9 Mayıs 2015 Cumartesi

"Kung Fu Panda 3" Geliyor....

Yeğenlerimizi büyüten animasyonlar çocuklarımızı da büyütmeye başladı. En önemlilerinden bir tanesi de "Kung Fu Panda" :))) Hadi bakalım...


KUNG FU PANDA
Özet 
2008 yapımı filmde Po, bir pandadır. Hem de şişman, obur, sakar, sevimli ve neşeli bir pandadır. Makarnacı bir babanın oğludur ama hayallerini süsleyen kariyer, makarnacılık değildir. Onun en büyük hayali Korkusuz Beşli ile tanışmaktır. Ve tabi Korkusuz Beşli arasından seçilecek olan "Ejderha Savaşçı" ile. Ama bir kaza olur ve bizim şişman panda Po, bir anda yanlışlıkla Ejderha Savaşçı seçiliverir. İşte Po'nun Kung Fu macerası böyle başlar.




KUNG FU PANDA 2
2011 yapımı filmde panda Po, Ejderha Savaşçı ünvanının hakkını vermiştir. Ustasının verdiği görevleri layıkıyla yapmakta ve korkusuz beşli ile güzel bir dostluk sürdürmektedir. Ancak bu huzur ortamı, ölümcül bir silahla ortalığı kasıp kavuran kindar bir tavus kuşu tarafından bozulur. Bizim Ejderha Savaşçı Po, tavus kuşunu durdurmaya çalışırken, geçmişiyle ilgili sırlarla yüzleşecektir.



KUNG FU PANDA HOLIDAY
2010 yapımı film, kısa film türünde kısa bir maceradır. Hikayeye göre Çin bayramı yakındır ve Çin'in en büyük Kung Fu ustaları Ejderha Savaşçısının misafiri olacaktır. Ancak bu elit organizasyona ev sahipliği yapmak Po için hiç de kolay olmayacaktır.





KUNG FU PANDA USTALARIN SIRLARI
2011 yapımı bu film de kısa film türünde. Hikayeye göre Po daha dünyada bile yokken Çin'in başına kötü kalpli üç dişi kedi musallat olur. Onları durdurabilmenin tek yolu ise sokak serseriliği yapan üç Kung fu dövüşçüsünü bu amaç altında birleştirmek olacaktır.






KUNG FU PANDA KORKUSUZ BEŞLİNİN SIRLARI
2008 yapımı film de kısa film türünde. Hikaye Korkusuz Beşli'nin hikayelerini anlatır. Yani bir çekirge, bir dişi yılan, bir turna, bir maymun ve bir dişi kaplanın Kung fu macerasına nasıl girdiklerini anlatır.









KUNG FU PANDA 3333333333333333333333333333333333333333333
Meraklısına duyrulur. Kung Fu Panda 3 yolda.Allah izin verirse 2016 Ocak ayında gösterime girecek. Bildiğimiz kadarıyla bu filmde Po iki ayrı efsanevi düşmanla karşılaşacak ve aynı zamanda evine ve geçmişine bir adım daha yaklaşacak.


Künye
Serinin güçlü bir dublaj ekibi var. Jack Black, Angelina Jolie, Dustin Hoffman, Jackie Chan gibi. E senaryolar da güzel olunca çok keyifli oluyor.

Yorum
Hepsini izleyin ve çocuklarınıza da izletin. Mutlaka:)))

Hayata İyi Seyirler...

21 Nisan 2015 Salı

"Takip 3" ... Ve Lütfen Dördüncüsü Çıkmasın...

