morgan freeman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
morgan freeman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2015 Salı

"Büyük Günahlar" Mahkeme Filmi...

Yine bilgisayarıma nereden geldiğini bilmediğim bir film izledim. Bir mahkeme filmi. Filme bir bakalım.

Özet
2002 yapımı "Büyük Günahlar" (High Crimes) adlı film bir roman uyarlaması. Hikayeye göre Bayan Claire Kubick başarılı bir avukattır. Aynı zamanda kocasına aşık şirin bir eştir. Bayan Claire ve kocası bir gece evlerine dönerlerken polis kuvvetleri aniden çiftin yollarını keserler ve Bay Kubick'i göz altına alırlar. Bayan Claire kocasının neden göz altına alındığını öğrenmek ister ama dosya gizlilik esasına mensuptur. Ama avukat hanım ısrarcı olur çok kötü bir sürprizle karşılaşır. Zira Bay Kubick, savaş suçu işlemekle suçlanmaktadır. 


Künye
Filmde Bayan Kubick'i benim çok sevdiğim bir oyuncu oynuyor. Ashley Judd. Hanımefendiye bu filmde Morgan Freeman ve Jim Caviezel eşlik ediyorlar. 

Yorum
Filmin bir roman uyarlaması olduğunu söylemiştim ve eminim romanın kendisi filmden çok daha iyidir. Çünkü film beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Mahkeme filmi sevenleri pek öyle tatmin edecek bir film değil. Ama yine de izlenebilir. Siz bilirsiniz yani.

Hayata İyi Seyirler...

18 Ocak 2013 Cuma

Batman Nasıl "Kara Şövalye"ye Dönüştü???

Gelelim efsane serinin ikinci filmine. 2008 yapımı "Kara Şövalye"(Dark Knight) da en az birinci film kadar dolu dolu. Yani 50 filmlik hikaye yine bir tek filme sığdırılmış. (Biraz spoiler verebilirim, *'lı paragrafa dikkat!!!)

Filme bir bakalım. Bruce Wayne gizli kahramanlık işine iyice ısınmıştır. Wayne Yatırım'ın işleri Lucius tarafından tıkır tıkır yürütülürken, Bruce güzel kızlarla ve pahalı arabalarla sağda solda salınmaktadır. Elbette ki bu pozlar, Bruce Wayne'in sırrını perdelemek için paravan olarak kullanılmaktadır. Bir tarafta Komiser Gordon, bir tarafta korkusuz Bölge Savcısı Harvey Dent ve diğer tarafta da Batman, Gotham'ı olağanüstü güvenli bir şehre dönüştürmüşler, mafya babalarının bile sesini kısmışlardır.
Ancak Gotham'da yaşayan milyonlarca insanın içinden çıkan bir zır deli, şehrin bütün dengelerini altüst eder: Joker... Bu psikopat adam ne ölmekten çekinmektedir, ne de öldürmekten. Hapse girmek onun için hiç mi hiç önemli değildir. Bir ailesi, bir arkadaşı ya da bir ayak bağı yoktur. Geçmişi karanlık, tipi iğrençtir. Paraya değer veren biri değildir. Neden kötülük yaptığını kendisi bile bilmemektedir. Tek istediği,  (Alfred'in de dediği gibi) dünyanın yandığını görmek, aslında tüm insanların kendisi kadar aşağılık olabileceğini göstermektir. Bunu ıspatlamak içinse kendine kobaylar seçmiştir: bir gemi dolusu masum insan, bir gemi dolusu mahkum, ve en önemlisi Harvey Dent. 
***Tüm bu süreçte planları tıkır tıkır işleyen Joker, maalesef Harvey Dent'le ilgili emeline korkunç bir yoldan ulaşmayı başarır. Bunun bedelini ödeyecek olan kişi ise Batman olacak, bu görkemli kahramana "Kara Şövalye" damgası vurulacaktır.
Filmin ne kadar iyi olduğunu tarif etmenin bir yolu yok. 1989 yapımı Batman filmindeki Joker'e ne kadar güldüysem, bu Joker'den o kadar ürktüm. Ayrıca Harvey Dent'in "Twoface"e dönüşüm süreci başlı başına bir film olabilecekken, muhteşem bir kurguyla bu filmin baş karakterine dönüşmüş.

Bu filmi tavsiye etmeyeyim de hangi filmi tavsiye edeyim. Mutlaka izleyin.

Hayata İyi Seyirler...

13 Ocak 2013 Pazar

"Amistad"ın Hikayesi Nedir???

