9 Mayıs 2013 Perşembe

"Yedek Polisler" Kimin Yedeği???


Geçen sene izlediğim bir film vardı. Aksiyon komedi türünde. İzlerken çok eğlenmiştim ama sonra unuttum gitti (Sanırım bana kattığı ya da kazandırdığı pek bir şey yoktu, o yüzden.). Sonra duydum ki bu film bu akşam TV'de yayınlanacakmış. Hadi hemen yazayım dedim.

2010 yapımı “Yedek Polisler” (The Other Guys) filmine bir bakalım. Terry (Mark Wahlberg), halinden hiç memnun olmayan bir polistir. Çünkü kendisi son görevinde çuvalladığı için amirleri tarafından ofis görevine çekilmiştir. Bu sebeple de diğer polislerin kendisiyle dalga geçmelerini durduramamaktadır. Gamble (Will Ferrell) da masa başı görev yapmakta olan bir polistir ama halinden hiç şikayetçi değildir. Çünkü kendisiyle barışık ve hırsları olmayan bir mizaca sahiptir. Bu sebeple diğer polislerin sözlü sataşmaları onu rahatsız etmemektedir. Bu durum Terry'yi daha da deliye döndürür. Amirlere yeniden kendini kanıtlamak zorunda olduğunu hisseden Terry, Gmble'ı da kendine ortak ederek gizlice zor bir saha işine soyunur. Ancak tamamen zıt kişiliklere sahip bu ikilinin saman altından su yürütme operasyonu hiç de beklendiği gibi gelişmeyecektir.

Filmde Samuel L. Jackson, Dwayne Johnson ve Michael Keaton'ın da oynadığını söylesek iyi olur.

Film komik. Hem de bayaaa komik. Kişilikler çok güzel örülmüş. O yüzden durum komedisi demek belki de daha doğru. Özellikle .... karakterine ve ona biçilen cazibeye bayıldım.

İyisi mi siz de benim gibi yapın. İzleyin, gülün, eğlenin ve sonra da unutun gitsin :)))

Hayata İyi Seyirler...

7 Mayıs 2013 Salı

"Köstebek" Deşifre Olacak Mı???

Şu Al Pacino'ya gangsterlik rolü yapışmış olsa gerek. Adam sanki İtalyan Mafyası'nın Hollywood'a soktuğu muhbirmiş gibi duruyor. Yanlış anlamayın, eleştirmek için söylemiyorum. Bayıldığım için söylüyorum. Yine öyle bir film yapmış ki birazdan hepimizi temizleyecek zannedersiniz.

1997 yapımı "Köstebek" (Donnie Brasco) adlı filme bir bakalım. Joe (Johnny Depp), Donnie Brasco kod adıyla mafyanın arasına sızmakla görevlendirilmiş bir FBI Ajanıdır. Donnie, değerli taş kaçakçısı rolünü oynayarak ilk avı Lefty'yi (Al Pacino) tavlar. Lefty, Donnie'den hoşlanır ve ilk gangsterler toplantısında Donnie'yi arkadaşı olarak tanıtır. Donnie artık Lefty'nin kanatları altındadır. Donnie, işini mükemmel yapmaktadır. Bir taraftan yöneticilere düzenli olarak haber sızdırırken diğer taraftan mafya içerisindeki yerini sağlamlaştırmaktadır. Ancak hesapta olmayan bir şey gelişir. Geçen günler Donnie'nin de Lefty'ye bağlanmasına sebep olmaktadır. Zira mafyanın pis işlerine 30 yılını vermiş ve yine de bir kesere kulp olamamış Lefty'nin acıklı öyküsü, Donnie'nin de FBI için canla başla çalışıp 30 sene sonra eline hiç bir şeyin geçmeyeceğini fark etmesini sağlayacaktır.

Filmde Donnie Brasco'yu oynayan Johhny Depp de, doğuştan gangster Al Pacino da muhteşemler. Filmin gerçek hikayeden alıntı olduğunu ve aynı zamanda bir roman uyarlaması olduğunu söylemekte yarar var. Hele filmin yönetmeni Mike Newell'in sayısız muhteşem filmin yönetmeni oladuğunu da belirtmek isterim. Mesela "Pers Prensi", "Harry Potter ve Ateş Kadehi", "Mona Lisa Gülüşü" ve "Dört Nikah Bir Cenaze" gibi. Zaten film gösterime girdiği sene En İyi Uyarlama Senaryo Oscar'ında yarışmış.