Bizim ihtiyar delikanlı (ya da bizim evin ihtiyar delikanlısı desek daha doğru olur) "Taken" serisine bir tane daha eklemiş. Hadi bakalım...
Özet
2014 "Taken 3" (Takip 3: Son Karşılaşma) adlı film yine aksiyon dram türünde. Hikayeye göre Bryan'in eski karısı, yakışıklı ve zengin bir adamla evlenmiştir. Ancak Bryan ve Lenore, biricik kızları Kim dolayısıyla zaman zaman görüşmek durumundadırlar. İşte bu görüşmelerin birinde Lenore, Bryan'a karşı yeniden yakınlık hisseder. Ancak Bryan bu yakınlaşmayı doğru bulmaz ve uygun bir dille eski karısını reddeder. Ancak bu yakınlaşma yakışıklı ve zengin kocanın gözünden kaçmamıştır. Bu sebeple yeni koca, eski kocayı ziyaret eder ve karısından uzak durmasını söyler. Ertesi gün ise Lenore, Bryan'ın yatağında ölü bulunur ve suç Bryan'ın üstüne kalır.
Forest Whitaker
Künye
Filmde oyuncular aynı. Liam Neeson, Famke Janssen ve Maggie Grace üçlüsü aynen devam. İlave olarak tanıdığımız ve sevdiğimiz bir isim eklenmiş: Forest Whitaker
Yorum
Bu filmin diğer ikisiyle hiç alası yok. Çünkü bu sefer kaçırılma hikayesi yerine cinayet öyküsü izliyoruz. Üstelik de çok sıradan bir hikaye. Bence hiç çekilmemeliydi. Ne yazık ki izleyin diyemeyeceğim. Ama yine de siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

12 Nisan 2015 Pazar

""Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 1" İzleyin...

"Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 1" gösterime girdiğinde filmi izlemeye sinemaya gidecektim. Ancak öğrencilerim kitabı okumamı söylediler. Ben kitabı bulup bitiresiye film gösterimden kalktı. Ama en azından filmin sonunu biliyorum. Önce şu filmin özetine bir bakalım.

Özet
2014 yapımı "Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 1" (Hunger Games: Mockingjay Part 1) adlı film, serinin diğerleri gibi bilim kurgu ve dram türünde. Hikayeye göre Katniss 2. filmin sonunda büyük bir operasyonla Açlık Oyunlarından kaçırılmıştı. Ancak Katniss'in biricik kader arkadaşı Peeta neredeyse arenada kalmıştı. İşte bu yüzden bu filmde Katniss mutsuz bir başlangıç yapacaktır. Çünkü kendini yarım hissetmektedir. Katniss'ı kaçıranlar onun dostları, ailesi ve Oyunlara son vermek isteyen bir grup Capitollüdür. Katniss da oyunların bitmesini istemektedir. Bunun için direnişin Alaycı Kuşu olmayı bile kabul eder. Tek bir şartı vardır: Peeta'nın ve diğer oyuncuların sağ salim kurtarılması...

Künye 
Ekip tıpkı ilk filmdekiyle aynı. Yalnız bu sefer teknik ekip değişmiş. Senaristler de yönetmenler de farklı. Ama romandan uyarlanmış hikayenin yazarı hala Susanna Collins.

Yorum
1) Katniss'ı oynayan Jennifer Lawrence nihayet biraz fedakarlık yapıp bir kaç kilo vermiş. Malum; o haliyle Açlık Oyunları konseptine pek uymuyordu. 
2) 3. kitap iki filme bölündüğü için hikayenin sonunu bu filmde göremeyeceksiniz.
3) Film olmuş da kitap olmamış. Kitabın yazarı Sayın Bayan Collins bana kırılmasın ama ben olsam Açlık Oyunlarının finalinde niye açlık oyunu yok. Ben olsam sokardım bütün Capitolcüleri arenaya; yer misin; yemez misin yapardım. :)))
4) Bu sefer film, kitaptan daha akıcı. Hem senaryo olarak %95 paralel gidiyor, hem de daha kolay takip ediliyor.
5) Serinin ilk filmini izlediyseniz bunu da izlemek farz olmuş demektir. ama izlemediyseniz, bunu izleseniz de anlamazsınız.

Hayata İyi Seyirler...

11 Nisan 2015 Cumartesi

"Hızlı ve Öfkeli 7" Bilim Kurgulara 'Saçma' Diyen Aksiyon Severler İçin...

Görmemişin AVM'si olmuş; tutmuş açılış günü trafiği kilitlemiş. Yetmemiş indirimleri yağmalamış. O da yetmemiş yemek alanlarına saldırmış. Çanakkaleliler olarak nihayet bizim de bir avm'miz oldu gururla söyleyebilirim ki yukarıdakilerin hiç birini yapmadım :))

Peki ben ne mi yaptım? Ana giriş kapılarından girer girmez sinemanın yerini sordum. Sinemayı buldum. Filmimi izledim. Sonra da çıktım. Tek bir mağaza bile gezmeden ve tek bir alışveriş bile yapmadan. İşte ben :)))

Eşimle birlikte defalarca tövbe edip yine gittiğimiz "Hızlı ve Öfkeli" serisinin yeni filmine hoş geldiniz. Önce özetler...