Bazı filmlerin iyi bir yönetmenin elinden çıktığı her halinden anlaşılıyor. Yıllardır defalarca izlediğim "Amistad" filminin Steven Spielberg'in elinden çıktığını yeni öğrendim. Muhteşem Amistad filmine bir göz atalım.
1997 yapımı  "Amistad" 19.Yüzyılda yaygın olan "kölelik" sistemine karşı verilen hukuki bir savaşın gerçek öyküsünden alınmıştır. Afrikalı Cinque (Djimon Hounsou) ve onun kabilesinden yüzlerce kişi ana vatanlarından zorla koparılır, kollarından ve bacaklarından zincirlenerek gemilere bindirilir ve satılmak üzere Küba'dan Amerika'ya doğru yola çıkar. Ancak Cinque zincirlerinden kurtulmayı başarır ve geminin kontrolünü ele geçirir. "La Amistad" adlı gemi onun önderliğinde onun istediği yere götürülür. Cinque Amerika'ya vardıklarında birilerinin onlara yardım edeceğini düşünür ancak olaylar beklediği gibi gelişmez. Zira Cinque ve arkadaşları kaçak ve isyankar köleler olarak yakalanırlar ve hapse atılırlar, sonra da haklarında açılan dava ile mahkemeye çıkarlar. Tek bir kelime bile İngilizce bilmeyen kabileliler için bu süreç hiç de kolay olmayacaktır. Mahkemede bir çok kişi bu kölelerle ilgili hak iddia edince dava karışır. Dava çok taraflı bir kapışmaya döner. Bir tarafta kölelik yanlıları, bir tarafta kölelik karşıtları, bir tarafta köle tüccarları, bir tarafta köle sahibi zenginler ve bir tarafta da zavallı Cinque ve kabilesi. Neyse ki Cinque bu süreçte yalnız olmayacaktır. Onun en büyük destekçileri, kölelik karşıtı Theodore (Morgan Freeman) ve Tappan (Stellan Starsgard) ile onların tuttuğu avukat Baldwin ve akıl hocası Adams (Anthony Hopkins) olacaktır.
Filmi bir kerede anlamanın imkanı yok. Bir kaç defa izlemek gerekiyor. Çünkü hikaye çok çetrefilli. Bu kadar karışık bir hikaye iki saate çok iyi sığdırılmış. Ama neden bilmem, reytingleri çok çok yüksek değil, hatta bence hakettiğinin çok altında.

Mutlaka izleyin, acıyın, acının.

Hayata İyi Seyirler...

11 Ocak 2013 Cuma

"Esaretin Bedeli" Nedir???

Bir sinemaseverin başına gelebilecek en kötü şey nedir? Ne olabilir? Ben söyleyeyim. Film izlemeye "Dünyanın En İyi Filmi"ni izlemek başlamasıdır. Neden mi? Çünkü artık daha sonra izlediği tüm filmlerde aynı tadı arar. Ama asla bulamaz.
İşte benim başıma bu geldi. 1994 yapımı Esaretin Bedeli (Shawshank Redemption), ben daha 13 yaşındayken televizyonda bilinçli olarak izlediğim ilk filmdi. O zamanlar gazeteler tv rehberleri verirlerdi. Haftalık yayınlar tek tek saat saat orada yazardı. Ben de rehbere baktım ve "Aaa akşama bir film varmış, izleyeyim bari dedim." Akşam olunca ailecek oturup filmi izledik. Sonra ne mi oldu? Sonra ben üç gün kendimi Andy Duphresne zannettim. Nereden geldiğimi anlayamadım. Tıpkı Andy'nin hücre cezası alıp içeride (yani beyninde) Mozart dinlediği gibi ben de beynimde Andy'yi oynadım. Rüyalarımda Andy'ydim. Bir kaç gün Andy gibi az ve öz konuştum, çünkü kafam doluydu. Tıpkı Andy gibi. Sonra yavaş yavaş travmayı atlattım, depresyondan çıktım.

Şikayetçi değildim. Sinemaseverlik bana babadan miras bir hobiydi. Babam gibi ben de film izlemeyi çok seven, çok da film izleyen biriydim. Ama bu filmin bendeki etkisi, beni bir film tiryakisine dönüştürmesi oldu. Zira ben artık hep o tadı aradım (hiç bulamadım, o ayrı konu). Yine de şikayetçi değilim. Çünkü benim için esaretin bedeli budur.

Hayata İyi Seyirler...

9 Ocak 2013 Çarşamba

"Batman Begins" Başlasın Mı???

Benim ne derece Batman hayranı olduğumu herkes bilir. O yüzden “yok şöyle izledim, yok böyle hissettim” demeyeceğim. Direk konuya gireceğim.