Film çok iyi. Reytingleri de çok yüksek. Mutlaka izleyin derim.

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Filmin soundtrack'lerinden biri bizim Acun Ilıcalı'nın yıllardır sunduğu Survivor'ın konsey müziği. Dikkat etmenizi tavsiye ederim...

3 Mayıs 2013 Cuma

"Zor Baba" Serisine Ne Dersiniz???

İki kişi evlenirken sadece o kişi mi evlenir, yoksa aileleri de evlenir, hep tartışılan bir konudur. Pek çok kişinin sorunu olan bu konu ve devamındaki olaylarla ilgili Hollywood'da tam 3 film çekildi. Gelin, filmlerimize bir bakalım.

  1. ZOR BABA (MEET THE PARENTS, 2000)
Greg (Ben Stiller), kız arkadaşı Pam'le ciddi bir ilişkiye başlamadan önce kız arkadaşının ailesinden onay almak zorundadır. Ama ortada büyük bir sorun vardır. Ne de olsa kızın babası Jack (Robert De Niro) şüpheci ve zor bir emekli askerdir. Jack, şüphelerinde hiç de haksız değildir çünkü damat adayı hem yahudi, hem de hemşiredir. Sonuç olarak bu ikilinin tanışması tam bir psikolojik savaşa dönüşür.

2. ZOR BABA VE DÜNÜR (MEET THE FOCKERS, 2004)

Greg ve kız arkadaşı Pam nihayet evlenme kararı alırlar. Artık ailelerin tanıştırılma zamanı gelmiştir. Pam ve ailesi Birkaç günlüğüne Greg'in ailesine misafir olacaktır. Ancak Greg'in ailesinin alt tabaka davranışları ve en mahrem konuların bile ulu orta konuşulması zor baba kayınpederin bu evliliğe onay vermesini biraz daha zorlaştıracaktır. (Bu arada Greg'in babasını oynayan Dustin Hoffman ve annesini canlandıran Barbra Streisand çok çok başarılılar.)

  1. ZOR BABA 3 (LITTLE FOCKERS, 2010)
10 yıl süren zorlu bir uğraştan sonra greg nihayet kayınpederinin gözüne girebilmiştir. Ancak asıl işi hemşirelik olan Greg paraya sıkışmıştır ve kendine geceleri da para kazanacağı bir iş daha bulur. Bu durum, kayınpederin kalbindeki şüpheci hisleri yeniden uyandırır. Hele bir de ikizleri doğum günü partisi için tüm aileler bira araya gelince, ve hele bir de Pam'in eski sevgilisi de partiye katılınca, Greg evin reisin kim olduğunu bir kez daha kanıtlamak zorunda kalır.

Filmlerin üçü de fena değil. Üçüncü biraz zorlama olmuş ama o da fena değil. Oyuncular bu kadar kaliteli olmasa hiç izlenmezdi, onu da belirtmekte yarar var.

Bu üç film bize gerçekten de evliliğin iki kişi arasında yapılmadığını anlatıyor. Şahsen ben de öyle düşünüyorum. Ama yine de bekarları korkutmayalım. Evlilik güzel şey. Evlenin, görün.

Bir dakika, karıştırdım. İzleyin, görün.

Hayata İyi Seyirler.

"Buz Devri: Dinozorların Şafağı"nı Özlediniz Mi???