ÖZET
2015 yapımı "Fast & Furious 7" (Hızlı ve Öfkeli 7) adlı film serinin devamı türünde. Hikayeye göre ekip, son görevinde Londra'yı birbirine katmıştı ve görevini başarıyla tamamlamıştı. Bu görevde Owen Shaw (tek parça halinde olmasa da) yakalanmış ve polise teslim edilmişti. İşte bu filmde de ekibimiz, Owen Shaw'un intikamını almaya ant içmiş bir manyakla mücadele etmek zorunda kalacak. Ve bu manyak Owen Shaw'un öz be öz abisi olan Deckard Shaw olacak.

Künye
Filmde eski ekibin tamamı var. Rahmetli Paul Walker dahil (malumunuz beyefendi 2013'te bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Ölmeden önce filmin çekimlerine devam ediliyordu ve beyefendinin çekilmiş olan sahneleri de kullanılarak film tamamlandı. O yüzden filmde eskisi kadar rolü yok.) Diğer taraftan serinin diğer filmlerine ilave olarak Jason Statham ve Kurt Russell girdiler ki bence ikisi de bu filme çok yakışmış isimler.

Yorum
Filmden çıkalı 3 saat oldum ama hala şoktayım :))) Sebeplerine gelince:
1) Dwayne Johnson'ın oynadığı Hobb karakterinden gözünüzü ayırmayın!
2) Dwayne Johnson'ın oynadığı Hobb karakterinden gözünüzü ayırmayın!
3) Dwayne Johnson'ın oynadığı Hobb karakterinden gözünüzü ayırmayın!
4) Dwayne Johnson'ın oynadığı Hobb karakterinden gözünüzü ayırmayın!
5) Vin Diesel'in oynadığı Dominic karakterinin arabesk sahnelerinden gözünüzü ayırmayın.
6) Güdümlü patlamalardan ve güdümlü trafik kazalarından da gözünüzü ayırmayın (Sadece hedefi patlatan ve başka hiç bir şeye zarar vermeyen bombalar... Ve sadece kötü adamların öldüğü trafik kazaları...)
7) Son olarak yapmacık diyaloglardan da kulağınızı ayırmazsanız tamam olacak.

Ha tabi "A Takımı" gibi yada  "Cehennem Melekleri" gibi (aslında "fantastik" olarak sınıflandırılması gereken) aksiyon filmlerini seviyorsanız bunu da seversiniz. 

Ha eğer serinin ilk altı filmini sevdiyseniz bunu da çok çok seveceğinize eminim. 

Ama eğer çoluk çocuk telaşından sıkıldıysanız - yada en kötü ihtimalle ergenseniz- gidin izleyin. Büyüleneceğinize eminim.,,.

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Kimse bana "bayanlara hitap eden bir film değil" demesin çakarım :)))

31 Mart 2015 Salı

"Son Umut" Bir Gelibolu Savaşları Hikayesi...

Ben Kütahyalıyım. Hayatım Dumlupınar'da yapılan savaşları dinlemekle geçti. Şehitliklere ya da savaş alanlarına her gittiğimde ağlayarak tamamladım gezileri. Sonra Çanakkale'ye taşındım. Burada da ortam pek farklı değildi. Tek fark, birinde düşmanın "Yunan Gavuru" olması; diğerinde ise 72 milletten "Gavur"un olmasıydı. En ortak nokta ise biz Türklerin bu savaşları çoktan tarihe gömmüş olması ve düşmanı affetmiş olması iken Gavurların bizi bir türlü "unutmamış olması" diye düşünüyorum. Ya da bana öyle geliyor bilemiyorum. (Gavurlar derken kimseyi itham etmiyorum... Anlayan anladı...)
Anzak Saldırısı

Son 10 yıldır Gelibolu Cephesiyle ilgili üç yerli film çekildi. Ancak bu filmler (bana göre tabi) iyi birer belgesel ama kötü birer film niteliğindeydi. Bundan 20 yıl önce ise sinemalarda Mel Gibson'ın başrolünde oynadığı "Gallipoli" filmi gösterilmişti.

