Steven Spielberg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Steven Spielberg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2015 Pazartesi

"Sıkıysa Yakala" Bir Çocuk Kaç Milyonluk Vurgun Yapabilir???

Cumartesi günü yanlışlıkla iki film izledim. Yanlışlıkla derken biri; daha önce izlemiş olmama rağmen tv'de rastlayınca “hadi 5 dakka daha, 5 dakka daha” diye izlediğim bir film. Diğeri de mecburen iki saat sonra izlediğim yeni bir film.

Önce birincisinden başlayalım.

Özet
2002 yapımı “Sıkıysa Yalaka” (Catch Me If You Can) adlı film eğlenceli bir biyografi türünde. Olay, Amerika'da 1960'larda geçmektedir. Hikayeye göre Frank Abagnale, itibarlı bir ailenin biricik oğludur. Diğer ergenlerin aksine ailesiyle arası iyidir ve babasına da hayrandır. Fakat nasıl olduysa babası bir anda tüm varlığını ve itibarını yitirir ve Frank bir anda kendini devlet okulunda bulur. Okuldaki zibidilerin kendisiyle alay edeceklerini fark eden Frank kafayı çalıştırır ve vekil öğretmenmiş davranmaya başlar. İşte bu tiyatro Frank'in hoşuna gider. Frank bundan sonraki bir kaç yıl boyunca bir kaç kostüm, bir kaç tavır ve kendi hazırladığı sahte çeklerle en güçlü firmaları, bankaları ve insanları dolandıracak ve hayatını yaşayacaktır. Ta ki Dedektif Carl tarafından yakalana kadar...

Künye
Filmde Frank'i Hollywood'un en muhteşem oyuncularından Leonardo Di Caprio oynuyor. Frank'in peşindeki inatçı polis Carl'ı ise yine Hollywood'un en muhteşem oyuncularından Tom Hanks oynuyor. Filmin yönetmeni ise Steven Spielberg denen sinema dehası yönetiyor. 

Yorum
Filmi yıllar önce izlediğimde de çok beğenmiştim. Yine çok beğendim. Yalnız bu sefer bir şey dikkatimi çekti. Filmin ilk 20 dakikası biraz karışık. Devamı da fazlasıyla hızlı ilerliyor. Hatta bazen gözünüzü bir an bile ayırsanız sahneyi anlamayabiliyorsunuz. Yani mutlaka izleyin ama ona göre izleyin derim.


Hayata İyi Seyirler...

13 Ocak 2013 Pazar

"Amistad"ın Hikayesi Nedir???

Bazı filmlerin iyi bir yönetmenin elinden çıktığı her halinden anlaşılıyor. Yıllardır defalarca izlediğim "Amistad" filminin Steven Spielberg'in elinden çıktığını yeni öğrendim. Muhteşem Amistad filmine bir göz atalım.
1997 yapımı  "Amistad" 19.Yüzyılda yaygın olan "kölelik" sistemine karşı verilen hukuki bir savaşın gerçek öyküsünden alınmıştır. Afrikalı Cinque (Djimon Hounsou) ve onun kabilesinden yüzlerce kişi ana vatanlarından zorla koparılır, kollarından ve bacaklarından zincirlenerek gemilere bindirilir ve satılmak üzere Küba'dan Amerika'ya doğru yola çıkar. Ancak Cinque zincirlerinden kurtulmayı başarır ve geminin kontrolünü ele geçirir. "La Amistad" adlı gemi onun önderliğinde onun istediği yere götürülür. Cinque Amerika'ya vardıklarında birilerinin onlara yardım edeceğini düşünür ancak olaylar beklediği gibi gelişmez. Zira Cinque ve arkadaşları kaçak ve isyankar köleler olarak yakalanırlar ve hapse atılırlar, sonra da haklarında açılan dava ile mahkemeye çıkarlar. Tek bir kelime bile İngilizce bilmeyen kabileliler için bu süreç hiç de kolay olmayacaktır. Mahkemede bir çok kişi bu kölelerle ilgili hak iddia edince dava karışır. Dava çok taraflı bir kapışmaya döner. Bir tarafta kölelik yanlıları, bir tarafta kölelik karşıtları, bir tarafta köle tüccarları, bir tarafta köle sahibi zenginler ve bir tarafta da zavallı Cinque ve kabilesi. Neyse ki Cinque bu süreçte yalnız olmayacaktır. Onun en büyük destekçileri, kölelik karşıtı Theodore (Morgan Freeman) ve Tappan (Stellan Starsgard) ile onların tuttuğu avukat Baldwin ve akıl hocası Adams (Anthony Hopkins) olacaktır.
Filmi bir kerede anlamanın imkanı yok. Bir kaç defa izlemek gerekiyor. Çünkü hikaye çok çetrefilli. Bu kadar karışık bir hikaye iki saate çok iyi sığdırılmış. Ama neden bilmem, reytingleri çok çok yüksek değil, hatta bence hakettiğinin çok altında.

