4 Aralık 2012 Salı

"Ejderha Dövmeli Kız"ın Filmi mi, Kitabı mı???

Geçirdiğim bir rahatsızlık sebebiyle 5 ay kadar yatak istirahati aldığım bir dönem olmuştu. Bu süreci bunalıma girmeden atlatabilmemin en önemli sebeplerinden biri, üç kitaptan oluşan "Millenium" serisini okuyarak geçirmiş olmamdı. Her biri 600 sayfalık bu üç kitap, muhteşem kurgusu, çarpıcı hikayeleri ve sürükleyici diliyle gerçekten birer şaheser niteliğindeydi.

İsveççe "Ejderha Dövmeli Kız"
Bu sıradışı romanlar (Ejderha Dövmeli Kız, Ateşle Oynayan Kız, Arıkovanına Çomak Sokan Kız) elbette ki film dünyasında da yankı bulacaktı. Filmler ilk önce İsveççe olarak çekildi. Çünkü kitapların yazarı Stieg Larsson bir İsveçliydi ve kitapları İsveççeyle yazmıştı. Ancak filmler, kitapların aynısı değildi. Senaryoda çok tuhaf değişiklikler vardı ve değişikliklerin bir çoğu da gereksizdi. Filmin reytingleri oldukça yüksekti, ama yine de değiştirilmiş senaryolar ve ünlü olmayan ünlülerin oynadığı filmler seyircinin hoşuna gitmemişti. Sonuçta filmler "İzlenmesi gereken ilk 5000 film listesi"ne girebildi.

Aradan daha bir sene bile geçmemişti ki 2011 yılında bu işe Hollywood'un üstadları el attı ve birinci kitabın filmini yeniden çekti. Filmin başrolünde, James Bond serisini şaha kaldıran Daniel Craig oynadı. Ejderha Dövmeli Kız (Rooney Mara tarafndıran canlandırılan) ise (tıpkı kitaptaki gibi) ikinci plana alındı. Senaryo aynen korundu. Kitaptaki gizem, aynen filme aktarıldı. Kitapta tarif edilen karakterler filmdekilerin bire bir kopyası olarak hazırlandı. Sonuç: Filmin beğeni oranları % 80'i buldu. Film şu anda "İzlenmesi gereken ilk 500 film" listesinde.

Filmin yönetmeni, Dövüş Kulübü, Sosyal Ağ, Benjamin Buttler ve Yedi filmlerinin de yönetmeni olan David Fincher. Filmin senaristi ise Shindler'in Listesi ve Görevimiz:Tehlike'de de imzası bulunan Steven Zaillian.

Gelelim "Ateşle Oynayan Kız"a. İkinci filmin yönetmeni ise bu kez Daniel Alfredson olacak. Senaryo yine kitaba paralel olacak. 

Kitapları okuduysanız (ve tabi sevdiyseniz) filmi mutlaka izleyin. Filmi izlediyseniz, mutlaka kitapları okuyun. Gerçi ikisi de birbirinin aynısı ama olsun, büyük tat alacağınıza eminim.

Hayata İyi Seyirler...

2 Aralık 2012 Pazar

"Durdurulamaz" Durdurulabilecek Mi???

Gerçek olaylardan yapılan filmler genellikle güzeldir. Ama her gerçek olay için film yapmaya gerek olduğunu zannetmiyorum. Nitekim yapılsa da izlemeye değecek bir film olmayabiliyor.

Mesela "Durdurulamaz" (Unstoppable) böyle bir film. 2010 yapımı filmimize bir bakalım: Frank ve Will yeni tanışmakta olan, biri tren teknisyeni ve diğeri acemi bir kondüktör olan iki adamdır. Bu ikisinin ilk tanışma anları biraz ters gitmiş, iki adam birbirlerinden hoşlanmamışlardır. Bu iki adam ne zaman ki bir grup istasyon çalışanının ihmalkarlıkları yüzünden, insansız bir trenin kontrolden çıkıp son sürat şehir merkezine doğru ilerlediğini duyarlar; bir faciayı önlemek için elele vermek zorunda kalırlar.