ANCAK HİÇ BİR SAVAŞ FİLMİ SAVAŞLARI ANLATMAYA YETMEZ...

Bu yüzden olacak ki Çanakkale savaşlarıyla ilgili yapılan son fiiiiiiiiilllllllm... Önce özetlere bakalım.

Özet
2014 yapımı "SON UMUT" (The Water Diviner) adlı film savaştan ziyade dram türünde. Hikayeye göre Anzaklar Çanakkale'den çekileli 4 yıl olmuştur. Ancak Avustralyalı Bay ve Bayan Connor'ın üç oğlu da cepheden dönmemiştir. İşin kötüsü oğlanlardan haber de alınamamıştır. Bay Connor bu duruma adapte olmaya çalışmış ve hayatını sürdürmeye çalışmıştır. Fakat Bayan Connor bu durumu bir türlü kabullenememiş ve sonunda hayatına son vermiştir. Ölmeden önceki son isteği ise toprağın yedi kat altından su bulan kocasından oğullarını bulmasını istemek olmuştur. Bu durumda acılı adamın Çanakkale'ye gitmekten başka şansı kalmaıştır. İşte Bay Connor'ın Gelibolu seferi böyle başlamıştır.

Künye
Filmin Russell Crowe tarafından yönetildiğini sağır sultan bile duydu. Ve filmde Yılmaz Erdoğan'la Cem Yılmaz'ın oynadığını da...

Yorum
Bu filmi bir savaş filmi olarak değerlendirirseniz yanılırsınız. Bu film tam olarak dram filmi. Ki bence dram-savaş filmleri böyle yapılmalı. Savaş ve savaş sahneleri konuya yedirilmeli.
O yüzden bu filme başarılı bir film diyebilirim. 
Bazı zorlama sahnelere rağmen ben beğendim. Eminim siz de beğenirsiniz. 
İzleyin, "gavur"un gözünden bakınca nasılmışız; bizim gözümüzden bakınca nasılız siz de görün.

Hayata İyi Seyirler...

29 Mart 2015 Pazar

"Gece Vurgunu" ... Vursunlar Bakalım...

Pers Prensi filminden beri (Prince of Persia) Jake Gyllenhaal'ı çok severim. Ama nasıl bir tiptir ki adamın yüzüne hala alışamadım. İlginç, değil mi? :)) Gösterime giren tüm filmlerini de izlemişimdir ve kendisinde şunu farkettim. Bütün bir filmi tek başına götürecek kadar yetenekli. Ve yine ne ilginçtir ki kendisinden daha ünlü olan hiç kimseyle aynı filmde oynamıyor. :)))) Bu da bir taktiktir tabi, saygı duyuyorum :)

Beyefendinin yine başrol oynadığı son filmine bakalım hadi :)

Özet
2014 yapımı “Night Crawler” (Gece Vurgunu) adlı film biyografik gerilim türünde. Hikayeye göre Lou, bir hırsızdır. Birilerinden çalar ve birilerine satar. Ancak işler epeyce kesattır. Bu sebeple Lou, iş aranırken bir trafik kazasının kanlı manlı görüntülerini kayda alıp tv kanallarına satan bir adamın kaç para kazandığına şahit olur. Ve böylece Lou aradığı işi bulmuştur: Kaza, cinayet, yangın, kovalamaca sahneleri görüntülemek. Hedefi ise diğer görüntücülerden çok daha büyüktür. (Hedefi söylemeyeyim şimdi.) Peki Jake Gyllenhaal bu yolda başarılı olabilecek midir? Ya da neler yaşayacaktır?

Künye
Başta da söylediğim gibi baş rolde Jake Gyllenhaal oynuyor. Filmin senaristi ve yönetmeni ise "Çelik Yumruklar" ve "Kirli Para" gibi ünlü filmlerin senaristi olan Dan Gilroy.