Arkadaşlarla sohbet etmenin pek çok güzel yanı var ve dün bunlardan bir tanesine daha tanık oldum. Ne mi? Çok önceden bildiğin bir şeyi hatırlamak gibi. Eşim ve ben Buz Devri 3'ü sinemada izlemiştik. Oğluma Buz Devri 1 ve 2'yi defalarca izlettim. Ama 3'ü izletmek aklıma bile gelmemişti. İşte dün onu hatırladım ve akşam olunca hemen filmi bulup oğluma izlettim. E tabi kendim de izledim:)))

2009 yapımı “Buz Devri: Dinazorların Şafağı” (Ice Age: Dawn of the Dinosaurs)'a bir bakalım. Ellie, hamiledir. Mamut ailesine yeni bir üye daha katılacağı için tüm sürü heyecanlıdır. Ancak Manny herkesten daha heyecanlı ve endişelidir. Zira kendisi çekirdek aile kurmak istemektedir. Kendilerini dışlanmış hisseden Dieo ve Sid, sürüyü terkederler. Sid kendine yeni bir sürü kurmaya karar verir. Ne yapacağını düşünürken hiç ummadığı anda üç tane kocaman yumurta bulur ve yumurtalardan çıkacak canlıların annesi olmaya karar verir. Peki yumurtalardan ne mi çıkar? Dinozor. Sid tam da kendini onlara adamışken dinozorların gerçek annesi onları bulur ve Sid'den almaya çalışır. Sid yavrularını vermemek için inat edince ise Anne Dinozor Sid'i de alır ve kendi dünyasına tutsak eder. Onu oradan kurtaracak olanlar ise yine eski sürüsü olacaktır.

Şahsen “yer altında başka bir dünya” fikrini çok beğendim. Hele o dünyanın bir parçası haline gelmiş tek gözlü cesur gelincik “Bug”, dört filmdeki en favori karakterim.

Sid'in cinsel kimliği ile ilgili ise bariz bir sıkıntı var. Bir çocuk filmine böyle bir durumu hiç yakıştıramadığımı söylemek zorundayım.

Ama film çok güzel. Mutlaka izleyin.

Hayata İyi Seyirler...

"Seçkin Tetikçiler"in Hedefi Kim???

Jason Statham'ın bir filmi var. Neden bilmem, Birkaç kez izledikten sonra anlayabildim. Belki konunun kendi karışıklığından, belki senaryonun karışıklığından ve belki de yönetmenin tarzından kaynaklanan bir zorluğu var filmin.

Hangi filmden mi bahsediyorum. 2011 yapımı “Seçkin Tetikçiler” (Killer Elite)'ten bahsediyorum. Filmimize bir bakalım. Danny (Jason Statham) nihayet emekliliği hak etmiş bir İngiliz Gizli Servisi komandosudur. Tam artık hayatının kadınıyla kendine güzel bir emeklilik planlarken, hocası Hunter'ın (Robert De Niro) Umman Emiri tarafından esir alındığını öğrenir. Danny, bu duruma kayıtsız kalamaz ve hemen ekibi toplayıp kurtarma operasyonunu başlatır. Ancak hiç beklenmedik bir durum gelişir ve peşlerine en az onlar kadar seçkin bir tetikçi olan Spike (Clive Owen) diye biri takılır. Ekip neye uğradığını şaşırır. Danny ve ekibi avcıyken bir anda ava dönüşürler. Hunter'ın kaçırılması ve Spike'ın kimliği ile ilgili gerçekler çok sonra anlaşılacaktır.

Film gerçek bir hikayeden alınarak yazılmış “The Feather Men” adlı kitaptan filme uyarlanmış. Kitabın yazarı ise Ranulph Fiennes.

Filmin Birkaç defada ancak anlaşılabildiğini söylemiştik. Reytingleri düşük ama film fena değil. Orijinal dilinde izlemek biraz zorluyor, onu da belirtelim. Bu arada ihtiyar Robert De Niro'nun eline makinalı tüfeğin yakışmadığını söylemek zorundayım.

Vaktiniz varsa izleyin.

Hayata İyi Seyirler...

2 Mayıs 2013 Perşembe

Samuel L. Jackson'ı Nasıl Bilirsiniz???

Son zamanlarda nereye baksam Samuel L. Jackson'ı görmeye başladım. Beyefendi tüm iyi filmlerin ya başrollerini kapıyor, ya da yardımcı erkek oyuncu rollerini. Üstelik hepsinin altında rahatlıkla kalkıyor.

S.W.A.T.