Filmde tren teknisyeni Frank'i Denzel Washington oynuyor. Kendisine Chris Pine eşlik ediyor. Filmin senaristi "Zor Ölüm 3" ve "Gerçeğe Çağrı"da (2012 yapımı olan) da imzası bulunan Mark Bomback'i görüyoruz. Filmin yönetmeni ise "A Takımı"nın yapımcısı olan Tony Scott.   

Filmi sinemada izlemiş biri olarak bir "sinemazede" olduğumu düşünüyorum. Zira film her ne kadar gerçek bir hikayeden alınmış olsa da, hatta başrolünde Denzel Washington oynuyor olsa da, filmin bana kattığı pek birşey yoktu. Üst boyutta bir görsel zenginlik yoktu, muhteşem bir kurgu yoktu, muhteşem bir senaryo da yoktu. Üstelik filmin konusu, benim güzel ülkemde vaka-ı ardiyeden sayılır.

Filmi, filmsiz kaldığınız bir akşam izleyebilirsiniz. Ya da arkadaşlarınızı toplayıp, hem sohbet edip, hem film izleyip hoşça bir akşam geçirebilirsiniz. Hiç yoktan iyidir.

Hayata İyi Seyirler...

1 Aralık 2012 Cumartesi

"Cesur" Neden Hayal Kırıklığı Yarattı???

Animasyonları çok sevdiğimi her zaman söylerim. Ama kırk yılda bir beni hayal kırıklığına uğratanlar da çıkmıyor değil.

0625_brave_splitİşte bunlardan biri: "Cesur" (Brave). 2012 yapımı filmimize bir göz atalım. Merida, dediğim dedik, hatta erkek fatma tarzında bir prensestir. Çok iyi ok atan, dağlara tırmanan, at üstünden inmeyen bir kraliçe adayıdır. Bu sebeple annesiyle hiç geçinememektedir. Çünkü kraliçe olan annesi, Merida'nın bir "lady" olması için sürekli onu baskı altına almaya çalışmaktadır. Bu baskılara daha fazla dayanamayan Merida, annesinin son hamlesinden sonra (Merida'yı zorla evlendirmeye çalışmasından sonra) iyice sinirlenip ormanın derinliklerinde yaşayan cadıya bir büyü hazırlatır. Bu büyüyle Merida, annesinin baskıcı yönünü değiştirecektir. Merida, büyülü keki annesine yedirir ve arkasından, hiç beklenmedik bir şey olur. Annesi bir ...............'ya dönüşür. Acaba neye dönüşür??? (Bruce Wills ölüydü etkisine hiç gerek yok).

Gelelim filmin beni hayal kırıklığına uğratan kısımlarına.
1) Filmin buraya kadar izlediğimiz kısmı, çok sıradandı.
2) Filmin espiri anlayışı çok zayıf, ki animasyonların en güçlü yönü bence derin espiri anlayışlarıdır ve öyle olmalıdır.
3) O cadı nereden çıktı? Sonra nereye kayboldu? Ahşap oymaları nereye gitti, o oymaları Merida satın almamış mıydı?
4) Filmin sonuna kadar "Silahını asla masaya koyma" deyip duran kraliçe neyi kastediyordu, konsa n'olurdu, konmasa ne değişecekti? (Kurgu boşluğu) 
5) O üçüz kardeşler çok gereksiz bir dolgu malzemesi değil miydi? Kurguda onlara hiç yer yoktu, senaryoda da olmasalar da olurdu.
6) Son olarak filmin ismi "Cesur" değil, "Asi" olmalıydı. Zira cesaretle ilgili bir durum yoktu.

Filmin beğendiğim tek yönü, içinde aşk olmamasıydı. Çünkü prenses konulu tüm filmlerde asıl konu aşk oluyor. En azından değişik ve orjinal tek şey buydu.

Filmde Merida'yı, yurdumun gözde aktrislerinden Beren Saat seslendiriyor. Ama şahsen Beren Saat'in sesini sadece Beren Saat'e yakıştırıyorum. Yani ben pek konduramadım Beren'in sesini Merida'ya.

Filmin reytingleri oldukça yüksek, ama ben tavsiye etmiyorum. Yine de izlemek isterseniz, siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...      

30 Kasım 2012 Cuma

Bir "Aşk Doktoru"na Görünmek İster Misiniz???

