michael caine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
michael caine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2016 Pazartesi

"Sessiz Amerikalı" Vietnam Savaşı Nasıl Başladı???

Bundan bir kaç sene önce Vietnam Savaşının nasıl çıktığına takmıştım kafayı. ABD'nin neye dayanarak Allah'ın Vietnam'ına saldırdığını merak etmiştim. Ama onca araştırmaya rağmen  “yılanın başı” denecek bir isme de rastlamamıştım. Meğerse öyle bir isim varmış. Vietnam Savaşının “Arabistanlı Lawrence” hikayesine bir bakalım.

the quiet american ile ilgili görsel sonucuÖZET
2002 yapımı “The Quiet American” (Sessiz Amerikalı) adlı film gerçek bir hikayeden uyarlanmış bir dram. Hikayeye göre Thomas Fowler, Vietnam'da görev yapan yaşlı bir gazetecidir. Aslen İngiliz olmasına ve yaşına rağmen Vietnam görevini  hala zevkle yapmaktadır. Bunun en önemli sebebi ise Vietnamlı metresi Phuong'dan kopmak istememesidir. Thomas'ın İngiliz karısı Thomas'tan boşanmadığı için bu aşk üçgeni uzatmalı ilişkiye döner. Gel zaman git zaman Amerikalı bir doktor, görev icabı Vietnam'a gelir. Doktor Pyle yakışıklı ve nazik biridir. Bir akşam Doktor Pyle ve Phuong birbirleriyle tanışırlar ve birbirlerinden hoşlanırlar. Bizim aşk üçgeni önce aşk karesine döner. Sonra bu aşk karesi de ayak kaydırma girişimlerine dönünce siyasi sarmal kaçınılmaz olur.

KÜNYE
Filmde yaşlı İngiliz gazeteciyi Michael Caine oynuyor. Amerikalı doktor Bay Plye'ı ise Michael Faraday canlandırıyor.

YORUM
Film eski usul bir film. Pek öyle izlemeye değecek bir film de değil. Sıkıcı ve durağan.

Verdiği mesaj dramatik. Aynı kadına aşık olan iki adamın dünyayı nasıl cehenneme çevirdiklerini anlatan ilginç bir kesit.

Gerçek hikaye olduğu iddia ediliyor ama aslı var mı yok mu bilmiyoruz tabi. Ancak söz konusu aşk hikayesinin vardığı noktanın Vietnam Savaşı olduğu düşünülünce gerçekten insan üzülmeden edemiyor. Diğer taraftan bu iki adam bu aşk savaşına girmeseydi Vietnam'da savaş çıkmayacak mıydı? Yine çıkacaktı. Sonuçta ABD, Fransız sömürgesi Vietnam'ı kafaya takmıştı. Bu aşk savaşı sadece fitili ateşleyen ateş oldu. Tıpkı Truvalı Helen'yüzünden başlayan Truva Savaşı gibi.

Özetle... Filmi izlemeye gerek yok.Yine de izlemek isterseniz; siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...

29 Haziran 2015 Pazartesi

"Kingsman" Bir Aksiyon Komedi Bilim Kurgu Filmi...

İngilizler yaptıkları işi tam yapıyorlar; bu bir gerçek. Yine tam tekmil bir şey yapmışlar. (Senaryoya göre yani.) İzleyelim...

Özet
2014 yapımı "Kingsman: Gizli Servis" (Kingsman: The Secret Service) adli film bilim kurgu, komedi ve aksiyon türünde. Hikayeye göre Harry Hart bir Kingsman ajanı olarak görev yapmaktadır. Harry bir gün bir operasyon sırasında, başka bir ajanın dikkati sayesinde ölümden döner. Ama o ajan patlamadan kurtulamaz ve hayatını kaybeder. Harry, rahmetli ajanın karısını ve oğlunu bulur ve daha 5 yaşında yetim kalan küçük çocuğa bir madalya bırakır ve ekler: "Başın sıkışırsa beni ara." Aradan 15-20 yıl geçer ve o küçük çocuk artık büyümüştür. Küçük çocuk çok badireler atlatarak büyümüştür ama o numarayı hiç aramamıştır. Ta ki...

