Brad Pitt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Brad Pitt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2016 Cuma

"Spy Game" Ajancılık Oyunu...

İyi filmlerin güzel bir yönü var. Birkaç kez izleyebiliyorsunuz. Hepsinde de aynı tadı veriyor. Bazen komedisi sayesinde; bazen heyecanı sayesinde; bazen senaryosu sayesinde; bazen de görsel şöleni sayesinde... Üstelik her izlediğinizde daha bir keyif alıyorsunuz. İşte o çok güzel oluyor. Ben de öyle bir izledim geçen hafta. Daha önce de izlemiş olmama rağmen ilk günkü tazeliğiyle izledim. Size filmden bahsedeyim.

Özet
2001 yapımı “Spy Game” adlı film aksiyon ve dram türünde. Hikayeye göre Nathan'ın CIA'den emekliliğine beş kala, çok trajik bir haber alınır. Habere göre genç istihbarat görevlisi ve aynı zamanda Nathan'ın çekirgesi Tom, Çinliler tarafından iş üstünde yakalanmış ve ele geçirilmiştir. Tom'ın kurtarılması için derhal bir kriz masası oluşturulur. Komisyona Nathan da dahil olur ama bir problem vardır. Komisyon üyeleri Tom ilgili meselenin bazı yönlerini Nathan'dan da, basından da gizlemektedirler. Eski toprak Nathan ise yeni yetmelere boyun eğecek değildir.

Künye
Filmde Nathan'ı Robert Redford oynuyor. Tom'ı ise Brad Pitt canlandırıyor.

Yorum
Film güzel. Sürprizli sonu var. Ama senaryo biraz karışık. Bir baştan bir sondan ilerleyen şaşırtmaları sebebiyle takip etmesi zorlaşıyor. Zaten hikayenin kendisi karmaşık. Bir de geçmiş zaman ve mevcut zaman paralel ilerleyince hepten karışıyor.

Ama izlenir. Hatta iki kere izlenir. Ben öyle yaptım. Siz de öyle yapın :)))


Hayata İyi Seyirler...

16 Nisan 2014 Çarşamba

"Dünya Savaşı Z" Zombiler ve Brad Pitt...

Benim öğrencilerin uzun zamandır bahsettiği bir film vardı. “Hocam izleyin, şöyle güzel, böyle güzel.” diye diye anlattıkları bir film. Hiç tarzım olmasa da hadi izleyeyim dedim. Hadi önce filmi bir anlatayım, sonra yorumlayayım.

Özet
2013 yapımı “Dünya Savaşı Z” (World War Z) adlı filmden bahsediyorum. Hikayeye göre Gerry, karısı ve iki kızıyla daha çok vakit geçirebilmek için işinden ayrılmış genç bir babadır. (Ne de olsa özel timde komando olmak kolay değildir.) Fakat tam o sıralarda tüm dünya milletleri, zombi hastalığına tutulur. Yaşayan tüm insanlar zombilerin saldırısına uğramaktadır ve bir zombi tarafından ısırılılan herkes 7-8 saniye içinde zombiye dönüşmektedir. Gerry ve ailesi de bu saldırıya uğrayanlar arasındadır ama Gerry'nin üstün çabaları sayesinde güvenli bir yere ulaşırlar. Bu sırada Gerry'ye tehditle karışık bir teklif gelir. Gerry yeniden özel time katılacak ve zombi hastalığını iyileştirmesi beklenen bilim adamını sorunun kaynağına götürecektir. Ve eğer bu görevi kabul etmezse ailesi güvenli bölgeden çıkarılacaktır. İşte Gerry'nin sorunun merkezine yolculuğu böyle başlar.

Künye
Film fantastik gerilim türünde. Anlaşıldığı üzere de bir zombi filmi. Filmin başrol oyuncusu Brad Pitt. Diğer oyunculardan bahsetmeye gerek bile yok zaten.

Yorum
Zombi filmlerini seviyorsanız izleyin derim. Ama ben zombi filmlerini hiç sevmem ve o yüzden de beni hiç açmadı. Hele Brad Pitt'i bu filme hiç yakıştıramadım. Bir kere bu adamın tarzı bu değil. Ama niyeyse oynamış işte. Basit durmuş, sırıtmış bence.

Velhasıl kelam, beğenmedim. Yine de siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

10 Ocak 2013 Perşembe

"Hayat Ağacı" Yaşayacak Mı???

Hayatımda gördüğüm en bayık fimlerden birinden bahsetmek istiyorum size. 2011 yapımı "Hayat Ağacı"ndan (The Tree of Life'tan) 

Bir çok sahnesinde "Ne zaman bitecek acaba?" diye sormadan edemediğim, ya da "Ne alaka, yani?" diye merak ettiğim ultra kopuk bir film. Bir oraya bir buraya uçuşan duygular, bir ileri bir geri flash backler, olaydan çok olgular ve karakter analizleriyle dolu ve saire, ve saire... Minimum konuşma, maksimum oyunculuk. Dört dörtlük bir festival filmi. En ilginci de Brad Pitt'in Sean Penn'in babası rolünü oynaması.