Mutlaka izleyin, acıyın, acının.

Hayata İyi Seyirler...

2 Kasım 2012 Cuma

"Güneş İmparatorluğu" Bir "Güneş" Mi Doğurdu???

Bir film bir "yıldız" doğurur mu? Evet, doğurur. Ama çok az film bir "güneş" doğurur. Güneş İmparatorluğu, bir güneş doğurdu. "Güneş İmparatorluğu" (Empire of the Sun) Christian Bale'i doğurdu.

1987 yapımı filmde Christian Bale henüz 13 yaşındaydı ve iki buçuk saatten fazla süren roman uyarlamasının başrolünde oynuyordu. Üstelik filmde yardımcı erkek oyuncu olarak boy gösteren John Malkovich'i de gölgede bırakıyordu. Sonraki yıllarında da, hepsi birbirinden marjinal rollerde oynayarak büyüdükçe büyüdü, büyüdükçe büyüdü.
                                                                    
Tekrar "Güneş İmparatorluğu"na dönelim. Ömrünü savaş filmleri yapmaya adamış Steven Spielberg'in yönettiği filmde Christian Bale'in canlandırdığı Jim Graham'ın hikayesi, romanın yazarı olan J. G. Ballars'ın gerçek hikayesini anlatıyor. Jim (Jamie) Şangay'da zengin ve aristokrat bir İngiliz ailenin çocuğu olarak yaşarken, bir süredir başlayacağı beklenen 2. Dünya Savaşının patlak veriyor. Annesi ve babasıyla beraber bir gemiye binip oradan kaçacakken bir arbede çıkıyor ve Jim gemiye binemeyerek ailesini kaybediyor. Ve böylece geride kalan Jim'in yıllarca esir kamplarında geçecek olan hayat mücadelesi başlıyor.

Hani derler ya, "İntihar etmeden önce, bu filmi izleyin." diye. İşte bu film, o türden bir film. Filmi izleyin; nasıl "her koşulda" iyi bir insan olunuyormuş görün. Filmin temposu çok yüksek değil, ama sonunu merak etmemek de mümkün değil. İzleyin, süreci de görün, sonucu da...

Hayata İyi Seyirler... 

22 Ekim 2012 Pazartesi

Tom Hanks "Yeni Hayat"ına "Terminal"de mi Devam Edecek???

Tom Hanks öyle bir oyuncu ki en dümdüz, en temel rolü bile oynasa parlayabiliyor. Zaten genellikle öyle senaryolara evet diyor ki, neredeyse yanında ne bir kadın oyuncu, ne de bir erkek oyuncu durabiliyor. Duranlar da sivrilemiyor.

Örneğin 2000 yapımı gerçek yaşam öyküsünden esinlenilmiş olan “Yeni Hayat” (Cast Away) adlı film. Beyefendi bu filmde bir kargo şirketinde çalışan evli bir adamı oynuyor. Tam Noel öncesi 4 çalışan, bir kargo uçağına binip teslimat için yola çıkıyorlar. Ancak hiç umulmadık şekilde bindikleri uçak okyanusa düşüyor ve 3 kişi ölüyor. Kazada hayatta kalan tek kişi ise Chuck Noland'ı canlandıran Tom Hanks oluyor. Chuck bilinci yerine geldiğinde kendini ıssız bir adada buluyor. Böylece 4 yıl sürecek hayatta kalma mücadelesi başlıyor.

İkinci bir örnek olarak “The Terminal”i verebilirim. Yine gerçek bir yaşam öyküsünün konu edildiği 2004 yapımı olan bu filmin yapımcısı Steven Spielberg. Tom Hanks bu filmde Krakozyalı (aslında hayali bir ülke) sıradan bir vatandaş olan Viktor Navorski'yi oynuyor. Viktor kendi ülkesinden New York'a doğru yola çıkıyor. Ancak bindiği uçak henüz havadayken ülkesinde askeri darbe yapılması sonucu zavallının pasaportu geçersiz sayılıyor ve talihsiz adam tam 17 yıl sürecek olan havaalanı yaşamı başlıyor.

Beyefendinin oyunculuğu öylesine güçlü ki, ortalama iki saat süren bu filmlerin neredeyse %80'inde beyefendiyi izliyoruz, üstelik de hiç sıkılmadan.