Mesela yıllar önce izlediğim S.W.A.T (Özel Tim)'i dün TV'de denk gelince yine izledim. İlk izlediğimde filmi beğenmiştim ama dün “Ben bu filmi nasıl beğen mişim?” diye şaşırdım. Bir kere film pek çok konuda kalmış. Senaryosundaki boşluklar var. Yönetmenliğinde de bir sürü çekim hatasına rastlanıyor, hem de daha ilk izleyişte yakalanan türden. Oyunculuk desen, sıradan bir aksiyon filminin gerektirdiği kadar. Özel tim elemanlarının yaşam öyküleri ve karakter analizleri fena değil. Ama uçuk olmadığını söylemeden geçemeden geçemeyeceğim. Neyse, o kadarcık çılgınlık kabul edilebilir. Filmin aksiyon sahneleri ve polisiye kurguları oldukça güçlüdür. Zaten filmin topu topu iki güçlü yönü var: biri bu, biri de Samuel L. Jackson. Ve bu iki güçlü yön, S.W.A.T 2'in de çekilmesini sağlayan en önemli iki özelliktir. (S.W.A.T. 2 de bir şeye benzemiyor ya, neyse:)))
SHAFT
İkinci olarak “Shaft'”ı izledim. Hem de ilk defa. Niye ilk defa biliyor musunuz? Çünkü güvendiğim bir sinema sever bana filmin çok kötü olduğunu, izlemeye değmez olduğunu söylemişti. İzledim, gerçekten kötüymüş. Karmakarışık ve sıradan bir aksiyonmuş. Christian Bale da kötü adam rolüne hiç oturmamış. Filmin tek güçlü yanı ne mi? Samuel L. Jackson. Beyefendi bütün filmi sırtında taşımış.
 STAR WARS EPISODES 1-2-3
Beyefendinin Star Wars Episode 1-2-3'te oynadığı Mace Windu karakteri çok iyi bir karakterdi. S.L. Jackson, evrenin askerleri olan Jedi Konseyine cuk oturan bir karizmaya sahipti. Az ama isabetli konuşan ağırbaşlı bir konsey üyesiydi. Genç padavana bir türlü güvenemiyordu ve hiç de haksız sayılmazdı. O endişe yüzüne her an yansıyordu, ta ki ölene kadar. Sonunda da korktuğu başına gelmişti zaten.  O son sahnesi izlemeye değerdi doğrusu.
AVENGERS 
E tabi bir de Avengers var. Şahsen S.H.I.E.L.D.'ın kurucusu Nick Fury için daha uygun birini düşünemiyorum. Ses tonu ve karizması, kurucu lider Fury karakteri için çok uygundu. Avengers filminin devamı gelecek gibi duruyor. Çünkü filmin sonu evrenin gelişmiş ırkı Skrull'ların ilave görüntüsü ile bitmişti. Yani kısmetse beyefendiyi ikinci filmde de izleyeceğiz. (Bu arada Avengers serisi çekilmeye devam edecek olursa geleceğin Fury'sinin Denzel Washington ya da Cuba Gooding Jr. olacağını tahmin ediyorum.)
Neticede bu aralar Samuel L. Jackson izlemek hoşuma gidiyor. Shaft'ı ve SWAT'ları tavsiye etmiyorum ama diğer filmlere bir tekrar atın derim.

Hayata İyi Seyirler...

1 Mayıs 2013 Çarşamba

"Acımasız Tanrı" Kime Acısın???

5 yıl önce ilk çocuğumuzun erkek olduğunu öğrendiğimizde, erkek kardeşimin yorumu şu olmuştu: "Oh be, iyi ki erkek olacak. Kız olsa bunlar o kızı prenses gibi yetiştirirler. "Kızımız Pelinsu, piyano kursuna gidiyor" deyip insanı deli ederler. Oğulları olsun da bir konu komşudan özür dilemek zorunda kalsınlar. Oh olsun!"
Sonra bu konu kendi aramızda epeyce alay konusu olmuştu. Geçen zaman içerisinde iki oğlumuz oldu ama bir Pelinsu'muz olmadı. Ve evde iki süper kahramanla (biri Thor, biri Örümcek Adam) yaşamak zorunda kalan biz, her gün konu komşudan özür dilemek zorunda kalıyoruz.

