diane kruger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diane kruger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2016 Perşembe

"Babalar ve Kızları" Başlıktan Belli...

Babalarla kızların ilişkisinin ne kadar güçlü olduğunu bilmeyen yoktur. Anlatmaya gerek bile yok. Birileri bu ilişkiyi fark etmiş olacak ki üstüne bir film çekmeye değer görmüş. Hadi şu filme bir bakalım...

Özet
2015 yapımı “Babalar ve Kızları” (Fathers and Daughters) adlı film dram türünde. Hikayeye göre Jake Davis, Pulitzer ödüllü bir yazardır. Aynı zamanda evlidir ve bir kız babasıdır. Ancak akademik hayatındaki başarıları ne yazık ki evliliğine olumlu yansımamıştır. Davis, eşiyle boşanmanın eşiğine gelmiştir. Karı koca boşanmanın detaylarını tartıştıkları sırada korkunç bir kaza geçirirler ve kadın hayatını kaybeder. Davis hayatta kalmayı başarmıştır ama kendini toparlayıp ikinci hayatına başlaması altı ayı bulmuştur. Bu süre içinde küçük kıza ukala teyzesi ve onun zengin kocası bakarlar. Altı ay sonra Davis kızını almak için geri geldiğinde kötü bir sürprizle karşılaşır. Zira bu gıcık ikili, küçük kızı evlatlık almaya karar verdiklerini bildirirler.

Künye
Filmde Davis'i Russel Crowe oynuyor. Ukala teyze rolünde ise Diane Kruger görülüyor. Filmin yönetmeni ise pek çok ünlü dramatik filmin daha yönetmenliğini yapmış olan Gabrielle Muccino

Yorum
Filmin senaryosu basit. Sonu belli. Dört koldan ilerlemesine rağmen hepsinin de sonu belli. Ama filmdeki duygusallık dokunaklı. Hisler gerçek. İzlenir mi? Bence bir baba kız ilişkisini anlatmak için filme gerek yok. Ama bu aralar babanızla ilgili duygularınızda bir yoğunluk varsa izleyin; ağlamanıza yardımcı olur.


Hayata İyi Seyirler...

1 Ocak 2014 Çarşamba

"Bay Hiç Kimse"

İmdb'de bir film ararken başka bir filme rastladım. Reytingi 7.9. Hem de bir kaç yıllık. Şimdiye kadar nasıl gözden kaçırdığıma da şaşırdım. Hemen izleyici yorumlarını okudum. Beğenen çok beğenmiş, beğenmeyen hiç beğenmemiş; arası yok yani. Ben de kendi fikrimi edinmek için izlemeye karar verdim. Gelin önce filmimizin özetine bir bakalım. Sonra da fikirlerime geçelim.

Özet
2009 yapımı "Bay Hiç Kimse" (Mr. Nobody) adlı film bilim kurgu ve fantastik türünde bir dram. Filmin tamamı 118 yaşındaki ihtiyar Nemo tarafından flash backler şeklinde anlatılıyor. Olay 2092'de geçiyor. Hikayeye göre Nemo, daha 9 yaşında bir çocukken annesi ve babası ayrılmaya karar verirler. Anne trene binip çoook uzaklara gidecektir. Nemo ise babasının yanında mı kalsın, yoksa annesiyle mi gitsin hala karar verememiştir. Annesi, Nemo ile tren istasyonunda vedalaşır ve trene biner. Tren hareket edince Nemo annesinin arkasından koşmaya başlar ve....... İşte bütün o film burada başlar. Acaba Nemo trene yetişmiş midir, yoksa yetişememiş midir? Yetişseydi n'olurdu, yetişemeseydi n'olurdu?

Künye
Filmde pek çok filmden tanıdığımız iki isim var. Biri Diane Kruger ve diğeri de Jared Leto. 