Ben bu filmlerin ikisini de tavsiye ediyorum. İzleyin, gülün, eğlenin, öğrenin.

Hayata İyi Seyirler...

12 Ekim 2012 Cuma

"Savaş Atı"nın Arkasından Savaşa Gidilir mi???

Hayvanları hep sevmişimdir. Ama üstüne bir film çekilecek kadar derin hislere sahip olduğum söylenemez. Hayvan konulu filmleri de ya çok çocukça bulurum, ya da onlar zaten çocuk filmidir.

2011 yapımı "Savaş Atı" (War Horse) filminin adını duyduğumda da aynen pas geçtim. Ancak filmin yönetmeninin Steven Spielberg olduğunu öğrenince işler değişti ve filmi izledim.

Filmde fakir bir ailenin oğlu olan genç Albert ve onun çok sevdiği atının hikayesine şahit oluyoruz. Albert'ın atı 1. Dünya Savaşı esnasında bir süvariye satılıyor. Atının bir savaş atı olduğunu gören genç adam, onu bulmak için orduya yazılıyor ve savaşın en ön saflarında asker oluyor. Film kısaca böyle.

Gelgelelim ben filmin sadece 2 sahnesini beğendim. Bunların birincisi, filmin ilk 10-15 dakikasındaki, atın satılmasına kadar olan sahne. İkincisi de atın dikenli tellere takıldığı sahne. Filmin geri kalanını resmen ileri sararak izledim. Steven Spielberg'in savaş filmleri konusundaki tecrübesi de olmasa o kadarını da izleyemeyecektim. Belki de genç Albert'ın atına duyduğu sevgiye empati yapamadığım içindir, bilemiyorum. Diğer taraftan belki "at aşkı" bir başkadır ve bir atı olanlar için filmi izlemek daha büyük bir hazdır, onu da bilemiyorum. Belki atlarla ilgili ilk defa bu boyutta bir film yapıldığı için bu film bir boşluğu doldurmuş da olabilir.

Neticede ben filmi beğenmedim. Filme bir anlam veremedim. Bence izlemeseniz de olur. 

Hayata İyi Seyirler...

5 Ekim 2012 Cuma

"Ten Ten'in Maceraları" gerçekten animasyon muydu???

Çocukken çizgi filmlerini severek izlediğimiz Ten Ten'in filmini çekecek baba yiğit yok mu diye kendi kendime düşünüyordum.

Aradan kısa bir zaman geçti, bir de baktım en baba yiğit iki yönetmen ve yapımcı olan "Peter Jackson" ve "Steven Spielberg" "Ten Ten'in Maceraları" adlı filmi piyasaya sürdüler. Vakit kaybetmeden filmi izlemeye koyuldum. Ancak filmde beni bir sürpriz bekliyordu.

İki usta yönetmen, filmi animasyon olarak olarak çekmişler. Ama görüp görebileceğiniz en gerçekçi animasyon. Bildiğim kadarıyla bilgisayar teknolojisi, hemen hemen her türlü görsel efekti çizmeye izin veriyor. Fakat maalesef "insan figürü çizme" işi en zor olanı. Bir karakterin ağız ve diş yapısını, dil hareketlerini, jest ve mimiklerini, yuvarlak ve esnek vücut hatlarını ve kusursuz olmayan cilt yapısını maalesef şu anki teknolojiyle bile mükemmel boyutta sunmak mümkün değil. Buna rağmen Jackson-Spielberg ikilisi farklarını göstermişler ve mükemmele yakın diyebileceğimiz, "film" tadında bir animasyon sunmuşlar bize.

Filmin kurgusu karışık yada zor değil. Senaryosu güçlü. Replikleri güzel. Ten ten'in araştırmacı yönü yine ön planda. Hamburgerci ikizler her zamanki gibi çok şekerler. Kaptan Haddock'un gerçek hikayesini bu filmde öğreniyoruz. Film, son 15 dakikaya kadar gerçek film tadında ilerliyor. Fakat son 15 dakika, olayın çözüldüğü o aksiyon sahnelerinde, bir dedektiflik hikayesinden çok bir çocuk çizgi filmi seviyesine düşmüş. Eminim filmin reytinglerini aşağıya çeken nokta budur.

Film güzel. Hatta şu ana kadar izlediğim en iyi animasyon. O kadar ki yer yer "Burası animasyon değil herhalde ya" dediğim bile oldu. Zaten Spielberg- Jackson ikilisine ancak böyle bir animasyon yakışırdı. Denk gelirseniz mutlaka izleyin.

Hayata İyi Seyirler...