Bu iş pek çok kişinin daha başına geliyor ki filmi yapılmış:)))

2011 yapımı "Acımasız Tanrı" (Carnage) adlı filme bir bakalım. Film, sonradan görme Cowen Ailesinin orta direk Longstreet Ailesini ziyaret etmek zorunda kalmasıyla başlar. Zira Cowen'ların 11 yaşındaki oğlu, parkta oyun oynadığı eski sınıf arkadaşı Ethan Longstreet'le kavga etmiş ve Ethan'ın iki dişini kırmıştır. Cowenların özür amaçlı yaptığı ziyaret başlangıçta olgunca sürer. Ancak ziyaretin ilerleyen saatleri hiç de beklendiği gibi gitmez. Asıl mesele bir anda unutulur ve bu iki aile, iki aile olmaktan çıkar. Bir anda dost düşman birbirine girer. Olay önce iki çocuğun kavgasıyken daha sonra kadın erkek savaşına, bir süre sonra zengin fakir savaşına, daha sonra evli bekar savaşına, daha sonra Amerikalı Afrikalı savaşına, sonra haklı haksız savaşına........ ve böylece konu döner de döner.  

4 kişilik bir grup insan kendi aralarında kaç korelasyon kurabilirler? 5,10, 120? Aklınıza kaç korelasyon geliyorsa hepsinin de kullanıldığı bir film sizin anlayacağınız :))

Filmde görsel efekt yok. Muhteşem dekorlar, kalabalık kadrolar, göz alıcı makyajlar yada albüm tadında soundtrackler de yok. Sırf laf ve sırf oyunculuk var. Hatta o kadar ki dört tane başrol oyuncusu var. Christoph Waltz, Kate Winslet, Jodie Foster ve John Reilly... Hepsi de birbirinden başarılı .Çok sade, ama çok güzel Dört çatlak insan nasıl ustaca bir arayaya getirilmiş hayret doğrusu. Üstelik çok kısa bir buçuk saat bile değil.

Mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

Hayata İyi Seyirler...

Bir "Suikastçi" Filmi Daha ???

Bizim yerli çevirmenler tüm filmlerin adına "Suikastçi" diyor. Alakası olsun olmasın. Bu yüzden Google'da "Suikastçi Film" gibi bir şey yazsanız 70 çeşit film ve dizi çıkıyor karşınıza. Artık buna bir dur deseler iyi olacak.

İşte Türkiye'de o adla vizyona girmiş bir film daha. 2007 yapımı "Suikastçi" (War) filmine bir bakalım. Ajan Chang ve Ajan Crawford (Jason Statham) iki ortak ve iki iyi arkadaş olarak görev yapan FBI çalışanlarıdırlar. İkisi Çin mafyasının peşini kovalamaktadırlar. Chang, mafyanın ani bir baskını sonucu karısı ve kızıyla birlikte öldürülür. Katil ise estetik operasyonla yüzünü değiştirip elini kolunu sallayarak ortalıkta dolaşmaya devam eder. Ajan Crawford, ortağının öldürülmesini hazmedemez ve üç yıl boyunca katili arar. Crawford, bir taraftan ameliyatı yapan cerrahı tespit etmeye çalışırken diğer taraftan yakaladığı her kiralık katilin gözlerinden katili teşhis etmeye çalışır. Crawford nihayet katili bulur. Ancak katili yakalamak hiç de kolay olmayacaktır. Zira katil mafyanın en azılı tetikçisi olan Rogue'dur (Jet Li)

Film bu kadarla da bitmiyor. Son 10 dakikasına kadar sıradan bir aksiyon olan film, son 10 dakikada reytingini bir kaç puan yükseltiyor. Çok mükemmel bir film olduğunu söyleyemeyeceğim ama izlenmeyecek gibi de değil. Sadece bir kez izlemeniz yeterli. Çevirip çevirip bir daha izlenecek film değil.

Vaktiniz varsa izleyin. Keyif alırsınız.

Hayata İyi Seyirler...

26 Nisan 2013 Cuma

Kime "Geçit Yok"???