Yorum
İzleyelim mi, izlemeyelim miye gelince: Paralel evrenlere, bilim kurgulara, fantastik kurgulara meraklıysanız hiç kaçırmayın, izleyin derim. Hele bir de "Kelebek Etkisi" "Sil Baştan" "Bulut Atlası" "Kaynak" gibi filmleri beğeniyorsanız, buna da hasta olacağınıza garanti veririm. Ama eğer bu filmleri sevmiyorsanız, iki saatinizi boşa harcamayın. Bırakın şansınız başka filmlerde gülsün.

Hayata İyi Seyirler...


9 Ocak 2013 Çarşamba

"Kimliksiz" Kalsanız Ne Yapardınız???

Bizim ihtiyar delikanlının son dönemlerin en iyi aksiyon filmlerinin başrollerini kaptığını daha önce konuşmuştuk. Liam Neeson'dan bahsediyorum. İşte bu gizemli aksiyonlardan biri daha.

2011 yapımı "Kimliksiz"e (Unknown'a) bir bakalım. Biyokimya Uzmanı Dr Martin Harris (Liam Neeson) karısı Elizabeth'i de alıp bir konferans için Almanya'ya gelir. Havaalanından ayrıldıktan bir süre sonra evrak çantasını havaalanında unuttuğunu farkedince geri dönmek zorunda kalır. Karısı ise otele giriş yapacaktır, sonra da orada buluşacaklardır. Ancak bu sırada hiç beklenmedik bir gelişme olur. Martin'in bindiği taksi korkunç bir kaza yapar ve kanala uçar. Martin çarpmanın etkisiyle bilincini kaybeder. Sular altında boğulmak üzereyken taksi şoförü Gina (Diane Kruger) onu kurtarır ve hastaneye götürülmesini sağlar. Martin, dört gün boyunca komadan çıkamaz. Dört gün sonra uyandığında ise kısmi hafıza kaybına uğradığı anlaşılır. Martin bir şekilde kalacağı oteli hatırlar ve orayı bulur. İçeri girer, karısını uzaktan görür. Yanına gider ancak bir sorun vardır. Karısı, Martin'i hatırlamaz, hatta karısı başkasıyla birliktedir. Diğer akademisyenler de Martin'i tanımazlar. Hatta Martin'in kimlik bilgileri bambaşka bir adama aittir. Martin sanki bu dünyadan silinmiş, adeta yok sayılmıştır. Martin, hafızasını kaybedenin kendisi mi, yoksa dünya mı olduğunu anlayamamıştır. Martin'in bu yabancı ülkede yapabileceği en mantıklı şey, taksi şoförünü bulmaktır.

Başta da söylediğim gibi, film gizemlerle dolu bir aksiyon filmi. Hatta son ana kadar çözülmüyor. Sabırla ve merakla beklemeniz gerekiyor. Almanya'daki Türklerin yaşam tarzlarına da tatlı tatlı göndermeler yapan film, bazen de acıklı acıklı güldürüyor.

İzleyin, şaşırın.

Hayata İyi Seyirler...  

16 Aralık 2012 Pazar

"Beethoven'ı Anlamak" Kolay Mı???

Bir söylem vardır: "Dahilerin bir tahtası eksik olur" diye. Boşuna söylememişler herhalde. Filmi izlediğimde "Zeki Müren çok küfür edermiş." diye duyduğum günkü şoku tekrar yaşadım.

Neyse ki bu film gerçeklerden ilham alınmış “kurgusal” bir filmmiş.

2006 yapımı “Beethoven'i Anlamak” (Copying Beethoven) adlı filme bir bakalım. Ünlü besteci Beethoven, o meşhur “9. Senfoni” konseri için son hazırlıklarını yapmaya yoğunlaşmış huysuz, pasaklı, saygısız, hatta hödük bir yaşlıdır. Beethoven'ın beyni müzikle ve elleri notalarla doludur. Ama en büyük sorun, Beethoven'ın sağır olmasıdır. Konsere sayılı günler kala, notaların kopyalanması için bir asistan bulur. Anna adlı genç asistan, işe başladığı gün kendini dünyanın en şanslı hissetmektedir. Ancak Emma 'nın hayallerinin yıkılmaya başlaması çok uzun sürmez.