Hiç platonik aşk yaşadığınız oldu mu? Aşkınızdan (tabir-i caizse) geberdiğiniz? Peki bir çözüm bulabildiniz mi? İşte bu durumdaki zavallı erkeklerin derdine bir çare bulan “Aşk Doktoru” (Hitch), tam sizi anlatan bir film.

2005 yapımı filmimize bir bakalım. Alex, çöpçatanlığı meslek edinmiş genç, yakışıklı ve işinde başarılı bir adamdır. Hayatını, hoşlandıkları kadınlarla tanışmayı bir türlü başaramayan ya da tanışsa bile açılamayan çekingen erkeklere yol göstererek kazanır. İşinde öyle başarılıdır ki genç güzel ve zengin Allegra ile şişman, gözlüklü ve sakar Albert arasında bile çöçatanlık yapmaktan çekinmez. Kendisi ise aşktan uzak bir hayat yaşamayı tercih etmektedir ve kafası sakindir. Ta ki Sarah ile tanışana kadar.

Filmin başrolünde hazmı kolay filmlerin adamı Will Smith'i izliyoruz. Kendisine ise Eva Mendes eşlik ediyor.

Hiç romantik komedi izlemeyen ben bile filmi severek ve gülerek izledim. Filmde önyargılı kadınlar ve çekingen erkekler için çıkarılacak çok ders var. Filmi izleyin, feyz alın.

Hayata İyi Seyirler...

29 Kasım 2012 Perşembe

"Zindan Adası"ndaki Gizem Ne???

"Cebir" aşığı bir başka oyuncu da Leonardo Di Caprio olsa gerek. (Daha önce Angelina Jolie ile ilgili olarak Cebir Aşığı yorumunu yapmıştım.) Kendisini sıradan bir senaryoda izlemenin imkanı yok. Ne kadar karışık film var, hepsini bulup çıkarıyor. Ama nasıl oluyorsa hepsi de çok iyi filmler  oluyor.

Beyefendiyi yine karman çorman bir şaheserde, 2011 yapımı "Zindan Adası" (Shutter Island) adlı filmde izledik. Filmimize bir bakalım. Zeki ve başarılı bir polis şefi olan Teddy Daniels, Zindan Adasındaki Ashecliffe Akıl Hastanesinde yatmakta olan bir akıl hastasının ortadan kaybolması meselesiyle ilgili olarak görevlendirilir. Şef Teddy, bulantılı bir gemi yolculuğundan sonra gizemli ve depresif bir yer olan Zindan Adasına ulaşır. Bir akıl hastasının, böylesine korunaklı bir yerden nasıl kaçtığı sorusu, Teddy'nin aklını daha ilk dakikalardan karıştırır. Teddy, hemen işe girişir. Mıntıkayı gezer, personeli sorgular, diğer hastaları inceler, vb. konuyla ilgili ipuçları yakalamaya çalışır. Ancak arşivleri deşmesine izin verilmeyen Teddy, bir de elektrik kesilmesi sonucu başka hastaların da kaçtığını öğrenince, herkesten şüphe etmeye başlar.

Filmin yazarı Avatar'ın yapımcılarından olan Laeta Kaedridis. Bu denli güçlü bir filmin bir roman uyarlaması olduğunu söylemeye gerek yok herhalde. Hem de kitabın yazarı, "Gizemli Nehir" (Mystic River)ın da yazarı olan Dennis Lehane.

Gizemli devam edip sürprizli biten film gerçekten çok güzel. Filmi mutlaka izleyin. Ama kafanız sakinken, cep telefonunuz kapalıyken ve çocuklarınız uyurken. Zira bu gizlemli filmi anlamak, başka türlü pek mümkün gözükmüyor.

Hayata İyi Seyirler... 

28 Kasım 2012 Çarşamba

"Başkanın Adamları" Skandalı Gizleyebilecek Mi???

Roman uyarlamalarını çok sevdiğimi daha önce söylemiştim. Romanla hiç bağdaşmasa bile bu tür filmler çok güçlü oluyor. İşte size Larry Beinhart nın yazdığı “Amerikan Kahramanı” (American Hero) adlı romandan uyarlama bir film.