Koskoca Arnold... California Valisi Arnold... Terminator Arnold... Yaşlı Arnold... Ve şimdi de "Şerif Arnold"...

Beyefendinin onca işin arasına sıkıştırarak çektiği 2013 yapımı "Last Stand" (Geçit Yok) adlı filme bir bakalım. Meksika sınırında köhnemiş bir kasabanın şerifi olarak görev yapan Owen için hayat sıradandır. Kasabanın az sayıda sakini ve daha az sayıda memuru vardır. Kasabada suç oranı nerdeyse sıfır gibidir. Ancak bu düzen bir gün içinde gizemli bir şekilde bozuluverir. Kasabada birden bire iki tır şöforünün belirmesi, ihtiyar bir çiftçinin öldürülmesi ve FBI'dan gelen ani bir telefon, tehlikenin habercisi olmaya yetmiştir. Owen işi kurcaladığında meselenin ne kadar ciddi olduğunu anlar. Peki mesele ne midir? Mesele şudur: En büyük uyuşturucu patronu Gabriel Cortez bir hapishaneden başka birine aktarılırken elden kaçırılmıştır. Cortez, detaylı bir plan dahilinde hızla Meksika'ya doğru ilerlemektedir. Yol güzergahı ise bizim zavallı kasabamız olacaktır. Ancak Cortez'in detaylı planına dahil olmayan tek şey, onun gibi bir suçluya pabuç bırakmayacak olan Owen'dır.

Filmde FBI Ajanını Forest Whitaker canlandırıyor. Filmin yönetmeni, çektiği her filmi 7.0'ın üzerinde reyting yapan Jee-woon Kim.

Çok eğlenceli ve hiç yormayan bir aksiyon. Düşük bütçeli ve sade. O kadar sade ki soundtrack bile yok Gran Torino'yu sevdiyseniz bunu da seversiniz. Reytinglerine bakmayın, mutlaka izleyin derim. Beğeneceğinize eminim.

Hayata İyi Seyirler...

23 Nisan 2013 Salı

"Jack Reacher" Kimdir???

Bir oyuncu artık yapımcılığını kendinin üstlendiği filmlerde oynuyorsa artık olmuş demektir. Hatta yaşlanmış ve olgunlaşmış, eh biraz da parayı bulmuş demektir. Mesela kim olabilir, mesela Tom Cruise olabilir. Beyefendinin roman uyarlaması olarak yaptığı sıradışı aksiyon filmin dikkatinizi çekeceğini düşünüyorum.

2012 yapımı "Jack Reacher"a bir göz atalım. Keskin nişancının biri Pensilvanya'nın göbeğinde dürbünlü tüfeğiyle üçü kadın, biri çocuk ve biri de parkta oturan bir adam olmak üzere 5 kişiyi öldürür. Derhal işin peşine düşen polis, zalim katile hızla ulaşır ve katili sorguya alır. Ancak katilin sorgu esnasında söylediği tek şey "Jack Reacher'ı getirin." olur. Polis bu kez Jack Reacher (Tom Cruise) denen adamın peşine düşer. Ama Jack Reacher polise kendi ayağıyla gelir. Jack Reacher, katilin akrabası yada dostu yada düşmanı değildir. Sadece katili tanıyan biridir. Daha da önemlisi, iki yıldır firari yaşayan eski bir askeri polistir. Katilin avukatı olan Helen, bölge savcısı olan babasının gölgesinde kalmış genç bir bayandır. Amacı, katili ipten kurtarıp cezayı müebbet hapse çevirmektir. Ancak bu işi tek başına başaramayacağı daha baştan bellidir. Başarmak içinse Jack Reacher'a ihtiyacı vardır.

Filmin senaristi ve yönetmeni Christopher McQuarrie tanıdık bir isim. Nereden mi? "The Usual Suspects" ve "The Tourist" filmlerinden. Orjinal ismi "Only Shot" olan kitabın yazarı ise Lee Child.

Film çok güzel. Daha doğrusu güzel bir aksiyon. Ajan Salt'u, The Tourist'i yada onlar gibi gelgitli aksiyonları seviyorsanız, bu filmi de seversiniz. İzleyin, pişman olmazsınız.

Hayata İyi Seyirler...