Künye
Filmde Harry'yi Oscar'lı oyuncu Colin Firth oynuyor. Filmde aynı zamanda Samuel L. Jackson ve Michael Caine de çok önemli iki rolde oynuyorlar. Film bir roman uyarlaması. Aynı zamanda çizgi romanları da var. Filmin yönetmeni Matthew Vaughn'u aynı zamanda X-Men Birinci Sınıf'ın yönetmeni olarak tanıyoruz.

Yorum
Film çok güzel. O kadar güzel ki (her zaman söylediğim gibi) içinde her şey var. 

O kadar güzel ki bilim kurgu mu, komedi mi, dönem filmi mi, aksiyon mu karar veremiyorum. Hepsi de tadında ve kararında.

Mutlaka izleyin. Mutlaka.

Hayata İyi Seyirler...

29 Mart 2015 Pazar

"Yıldızlararası" mı deseeem, "Interstellar" mı deseeeem ???

"Babalar bazen kızlarını dinlemezler. Bazen de kızlarının sözünü dinlemezler. İş işten geçince de babalar değil, kızlar daha çok üzülür ama babalar bunu da bilmezler..."

Özetle bunu anlatan bir filmden bahsetmek istiyorum size. Hem de bir sinema dehasının elinden çıkmış bir film. Hadi önce filmin konusuna bir bakalım.

Özet
2014 yapımı "Interstellar" (Yıldızlararası) adlı film gerilim ve bilim kurgu ve dram türünde. Hikayeye göre hava, hızla küflenmektedir. İnsanlar küflü havayı daha az solumak için maskeler kullanmaktadırlar. Tarım alanları ve ürün çeşitleri iyice azalmıştır. İnsanlar önce gıdasız, sonra susuz sonra da havasız kalmak üzeredir. Dünya ölmek üzeredir ve insanlar  Eski bir pilot olan Cooper ve onun ailesi de bu durumdan fazlasıyla nasibini almıştır. Umutlar adım adım tükenirken Cooper bir bilim merkezinden bir teklif alır. Teklif şudur: 3 mürettebatla birlikte bir uzay mekiğine binip yaşanabilir bir gezegen bulmak. Cooper önce kabul etmese de ailesinin geleceği için evet demek zorunda kalır. İşte Cooper'ın zorlu hikayesi böyle başlayacaktır. 

Künye 
Normalde yorumlar bölümü künyeden uzun olur. Ama bu sefer künye bölümü uzun olacak neden mi? Çünküüüü

1) Filmin senaristleri Nolan Kardeşler. Hani şu "Çelik Adam"ın senaristleri. Hani şu, "The Matrix"in yaratıcıları olan Wachowski Kardeşleri elli kere sollayan kardeşler.

2) Yönetmeni ise Chistoper Nolan. Hani şu Dark Knight serisinin yönetmeni. Hani şu Inception'ın da yönetmeni. İşte o muhteşem şahsiyet.

3) Oyuncular desen kimi izleyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Michael Caine, Bir de sürpriz isim.  

Yorum
Filmin girişi size sıradan gelmiş olabilir ama emin olun çıkışı hiç sıradan gelmeyecek. 

Uzun uzun yorumlamayacağım. 

Muhteşem.

Mutlaka izleyin.

Mutlaka...

Hayata İyi Seyirler...

9 Ocak 2013 Çarşamba

"Batman Begins" Başlasın Mı???

Benim ne derece Batman hayranı olduğumu herkes bilir. O yüzden “yok şöyle izledim, yok böyle hissettim” demeyeceğim. Direk konuya gireceğim.

Filmi birkaç aşamalı inceleyeceğiz çünkü dahi çocuk Christopher Nolan 500 filmlik konuyu bir filmde çekmiş. 2005 yapımı yeni nesil Batman serisinin ilk filmine, “Batman Begins”e bir bakalım.
Film, Bruce Wayne'in acıklı hikayesiyle başlar. Hikayede Bruce (Christian Bale) küçük bir çocukken Rachel (Katie Holmes) ile oyun oynarken evinin yakınındaki derin bir çukura (bir çeşit mağaraya) düşer. Ev derken elbetteki şatoyu kastediyorum. Bruce korku içinde yardım beklerken yarasaların saldırısına uğrar ve bu korku bi fobiye dönüşür. Bruce'u o kuyudan çıkaran kahraman, küçük Bruce'un kahramanı olan babası olacaktır.