1997 yapımı “Başkanın Adamları” (Wag The Dog). Filmimize bir bakalım. Başkanlık seçimlerine 2 hafta kala en güçlü başkan adayının (ki kendisi aynı zamanda mevcut başkandır) genç bir Ateş Böceği Kızla yasak ilişki yaşadığı ortaya çıkar. Seçim kampanyası bir anda alt üst olan başkanın imdadına danışmanı (daha doğrusu akıl hocası) Conrad Brean (Robert De Niro) yetişir. Conrad'ın, bu durumu örtbas etmek için gündem değiştirmekten başka çaresi yoktur. Conrad, halka “suni bir savaş” sunmak zorundadır. Ancak bunun 2 hafta boyunca kamu oyunu meşgul edebilmesi ve yeterince gerçekçi olabilmesi için profesyonel bir yapımcıdan yardım almak zorundadır. Bunun için ilk çaldığı kapı ise Stanley Motts'un (Dustin Hoffman) kapısıdır. İki kurt güçlerini birleştirirler ve 2 hafta sürecek “asparagas maratonu” başlar.

Bu tür durumlara artık öyle çok rastlıyoruz ki bu insanlara bir ünvan bile verildi: “Gündem Mühendisleri”. Bu yüzden "Başkanın Adamları" yurdum insanı için biraz sıradan gelebilir.

Film gerçekten başarılı. Zayıf gördüğüm yerleri de yok değil, ama kurgu dahice. İzleyin, Ana Haber Bültenini mi izliyoruz yoksa, film mi izliyoruz, karıştırın.

Hayata İyi Seyirler...

27 Kasım 2012 Salı

"Iron Man 3" Geliyor Mu???

Piyasanın en iyi filmlerinin çizgi roman uyarlamalarının arasından çıktığını daha önce söylemiştik. Bu tür filmler her yönüyle en iddialı ve seyir keyfi en yüksek filmler oluyolar. Bunlardan biri de “Demir Adam” (Iron Man) serisi. Gelin filmlere şöyle bir bakalım.

Tony Stark - Iron Man
Serinin 2008 yapımı birinci filminde babasının dehasını aynen taşıyan mucit Tony Stark, yeni icat ettiği silahını tanıtmak için gittiği Afganistan'da, teröristler tarafından esir alınmıştı. Teröristler Stark'ı köhne bir labaratuvara kapatıp çok güçlü bir silah icat etmesi için tehtit etmişlerdi. Ancak Tony Stark, o labaratuvarda kendine demirden bir zırh yapmış, zırha roketler bağlamış. Sonra da bu zırhla oradan kaçmayı başarmıştı. İşte Demir Adam'ın başlangıcı böyle olmuştu.


iron man 2
Serinin 2010 yapımı ikinci filminde Tony Stark'ın egoları tavan yapmıştı. Ayrıca basından, kamuoyundan ve hükümetten baskı gören Stark, teknolojilerini askeriyeyle paylaşmaya zorlanmıştı. Bu paylaşım sonrası malum teknolojinin kötüye kullanılması sonucu işler sarpa sarmıştı. Bu işin içinden tek başına çıkamayan Ironman'i bu zor durumdan kurtarmak ise James Rhodes'a düşmüştü. James Rhodes adlı siyahi subay, başka bir Demiradam zırhı giymiş ve olayın seyrini değiştirmişti.
Mandarin

İşte size asıl bir haber. “Iron Man 3” geliyor. Yapımcılar, duracak değiller ya. Serinin 2013 ortalarına doğru (Mart – Mayıs arası) gösterime girecek olan filminde, tüm varlığı (özellikle labaratuvarları, teknik donanımı, vb diye tahmin ediyorum) yok edilen Tony Stark'ın küllerinden doğuş hikayesini izleyeceğiz. Bu kez Demir Adam'ın düşmanı, gelmiş geçmiş en büyük düşmanı olacak olan Mandarin olacak. 10 parmağında 10 yüzük olan, her yüzükte bir kötülük yapan Mandarin, Demir Adam'a hayatı dar edecek. Robert Downey Jr'ın canlandırdığı Demir Adam'ın karşısında bu kez Mandarin'i canlandıran Ben Kingsley duracak.

Kimliğini gizlemeyen, yüzünü maskelemeyen, hatta herkesçe tanınan popüler bir süper kahraman olan Tony Stark karakteri, en az Demir Adam kadar gösterişli ve görkemli bir karakterdir. 

Çizgi roman severlerin severek takip ettikleri Demir Adam serüvenlerinin üçüncüsünü ben de sizler gibi merakla bekleyeceğim.