Yorum
Peki izleyelim mi? Elbette. Reytingleri çok yüksek ve bir dakikasında bile sıkılmadığınız bir film. Aksiyon desem aksiyon değil. Gerilim desem, gerilim değil. Ve çok ilginç bir film. Ve ayrıca onca sinir bozucu sahneye size bi şeyler katabilecek bir film. Mutlaka izleyin. “Locke” türü filmleri beğeniyorsanız, bunu da beğenirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

"Yıldızlararası" mı deseeem, "Interstellar" mı deseeeem ???

"Babalar bazen kızlarını dinlemezler. Bazen de kızlarının sözünü dinlemezler. İş işten geçince de babalar değil, kızlar daha çok üzülür ama babalar bunu da bilmezler..."

Özetle bunu anlatan bir filmden bahsetmek istiyorum size. Hem de bir sinema dehasının elinden çıkmış bir film. Hadi önce filmin konusuna bir bakalım.

Özet
2014 yapımı "Interstellar" (Yıldızlararası) adlı film gerilim ve bilim kurgu ve dram türünde. Hikayeye göre hava, hızla küflenmektedir. İnsanlar küflü havayı daha az solumak için maskeler kullanmaktadırlar. Tarım alanları ve ürün çeşitleri iyice azalmıştır. İnsanlar önce gıdasız, sonra susuz sonra da havasız kalmak üzeredir. Dünya ölmek üzeredir ve insanlar  Eski bir pilot olan Cooper ve onun ailesi de bu durumdan fazlasıyla nasibini almıştır. Umutlar adım adım tükenirken Cooper bir bilim merkezinden bir teklif alır. Teklif şudur: 3 mürettebatla birlikte bir uzay mekiğine binip yaşanabilir bir gezegen bulmak. Cooper önce kabul etmese de ailesinin geleceği için evet demek zorunda kalır. İşte Cooper'ın zorlu hikayesi böyle başlayacaktır. 

Künye 
Normalde yorumlar bölümü künyeden uzun olur. Ama bu sefer künye bölümü uzun olacak neden mi? Çünküüüü

1) Filmin senaristleri Nolan Kardeşler. Hani şu "Çelik Adam"ın senaristleri. Hani şu, "The Matrix"in yaratıcıları olan Wachowski Kardeşleri elli kere sollayan kardeşler.

2) Yönetmeni ise Chistoper Nolan. Hani şu Dark Knight serisinin yönetmeni. Hani şu Inception'ın da yönetmeni. İşte o muhteşem şahsiyet.

3) Oyuncular desen kimi izleyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Michael Caine, Bir de sürpriz isim.  

Yorum
Filmin girişi size sıradan gelmiş olabilir ama emin olun çıkışı hiç sıradan gelmeyecek. 

Uzun uzun yorumlamayacağım. 

Muhteşem.

Mutlaka izleyin.

Mutlaka...

Hayata İyi Seyirler...

8 Mart 2015 Pazar

"Dava" Dedeyi İpten Almak...

Geçenlerde bir arkadaşımla filmlerden konuşuyorduk. Kendisi mahkeme filmlerini çok sevdiğini söyledi. Ben de ona bir iki mahkeme filmi önerdim. “Amistad” gibi, “12 Öfkeli Adam” gibi. O an aklıma gelenlerin hepsini söyledim ama arkadaşım hepsini çoktan izlemişti. Ben de geçtim internetin başına; başladım mahkeme filmi aramaya. Bir sürü film buldum tabi ki. Başladım izlenmeye değer olanları not almaya.

Ancak tam o sırada gözüme bir şe takıldı. Benim çok severek ve defalarca izlediğim bir filmin hem reytingleri çok düşüktü; hem de izlenme oranı çok düşüktü. Şaşırdım. Çok şaşırdım. Size filmden bahsedeyim...

Özet
1996 yapımı “Dava” (The Chamber) adlı film dram türünde. Hikayeye göre Adam Hall, Hukuk Fakültesinden yeni mezun olmuş çiçeği burnunda bir avukattır. Ve Adam'ın ilk aldığı iş, idamla yargılanan dedesini hapisten kurtarma işidir.
Peki dedesinin suçu ne midir? Irkçı dede (ki kendisi zenci düşmanıdır) henüz gençken siyahilerin haklarını savunan beyaz bir avukatın bürosunu havaya uçurmaya çalışırken adamın çocuklarını da havaya uçurmuş olmaktan yargılanmaktadır. Aşırı kafatasçı dede onca yıldır (20-30 sene kadar) tutuklu olarak ceza evinde yatmakta olmasına rağmen bağlı bulunduğu oluşumla ilgili hiç ötmemiştir.
Peki genç avukatımız o güne kadar hiç görmediği dedesini zehirli iğneyi yemekten kurtarabilecek midir???