Filmi birkaç aşamalı inceleyeceğiz çünkü dahi çocuk Christopher Nolan 500 filmlik konuyu bir filmde çekmiş. 2005 yapımı yeni nesil Batman serisinin ilk filmine, “Batman Begins”e bir bakalım.
Film, Bruce Wayne'in acıklı hikayesiyle başlar. Hikayede Bruce (Christian Bale) küçük bir çocukken Rachel (Katie Holmes) ile oyun oynarken evinin yakınındaki derin bir çukura (bir çeşit mağaraya) düşer. Ev derken elbetteki şatoyu kastediyorum. Bruce korku içinde yardım beklerken yarasaların saldırısına uğrar ve bu korku bi fobiye dönüşür. Bruce'u o kuyudan çıkaran kahraman, küçük Bruce'un kahramanı olan babası olacaktır.

Daha sonraları Bruce'un kahraman babası ve annesi üç kuruş para için basit bir sokak hırsızı tarafından Bruce'un gözleri önünde öldürülünce Bruce hayatının depresyonuna girer. Bruce yıllarca bu travmayı atlatamaz. Çünkü Bruce ailesinin ölümünden kendini sorumlu tutmaktadır. Genç yaşlara gelmiş, ama hala bir kesere kulp olamamıştır. Serserilikten başka yaptığı bir iş yoktur. Hatta bir ara ölçüyü kaçırıp hapse bile girer.

İşte burada Bruce, kendisini tamamen değiştirecek olan biri tarafından keşfedilir: Gölgeler Birliği Tarikatının hocalarından biri olan Ducard (Liam Neeson). Ducard Bruce'u alır, eğitir, korkularıyla yüzleştirir ve dört dörtlük bir ninja yapar. Ancak ne zamanki Ducard ondan birini öldürmesini ister, işte o zaman Bruce işin renginin farklı olduğunu anlar ve mabedi ateşe verir. Tek bir kişiyi kurtararak: Ustası Ducard'ı.

Bruce, Gotham'daki evine yepyeni biri olarak geri döner. Artık en önemli amacı, babasının yarım bırakmak zorunda kaldığı işi tamamlamak olacaktır: Kendini Gotham şehrine adamak. Alfred'in (Michael Caine) ve Lucius'ın (Morgan Freeman) da yardımlarıyla kendini tamamlayan Bruce, artık Gotham'ın “Batman”idir.

Buraya kadar yazdığım kısım, daha filmin yarısı. Devamını kendiniz izleyin, görün. Batman nasıl Kara Şövalye olmuş, ilk sınavını ne zaman ve kime karşı vermiş, kurmayları kimlermiş görün.

Hayata İyi Seyirler...

21 Kasım 2012 Çarşamba

"Zafer" Kazanıldı Mı???

Tarih, pek çok olayı kaydeder. Ama sinema sektörü bunların sadece bazılarına değinir. İşte size değinilmeye değer bir konu. Amerikan ordusunun çağ atlamasına vesile olan bir olay: Siyahilerin askere alınması.

1989 yapımı “Zafer” (Glory) adlı filmden bahsediyorum. Filmde muvazzaf Yüzbaşı Gould Shaw'unn annesine hergün yazdığı mektupların derlenmesiyle biraraya getirilmiş gerçek bir hikaye anlatılıyor. Filmimiz şöyle: 20. yüzyılın başlarındaki Amerikan İç Savaşı esnasında Amerikan Başkanı Abraham Lincoln, tüm siyahi vatandaşların kölelikten azat edilmesi talimatını verir. Böylece ülkede eli silah tutabilen tüm erkekler orduya alınabilecektir. Bu sayede hem ülkedeki ayrımcılık yok olacak ve ülkenin bütünlüğü sağlanacak, hem de (ki en önemli sebeptir) ordudaki asker miktarı iki katına çıkacaktır. Siyahi vatandaşlar hızla orduya kaydedilir. Yüzbaşı Gould Shaw ise, ilk kurulan siyahi birliğin başına komutan olarak görevlendirilir. Yüzbaşı önce birliğini toplar, güzel bir konuşma yapar. Ancak ordudaki bazı subaylar, “zenci köleler” olarak gördükleri birlikleri henüz kabullenememişler, bu birliğe silah, ayakkabı ve üniforma teminetmemek için ayak diretirler. Yüzbaşı bile bazen askerlerine karşı olumsuz davranışlarda bulunmaktadır. Ancak Yüzbaşı, olayın sonlarına doğru önünde duran hazinenin değerini anlar ve düzenli bir ordu kurmayı başarır. Artık birlik, savaşa hazırdır.

Filmde Yüzbaşı rolünde Matthew Broderick'i izlerken, siyahi askerler arasında o zamanlar henüz gencecik bir oyuncu olan Denzel Washington'ı ve tecrübeli oyuncu Morgan Freeman'ı görüyoruz. Filmin yönetmeni ise daha sonra "Son Samuray" ve "Kuşatma" filmlerini de yönetmiş olan Edward Zwick.