Daha sonraları Bruce'un kahraman babası ve annesi üç kuruş para için basit bir sokak hırsızı tarafından Bruce'un gözleri önünde öldürülünce Bruce hayatının depresyonuna girer. Bruce yıllarca bu travmayı atlatamaz. Çünkü Bruce ailesinin ölümünden kendini sorumlu tutmaktadır. Genç yaşlara gelmiş, ama hala bir kesere kulp olamamıştır. Serserilikten başka yaptığı bir iş yoktur. Hatta bir ara ölçüyü kaçırıp hapse bile girer.

İşte burada Bruce, kendisini tamamen değiştirecek olan biri tarafından keşfedilir: Gölgeler Birliği Tarikatının hocalarından biri olan Ducard (Liam Neeson). Ducard Bruce'u alır, eğitir, korkularıyla yüzleştirir ve dört dörtlük bir ninja yapar. Ancak ne zamanki Ducard ondan birini öldürmesini ister, işte o zaman Bruce işin renginin farklı olduğunu anlar ve mabedi ateşe verir. Tek bir kişiyi kurtararak: Ustası Ducard'ı.

Bruce, Gotham'daki evine yepyeni biri olarak geri döner. Artık en önemli amacı, babasının yarım bırakmak zorunda kaldığı işi tamamlamak olacaktır: Kendini Gotham şehrine adamak. Alfred'in (Michael Caine) ve Lucius'ın (Morgan Freeman) da yardımlarıyla kendini tamamlayan Bruce, artık Gotham'ın “Batman”idir.

Buraya kadar yazdığım kısım, daha filmin yarısı. Devamını kendiniz izleyin, görün. Batman nasıl Kara Şövalye olmuş, ilk sınavını ne zaman ve kime karşı vermiş, kurmayları kimlermiş görün.

Hayata İyi Seyirler...

20 Aralık 2012 Perşembe

Bir İnsan "Prestij" İçin Neler Yapabilir???

Şu Christopher Nolan'ın düşük reytingli bir filmini görmek nasip olacak mı bilmiyorum. Beyefendinin her filminin 10 üzerinden 8'in üzerinde olması bir tesadüf olamaz herhalde. Bu olsa olsa adamın bir deha olduğunu gösteriyor. Bu adamın şaheserlerinden birine daha bakalım. Hangisine mi? (The Prestige) Prestij'e...

2006 yapımı filmle 19. Yüzyıl İngiltere'sine doğru şöyle bir uzanalım. Robert (Hugh Jackman) ve Alfred (Christian Bale) iki ünlü sihirbazdırlar. Robert, karısı Olivia ile birlikte muhteşem showlar sergileyen bir ilüzyonistken, Alfred ise gösterişten uzak, ama akıllara durgunluk veren gösteriler yapmaktadır. Ancak her ikisinin de ortak bir özellikleri vardır. İkisi de "1 Numara" olmak istemektedir. Bu hırs, iki sihirbaz arasında ölümüne bir rekabet başlatacaktır. Peki bu rekabette kim ölecek ya da kim sağ kalacaktır? Alfred? Robert? Robert'ın karısı? Alfred'in karısı? Alfred'in çocuğu? Sponsor? Asistanlar? Mühendisler? Hepsi? Hiç biri?

Christopher Priest'ın aynı adlı romanından uyarlanmış olan filmin yapımcısı da yönetmeni de senaristi de Christopher Nolan. E biraz da kardeşi Jonathan Nolan'dan yardım almış.

Filmi izleyin. Hırs denen şey, inatlaşmaya dönüşünce başınıza ne işler açarmış, görün.

Hayata İyi Seyirler... 

7 Ekim 2012 Pazar

"İnsanlık Suçu" Cezasız Kalır mı???

2. Dünya Savaşı döneminde yaşanan yahudi soykırımıyla ilgili 10'larca film çekildi. Hatta bir de kenarından köşesinden o konuya değinmiş olanları da sayarsak "sayısız film çekildi" de diyebiliriz. "İnsanlık Suçu" da onlardan biri. (Bu arada filmin orjinal adı "The Statement": yani "Tutanak")

Fakat bu kez olaya çok farklı bir açıdan yaklaşılmış. 2003 yapımı filmde Nazilerle işbirliği yapan bir Fransız subayının hikayesi anlatılıyor. Usta oyuncu Michael Caine'in canlandırdığı Pierre Brossard adlı bu asker, Fransa topraklarında 7 yahudi Fransız erkeğini katleden iki genç subaydan biridir ve savaş sonrası tam 40 yıl boyunca saklanarak yaşamıştır. Ama filmin asıl ön plana çıkardığı nokta; onu 40 yıl boyunca bu denli gizlilikle bıkmadan usanmadan saklayan ve ona düzenli olarak para yardımı yapan kurumlardır: Yani kiliseler, rahipler ve kendini ktsal sayan bir grup Saint Mary şövalyeleri. Film gerçek olaylardan yola çıkılarak yapılmış.Katliamın üzerinden yıllar geçtikçe daha fazla skandalın gün yüzüne çıktığını görüyoruz. Bu konu daha çok su götürür.
 