Künye
Filmde genç avukatı bir dönemin yükselen yıldızı Chris O'Daniel oynuyor. Irkçı dedeyi ise Gene Hackman canlandırıyor. Ki filmin bir sahnesinde “Ne oyunculuk be!!!” demeden geçemedim. Diğer taraftan filmin bir roman uyarlaması olduğunu da belirtmek gerek. 

Yorum
Başta bahsettiğim o düşük izlenme ve düşük beğenme oranlarının sebeplerine gelince:

Bence film gerektiği kadar anlaşılamamış bir film.
Belki ırkçılık ve onun getirdiği olumsuzluklar kimsenin umurunda değil.
Belki de birileri ırkçı bir dedeyi hapishanede görmekten rahatsız değil.
Belki de filmin hikayesi yeterince etkileyici değil.

Hiç birini bilemiyorum. Ama eminim mahkeme filmlerini sevenler bunu daha iyi değerlendireceklerdir. O bahsettiğim arkadaşıma filmi önereceğim ve fikirlerini öğrenip sizinle paylaşacağım. O zamana kadar görüşmek üzere...


Hayata İyi Seyirler...

7 Mart 2015 Cumartesi

"Bay Peabody ve Meraklı Sherman" Ebeveynlik Kaç Bilinmeyenli Denklemdir???

Büyük oğlum yüzünden bütün animasyonları izlediğimi söylemiştim. Yalnız artık oğlum epeyce büyüdüğü için ondan epeyce sonra keşfedebiliyorum yeni filmleri. Gençlere yetişilmiyor malum:)) Şimdi size daha bir kaç gün önce keşfedebildiğim bir animasyondan bahsedeyim.

Özet
2014 yapımı " Bay Peabody ve Meraklı Sherman: Zamanda Yolculuk" (Mr Peabody and Sherman) adlı film çocuk animasyonları türünde. Hikayeye göre Bay Peabody bir köpektir. Ama öyle bildiğiniz türden değil. Konuşabilen, yazabilen, düşünebilen, üstelik de Harward mezunu. Toplum Bay Peabody'yi çok güzel kabullenmiştir. Ancak Bay Peabody yalnızlığını gidermek ve bilgilerini aktarmak için bir çocuk evlat edinir. Bay Peabody, evlatlığı Sherman için çok iyi bir ebeveyn olur. Ona bildiği herşeyi öğretmeye çalışır. Fizik, kimya, biyoloji, astronomi, tarih, vb. Ancak Sherman okula başladığı ilk gün kavgaya karışınca Bay Peabody ebeveynliğin farklı bir yönüyle tanışmak zorunda kalacaktır. 

Künye
Bence künyeye pek gerek yok. Animasyon film işte. Ve her animasyonda olduğu gibi başrolü Yekda Kopan seslendiriyor :)))

Yorum
1) Filmin konusu değişik tabi. Ters bir münasebet. Köpek tarafından evlat edinilen bir çocuk.Ama senaryo içerisine çok güzel yedirilmiş bir hikaye. 
2) Animasyon filmlerindeki düşüş ne yazık ki bu filmde de devam ediyor. Tüm aksiyona ve sıra dışı espri anlayışına rağmen animasyonların ilk 10 yılındaki başarıyı yakalaması zor.
3) Ama izleyin. Tabi. Hem izleyin, hem de izletin. Çocuğunuz için eğlenceli, sizin için faydalı bir film olacağına eminim.

Hayata İyi Seyirler...

"Seçilmiş" Ya Mükemmel Topluluk Mükemmel Değilse...