Kim derdi ki bir zamanlar "İnce Kırmızı Hat" (The Thin Red Line) filmini çeken Terrence Malick'in, bir gün böyle bir film çekeceğini. (Gerçi üstad "Yeni Dünya" (The New World) filmindeki uçuşmalarıyla belli etmeye başlamışmış kendini ama biz anlayamamışmışız.)

Neticede beğenmedim. O ortalama reytingleri neye dayanarak aldı çok merak ediyorum. Sakın bana "Ama derin bir felsefesi vardı" demeyin. Başka filmler seyredin.

Hayata İyi Seyirler... 

26 Aralık 2012 Çarşamba

"Kapışma"da Çingene Boksöre Ne olacak???

Bugün size yıllar önce izlediğim, ama dün yeniden izlediğimde ancak anlayabildiğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Brad Pitt'in gençlik, Jason Stathom'ın tanınmamışlık dönemine denkgelen bir film, Baştan söyleyeyim, bu filmi özetlemesi çok zor. Çünkü çok karakter var ve çok karışık. Ayrıca ne söylesem spoiler verecekmişim gibi oluyor. O yüzden iyisi mi yapabildiğim kadarını yapayım.

2000 yapımı "Kapışma" (Snatch) adlı filmde Turkish (Jason Stathom), yasadışı box maçlarına dövüşçü ayarlayan, ama asla şike yapmayan bir bahisçidir. Turkish, yanında çalışan adamına 10.000 Dolar verir ve gidip çingenelerden bir karavan almasını söyler. Çingenelerden korkan eleman, yanına (tabir-i caizse) bir goril alır ve çingenelerin yaşadığı karavan parka gider. Ancak orada işler bekledikleri gitmez ve çingenelerden biri, gorili bir temiz benzetir. Hem de kim mi? Mickey - yani Brad Pitt. Üç gün sonra maça çıkacak olan gorilden geriye sadece bir enkaz kalmıştır. Organizatörlere (yani mafya babalarına) ne söyleyeceğini şaşıran Turkish, şanına hiç yakışmayan bir yola bir yola başvuracaktır. Neye mi? Şikeye. Elbette ki bu süreçte hiç ummadıkları adamlarla yolları kesişecek, "Yok artık!" derdirten tesadüfler yüzünden işler çıkmaza girecektir.  

Bir söylentiye göre bu "çingene boksör" rolü Brad Pitt'e gelmemiş. Brad Pitt yönetmeni arayıp bu role talip olmuş. Filmin yönetmeninin Guy Ritchie olduğunu da ayrıca belirtmek isterim. Kendisi Sherlock Holmes filmlerinin de yönetmenidir. 

Film çok uçuk ama çok güzel. Ayrıca reytingleri de çok yüksek. Yine de (çok uçuk olduğu için olsa gerek) seven çok sever, sevmeyen hiç sevmez. Ben yine de izleyin derim.

Hayata İyi Seyirler... 

5 Aralık 2012 Çarşamba

"İhtiras Rüzgarları" Essin Mi???

“Brad Pitt'i ilk nereden hatırlıyorsunuz?” diye sorsam, eminim bir çok kişi “İhtiras Rüzgarları”ndan (Legends of The Fall) hatırladığını söyler. Çünkü bu film, beyefendinin yıldızının parlamaya başladığı ilk filmlerden.

1994 yapımı İhtiras Rüzgarları'na bir bakalım. William Lodlow, emekli bir albaydır. Çeşitli sebeplerden dolayı hükümete kızgın ve küskündür. Yerlilerden (kızılderililer) oluşan birkaç çalışan ve üç oğlu ile birlikte bir sığır çiftliğinde yaşamaktadır. Oğlanların en büyüğü olan Albert, şehir hayatına alışık, vatana millete faydalı, efendi biridir. Ortanca olan Tristan (Brad Pitt) ise agresif ve asi bir tabiata sahiptir. Arasında büyüdüğü yerlilerin dinginlik özelliklerinden pek nasibini alamamış bir kişiliktir. Herşeye rağmen babasının gözdesidir. Küçük oğlan Samuel ise iki abisi tarafından korunup kollanarak büyümüş, hayatın zorluklarından pek haberi olmayan biridir. Bu üç genç kardeşin hayatları, Samuel'in eve bir gelin adayı getirmesiyle kabusa dönecektir. Zira kardeşlerin üçü de aynı kadına aşık olacaktır.

Filmde baba rolünü Antony Hopkins oynuyor. Beyefendi bize “oyunculuk dediğin böyle olur” dedirtiyor. Filmin esas kızı Julia Ormond iken, filmin yönetmen koltuğunda “Aşık Shakespeare” (Shakespeare in Love) ın yapımcısı Edward Zwick oturuyor.

Bu unutulmaz klasiği daha önce izlemediyseniz, şimdi izleyin. Brad Pitt'in oyunculuğunun gençliğinde de ne kadar güçlü olduğunu görün.

Hayata İyi Seyirler...

16 Kasım 2012 Cuma

"Soysuzlar Çetesi"nin Yaptğı İş Aslında Soylu Mu???

