillard ve Michael Caine listede ön sıralarda yer alıyorlar. 

Muhteşem bir kurguyu, ilginç bir senaryoyu, gerçekçi görsel efektleri, usta oyunculukları ve daha saymakla bitmeyen bir çok özelliği bünyesinde barındıran Inception, çoktan arşivlerimizin baş köşesinde yerini aldı. Hatta eminim benim gibi pek çok tiryaki, ara ara filme tekrar atıyordur.
   
Bu filmi izleyin, çevirip çevirip bir daha izleyin. Her izlediğinizde daha da derinleşin. Tıpkı o malum rüyada 3 kat derinleşildiği gibi. Bu arada filmi izlerken toteminizi yanınızdan ayırmamayı unutmayın.

Hayata İyi Seyirler...