Üniversitede okurken herkesin bucak bucak kaçtığı bir hoca vardı. "Ayla Balcı". Hiç yoklama almazdı ama en kalabalık sınıflar onun dersleri olurdu. Hiç renkli giyinmezdi ama en tarz o giyinirdi. Hiç durmadan ders anlatırdı ama öğrenciye de en çok söz hakkını o verirdi. Bence eğitim fakültesinin en muhteşem hocası O'ydu. Hanımefendiden üç ders alma fırsatım oldu. Hepsi de en düşük aldığım derslerdi ama en çok şey öğrendiğim derslerdi. Kendisinden Allah bin kere razı olsun.

Peki bu kadar şeyi niye anlattım? Şundan anlattım: Ayla Hoca'nın dersinin vizesinden sınıf olarak çaktık. Yanlış anlaşılmasın çalışmadığımızdan değil. Bilakis en çok çalıştığımız dersti ama Ayla Hoca'nın istediği biliş düzeyine bir türlü erişemiyorduk. O da halimize acıdı ve bize bir kitap ismi söyledi. "Filanca tarihe kadar her bu kitabı okusun; bu kitaptan kurtarma sınavı olacaksınız" dedi. Hemen kitaplar alındı; okundu, incelendi, tartışıldı. Analizler, sentezler havalarda uçuştu. Ve nihayet sınava girilip çıkıldı. Sonuç: Çakan çaktı; çalışan geçti. Çok şükür geçenlerden biri de bendim.

Ve o kitabı hiç unutmadım. 100 sayfalık bir kısa öykü. 100 sayfalık kısa öykü olur mu demeyin, olur. Literatüre bakıldığında bir kısa öyküde olması gereken tüm vasıflara sahip ve çok başarılı bir kısa öykü. Ve o kısa öykü nihayet birilerinin nihayet bazı yapımcıların dikkatini çekmiş ve başarılı kitap filme aktarılmış. Gelin şu filme bir bakalım:

Özet
2014 yapımı "Seçilmiş" "The Giver" adlı film bilim kurgu türünde. Hikayeye göre insanlık kusursuz bir topluluğa dönüşmüştür. Hastalıklardan ölüm oranı % 0'dır. Boşanma oranları ve işsizlik % 0'dır. Mutluluk ve huzur oranları ise % 100'dür. Kimin kaç yaşında ne giyeceğine ve ya kimin kimle evleneceğine veya kimin hangi mesleği seçeceğine bile İhtiyar Heyeti karar vermektedir. Ve daha da önemlisi İhtiyar Heyeti hiç yanılmaz. Bu toplulukta yaşayan Jonas adlı genç çocuk ve arkadaşları, artık büyümüşlerdir ve kendilerine atanacak olan meslekleri öğrenme yaşları gelmiştir. Ancak herkes doktor, öğretmen, pilot gibi klasik mesleklere atanırken Jonas'ın adı "Seçilmiş Kişi" olarak ilan edilir. Jonas görevinin ne olduğunu bilmemektedir ama öğrendiğinde hayatı alt üst olacaktır. 

Künye
Filmde Jonas'ın hocası olan diğer "Seçilmiş Kişi"yi Jeff Bridges oynuyor. Bu kısa öykünün yazarı Lois Lawry adlı muhteşem hanımefendi. Filmin yönetmeni ise "Ajan Salt"un da yönetmeni olan Phillip Noyce.

Yorum
1) Ne yazık ki kitaptaki çok önemli bazı şeyler filme aktarılmamış. Bu da senaryoyu zayıflatıyor. Filmi sıradanlaştırıyor. O yüzden kitabı da okumanızı tavsiye ediyorum. (Ben de anlatırım ama şimdi sürprizi kaçmasın; soranlara maille cevap vereyim.)

2) Kitapta -bir kısa öykü geleneği olarak- hikayenin sonu belli değil; okuyucunun yorumuna bırakılıyor ama filmde bir son var. 

3) Kitap 1993'te yazılmış. Yani son zamanlarda izlediğimiz "Divergent" gibi, "Oblivion" gibi, "Cezalandırıcı" gibi "Equilibrum" gibi pek çok filmin ata babası. O yüzden izlerken bunun aslında "ilk hikaye" olduğunu unutmadan izleyin.

4) Ve daha da önemlisi mutlaka izleyin. 

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Ayla Hocaya Selamlar...