Gelin bugün kendinizi bir senarist olarak düşünün. Elinizde bir senaryo olsun. Bu filmi bir yönetmene götürün. Film çekilsin. Bu durumda orataya sadece bir film çıkar. Ama nasıl oluyorsa aynı filmi Quentin Tarantino'ya götürün, O size bir şaheser yaratır.

Beyefendinin nasıl bir tarzı var, ben anlayamıyorum. Onun filmlerinde çok alakasız ve gereksiz sahneler varmış gibi gelir, ama sıkılmazsınız. Çok konuşma vardır, ama hepsini can kulağıyla dinlersiniz. Görsel efektler azdır. Ama baştan aşağı görsel efekt gibi görünür. Adamın filmlerini bir kategoriye bile koyamazsınız. Mesela “Ucuz Roman” (Pulp Fiction), ne gerilimdir, ne aksiyondur, ne komedidir...

İşte 2009 yapımı “Inglorious Bastards” (Soysuzlar Çetesi) da Tarantino'nun en aykırı filmlerinden biri. Savaş filmi desem, bir tane savaş sahnesi yok. Aksiyon filmi desem, kovalamaca yok, dedektif yok, polis yok, suçlu yok. Üstelik film Birkaç koldan ilerliyor ama “öf birleşsin artık şu hikayeler” dediğiniz bir an bile yok.

İyisi mi ben size filmi anlatayım, siz kendi kafanızda kendiniz kategorize edin. Film, bir grup Nazi askerinin bir çiftçi evine yaptığı tatsız ziyaretiyle başlar. Çünkü o evde Yahudi bir ailenin saklandığı tahmin edilmektedir. Nazi subayı Colonel, türlü ayak oyunlarıyla ev sahibini konuşturur ve ahşap zemin altındaki Yahudi aileyi kurşun yağmuruna boğar. Ancak ailenin küçük kızı Shosanna, o arbededen kaçmayı başarır. Yıllar sonra Shosanna büyür, ve teyzesinden kalma bir sinema salonu işletmeye başlar. Salon, şehrin en büyük sinema salonudur. Shosanna, savaşın hala devam ettiği bir akşam tabela değiştirirken, bir Nazi subayı kızımızı görür ve kendisine aşık olur. Kızımızın hikayesinin karıştığı nokta işte burasıdır.


Diğer tarafta ise, Nazi subaylarını yakalayıp bağırttıra bağırttıra öldürmesiyle ün salmış Amerikalı Yahudilerden oluşan “Soysuzlar Çetesi”nin yolları, Shosanna'nın yoluyla kesişecektir. Hem de akla hayale gelmedik bir şekilde...

Filmde pek çok ünlüye rastlıyorsunuz. Brad Pitt, Melanie Raulent, Diane Kruger ve Christoph Waltz gibi. Ama hiç biri kendisi gibi değil. Dedim ya, Tarantino hepsini başkalaştırmış.

Filmi mutlaka ama mutlaka izleyin. Seveceğinize eminim.

Hayata İyi Seyirler...

21 Eylül 2012 Cuma

Brad Pitt hiç "Kibar Kibar Öldürür" mü???

 


Sen koskoca Brad Pitt ol; oynadığın her filmde mutlaka eline bir silah değsin; sonra da git pokercileri "Kibarca Öldür!!!" Olacak iş mi???

 
İşin şakası bir yana adamız bu kez bir infazcı. ya da azmettirilmiş biri desek daha iyi olur. Bilemiyorum, belki de bir kiralık katil; izleyince anlayacağız. Filmimiz şöyle efendim: Yerel bir çetenin denetimi altında olan ve ortaya büyük paraların konulduğu bir kart oyununda soygun yapılır. Bunun üzerine çetenin acımasız infazcısı harekete geçer. Başka bir deyişle, Jackie Cogan çete tarafından korunan bir poker oyunu sırasında gerçekleşen soygunun faillerini soruşturan profesyonel bir tetikçidir. Bana kalırsa pokercileri korumanın da manası yok; o çeteyi de; ve o soyguncuları da. Hepsi birbirinden beter bir grup adam. E tabi Brad Pitt de, ona keza, pislik bir rolde. Belki de birnevi "anti-hero". İzleyince anlayacağız. Beyefendiye bu filmde Richard Jenkins, Ray Liotta, James Gandolfini ve Scott McNairy eşlik ediyorlar.
 
Filmin reytingleri yüksek. Amerika'da daha 2 gün önce gösterime girdi ama tepkiler olumlu. Ben Brad Pitt'in çoğu filmini severek izlemişimdir. Bana göre en iyi oyunculuk sergilediği film "Vampirle Görüşme"ydi. Ancak kendisi akıllı davrandı ve sonraki filmlerinde de çok iyi senaryoları seçti ve çok iyi yönetmenlerle çalıştı. O yüzden bu filmin de iyi olacağı kanaatindeyim. Film ülkemizde Kasım ayında gösterime girecek. Bir izleyelim, sonra belki bir daha konuşuruz.
 
Hayata İyi Seyirler...