Filmde Beethoven'ı ünlü oyuncu Ed Harris oynuyor. Genç ve sabırlı asistan Emma ise Diane Kruger'la can buluyor.

Filmin festival tadında olduğunu söylemek zorundayım. Ama dakikası dakikasına uymayan insan psikolojisini; insanların değişebileceğini; bir de insanların tuhaf davranışlarındaki asıl bilinç altı sebeplerini çok iyi irdeleyen bir film.

Psikolojik yoğunluğu güçlü filmleri seviyorsanız, mutlaka izleyin. Çünkü en iyi oyunculukları ve en iyi kurguyu burada bulacaksınız.

Hayata İyi Seyirler...

16 Kasım 2012 Cuma

"Soysuzlar Çetesi"nin Yaptğı İş Aslında Soylu Mu???

Gelin bugün kendinizi bir senarist olarak düşünün. Elinizde bir senaryo olsun. Bu filmi bir yönetmene götürün. Film çekilsin. Bu durumda orataya sadece bir film çıkar. Ama nasıl oluyorsa aynı filmi Quentin Tarantino'ya götürün, O size bir şaheser yaratır.

Beyefendinin nasıl bir tarzı var, ben anlayamıyorum. Onun filmlerinde çok alakasız ve gereksiz sahneler varmış gibi gelir, ama sıkılmazsınız. Çok konuşma vardır, ama hepsini can kulağıyla dinlersiniz. Görsel efektler azdır. Ama baştan aşağı görsel efekt gibi görünür. Adamın filmlerini bir kategoriye bile koyamazsınız. Mesela “Ucuz Roman” (Pulp Fiction), ne gerilimdir, ne aksiyondur, ne komedidir...

İşte 2009 yapımı “Inglorious Bastards” (Soysuzlar Çetesi) da Tarantino'nun en aykırı filmlerinden biri. Savaş filmi desem, bir tane savaş sahnesi yok. Aksiyon filmi desem, kovalamaca yok, dedektif yok, polis yok, suçlu yok. Üstelik film Birkaç koldan ilerliyor ama “öf birleşsin artık şu hikayeler” dediğiniz bir an bile yok.

İyisi mi ben size filmi anlatayım, siz kendi kafanızda kendiniz kategorize edin. Film, bir grup Nazi askerinin bir çiftçi evine yaptığı tatsız ziyaretiyle başlar. Çünkü o evde Yahudi bir ailenin saklandığı tahmin edilmektedir. Nazi subayı Colonel, türlü ayak oyunlarıyla ev sahibini konuşturur ve ahşap zemin altındaki Yahudi aileyi kurşun yağmuruna boğar. Ancak ailenin küçük kızı Shosanna, o arbededen kaçmayı başarır. Yıllar sonra Shosanna büyür, ve teyzesinden kalma bir sinema salonu işletmeye başlar. Salon, şehrin en büyük sinema salonudur. Shosanna, savaşın hala devam ettiği bir akşam tabela değiştirirken, bir Nazi subayı kızımızı görür ve kendisine aşık olur. Kızımızın hikayesinin karıştığı nokta işte burasıdır.


Diğer tarafta ise, Nazi subaylarını yakalayıp bağırttıra bağırttıra öldürmesiyle ün salmış Amerikalı Yahudilerden oluşan “Soysuzlar Çetesi”nin yolları, Shosanna'nın yoluyla kesişecektir. Hem de akla hayale gelmedik bir şekilde...

Filmde pek çok ünlüye rastlıyorsunuz. Brad Pitt, Melanie Raulent, Diane Kruger ve Christoph Waltz gibi. Ama hiç biri kendisi gibi değil. Dedim ya, Tarantino hepsini başkalaştırmış.

Filmi mutlaka ama mutlaka izleyin. Seveceğinize eminim.

Hayata İyi Seyirler...