Filmi izleyelim mi diye sorarsanız, Michael Caine'e rağmen sıkıcı ve boğucu. Ama Yahudi katlimayla ilgili her kareyi görmek isteyen biriyseniz izleyebilirsiniz.
 
Hayata İyi Seyirler...

3 Ekim 2012 Çarşamba

"Inception"a bir "Başlangıç" yapalım mı???

Bir filmde aksiyon, entrika, aşk, kurgu, karmaşık ve gizemli ilişkiler, görsel efektler, ünlü oyuncular, kostüm, makyaj, vb herşeyi bir arada bulabilirsiniz. Ancak iyi bir filmde bunların hepsinin "en iyi"sini birarada bulursunuz. İşte Inception bu tür filmlerden biri.

Filmde kadın oyuncu olarak ufak tefek genç yetenek Ellen Page'i görüyoruz. Kendisi rüyaları mekansal olarak tasarlayan yetenekli mimarlık öğrencisi "Ariadne"yi canlandırıyor. Peki sizce "Ariadne" ismi bu karaktere tesadüfen verilmiş bir isim olabilir mi? Hayır, olamaz. Zira Ariadne eski bir Yunan tanrıçasıdır. Efsaneye göre kendisi, sevgilisi Theseus'a gireceği labirentte kaybolmaması için bir ip verir. Theseus labirentte bu ipi arkasında bıraka bıraka ilerler; düşmanı olan Minotor'u öldürür ve yine ipi takip ederek geri döner. Yani "Ariadne" yol göstericidir. Tıpkı filmde de olduğu gibi. Ariadne karakteri, rüyaların mekanlarını tasarlarken, filmin yönetmeni Christopher Nolan filmi tasarladı. Sonuç: En İyi Görsel Efekt Dalında Oscar Ödülü.

Leonardo Di Caprio hakikaten artık mesleğinin zirvesine ulaşmış. Karısını kaybetmiş ve  uzun zamandır göremediği çocuklarını yeniden görebilmek için büyük ve gizemli bir operasyon başlatmış olan çaresiz bir adam; bu rol ancak ve ancak bu kadar doğal oynanabilirdi.


Filmin sürpriz yıldızı, "Kara Şövalye Yükseliyor" filminde de "Robin" olarak yükselen sürpriz yıldız olan Joseph Gordon. Şanslı oyuncu filmin en yıldız sahnelerinden birinin baş aktörü. Yer çekimsiz ortamda kıran kırana bir dövüş. Beyefendi bu sahneyle bir düzine kadar ödül adaylığına layık görüldü.

Dark Knight serisinin de yönetmeni olan Christopher Nolan, belli isimlerle farklı projelerde tekrar tekrar çalışmayı seviyor olacak ki, Inception'daki karakter oyuncu kadrosunun hemen hemen tamamı, Dark Knight'ın da oyuncu kadrosunu oluşturuyor. Örneğin Tom Hardy, Joseph Gordon Levitt, Cillian Murphy, Marion Kotillard ve Michael Caine listede ön sıralarda yer alıyorlar. 

Muhteşem bir kurguyu, ilginç bir senaryoyu, gerçekçi görsel efektleri, usta oyunculukları ve daha saymakla bitmeyen bir çok özelliği bünyesinde barındıran Inception, çoktan arşivlerimizin baş köşesinde yerini aldı. Hatta eminim benim gibi pek çok tiryaki, ara ara filme tekrar atıyordur.
   
Bu filmi izleyin, çevirip çevirip bir daha izleyin. Her izlediğinizde daha da derinleşin. Tıpkı o malum rüyada 3 kat derinleşildiği gibi. Bu arada filmi izlerken toteminizi yanınızdan ayırmamayı unutmayın.

Hayata İyi Seyirler...