Filmin daha en başında verilen bilgiye göre Yüzbaşı'nın mektupları halen Harward Üniversitesi Kütüphanesinde saklanıyor. Siyahileri ya da kölelerin yaşam biçimini pek tanımayan bizler için çok ilginç bir film. Ama geçmişi savaşlarla dolu olan bizler için ise çok sıradan bir film. Yine de izleyin. Ne de olsa filmin sonu sizi etkileyecek.

Hayata İyi Seyirler...

20 Kasım 2012 Salı

"Kara Şövalye Yükseliyor Mu???"

Laptop'ımı elime aldım, ellerim titriyor, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Sanırım çocukluğuma dönsem iyi olacak.

Benim çocukluk kahramanım Batman'dir. Batman filmlerini defalarca ve defalarca izlerdim. Batman çizgi filmlerini izlerdim. Jack Nickolson'un oynadığı Joker'e ve Jim Carrey'in oynadığı Soru İşareti'ne karşı hayranlık beslerdim. Defterlerime Batman işareti çizerdim.Uyduruk “Batman ve Robin” dizilerini bile kaçırmadan takip ederdim. Ne de olsa ben bir çocuktum ve “Batman” de çocukça bir çizgi roman kahramanıydı.

Sonra ben büyüdüm. Ve neyse ki Batman de büyüdü. O basit Batman'ler gitti. Yerine dünyanın en komplike çizgi roman uyarlamaları geldi. Batman Begins, Dark Knight derken, 2012'de serinin üçüncü filmi “Dark Knight Rises” geldi. Christopher Nolan, olayı aştıkça aştı, aştıkça aştı.

Size filmin konusunu anlatmayacağım, çünkü anlatılır gibi değil. Sadece beni kendine hayran bırakan durumları değerlendireceğim. Örneğin,

  1. Bane'in kazandığı an, Kara Şövalye'nin, kendisinin 8 yıldır aranan bir suçlu olduğunu unuttuğu andır.
  2. Batman'in kaybettiği an, Alfred'in sözünü dinlemediği andır.
  3. Batman'in kazandığı an, yıllarca yetimhanelere yaptığı yardımların beklenmedik bir zamanda karşılık bulduğu andır.
  4. Batman'in kaybettiği an, düşmanın, iliklerine kadar işlediğini farketmediği andır.
  5. Gotham'ın kaybettiği an, tüm polislerin yeraltına indiği sırada, Bane'in çoktan yeryüzüne çıktığı andır.
  6. Batman'in kaybettiği an, Alfred'i kaybettiği andır.
  7. Bane'in kazandığı an, kendini “Gölgeler Birliği”nin bir üyesi olarak değil, “Gölgeler Birliğinin ta kendisi” olarak gördüğü andır.
  8. Bane'in kaybettiği an, Harvey Dent'le ilgili tüm gerçekleri halka açıkladığı andır.
  9. Bane'in kazandığı an, Batman'in ruhen ve fiziken en hazırlıksız olduğu zamanda yakaladığı andır.
  10. Batman'in kaybettiği an, oyuncaklarının Bane'e sökmediği andır.
  11. Batman'in kaybettiği an, elindeki tüm kartlarını düşmana gösterdiği andır.
  12. Batman'in kaybettiği an, oyuncaklarını düşmana kaptırdığı andır.
  13. Bane'in kaybettiği an, ruhunun ve bedeninin geri dönülmez şekilde kırıldığından emin olduğu Batman'i, tekrar karşısında gördüğü andır.
  14. Bane'in kaybettiği an, kendisinin geçemediği sınavı, Batman'in geçmiş olduğunu gördüğü andır.
  15. Gotham'ın kazandığı an, Batman'e çalınmış Kara Şövalye lekesini kafalardan sildiği andır.
  16. Gothamın kazandığı an, Batman sembolünün köprü sütunlarında alev alev yandığı andır.
  17. Gotham'ın kazandığı an, Batman'ın gündüz ortaya çıktığı andır.
  18. Gotham'ın kazandığı an, Kedi Kadın'ın Batman'e aşık olduğu andır.
Size bunlar gibi daha onlarca tespitimi yazabilirim. Ama biliyorsunuz ki en büyük korkularımdan biri, “Bruce Willis ölüydü” diyen kişi olmak.

2012'nin yaz aylarında gösterime giren film, sıcak havalara rağmen milyonlarca seyirciyi sinema salonuna kapatmayı başardı. Şahsen filmi bir kaç kere izledim bilmiyorum. Ancak her izlediğimde yeni bir kare ya da yeni bir diyalog daha farketmeye devam ettim ve filme her seferinde yeniden hayran olmaktan kendimi alamadım.

Filmi izleyin, çevirin çevirin bir daha izleyin. Bu denli yoğun bir filmin tadına başka türlü varamayabilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...