Hayata İyi Seyirler...

26 Kasım 2012 Pazartesi

"Zamana Karşı" Yarış Kazanılabilecek Mi???

Kolunuzda bir saat olsa, ne kadar ömrünüz kaldığını gösterse ve hayattaki tek sermayeniz kalan saatleriniz ve dakikalarınız olsa ne yaparsınız???

2011 yapımı “In Time” (Zamana Karşı) adlı film, bize böyle bir dünyayı anlatıyor. Size senaryoyu anlatabilmem için önce kurgudan biraz bahsetsem iyi olacak. Gelecek zamanda geçen fantastik ve bilim kurgu türü hikayede, yaşam sistemi tamamen değişmiş vaziyettedir. İnsan ömrü suni olarak 25 yılla sınırlandırılmış olup, 25 yaşına gelen ve ekstra zamana sahip olmayan herkes ölmektedir. En yaşlı insan bile 25 yaş görünümündedir. Herkes kolunda 00 - 24 – 12 – 52 – 24 (25 yıl) şeklinde geri sayım ekranıyla doğar. İnsanlar bileklerini birbirlerine temas ettirerek ya da zaman yükleyicileri bileklerine koyarak zaman transferi yaparlar. Her türlü alışveriş, hediyeleşme, kredi çekme, hırsızlık, vb bu şekilde yapılmaktadır. Yani tek para birimi “zaman”dır.

Gelelim senaryoya. İşte böyle bir dünyanın varoş semtlerinde doğup büyümüş olan Will Salas, kıt kanaat sahip olduğu ekstra dakikalarla hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Bir akşam Will'in takıldığı mekanı “Dakika Adamlar” basar ve “120 yıl”ı olan bir adamın zamanlarını çalmaya kalkarlar. Will ise bu adamı kaderine terkedecek biri değildir. Canını ortaya koyup o adamı oradan kaçırır ve onu sabaha kadar güvenli bir yerde saklar. O adam ertesi sabah kolundaki tüm zamanı Will'e transfer ettikten sonra intihar eder. Adamın ölümüyle ilgili tek şüpheli ise Will'dir. Annesini de babasını da bu vahşi sisteme kurban vermiş olan Will'in ise, bu gidişe bir dur demek için yıllarca beklediği fırsat, kolundan yansıyan 130 yıldır.

Filmde Will Salas'ı Justin Timberlake oynuyor. Will'in peşindeki zaman polisini Cillian Murphy canlandırırken, Will Salas'ın zengin kız arkadaşı rolünde Justin'e Amanda Seyfried eşlik ediyor. Filmin yönetmeni ise “Simone, Terminal, Truman Show, Savaş Tanrısı” gibi pek çok filmde imzası bulunan Andrew Niccol'u görüyoruz.

Vahşi kapitalizmi çok farklı bir yolla eleştiren filmi izleyin. Kurgusu güçlü, senaryosu sıradan bir film. Ancak filmin bir dakikasından bile sıkılmayacağınıza eminim.

Hayata İyi Seyirler...

25 Kasım 2012 Pazar

"Thor" Asgard'a Dönebilecek Mi???

Dünyada yakışıklılığıyla ünlü kaç tane süper kahraman var? Ya da şöyle söyleyeyim: Sarışın tanrı. Hepiniz anladınız kimden bahsettiğimi: THOR.

İskandinav Mitolojisinin en güçlü tanrısı olan Thor, aynı zamanda çizgi roman dünyasının gözde en gözde kahramanlarından biridir. Çekiçli (mjolnir'li) kahramanın serüvenleri yıllarca sürmüş, çizgi roman severler tarafından büyük beğeniyle takip edilmiştir. Bu denli güçlü bir hikaye, elbette ki beyaz perdede de kendine yer bulmuştur.

2011 yapımı "Thor"a bir de yakından bakalım. Yaşadığı gezegende tanrı-kral olarak hayat süren Odin'in oğlu Thor, tıpkı babası gibi tanrısal özelliklere sahip olmakla birlikte güçlü bir savaşçı ve itibarlı gençtir. Ancak Asgard'lı Odin'in Jotunhein'lılarla zar zor sağladığı barışı, Thor, kardeşi Loki ve bir kaç arkadaşı bir çırpıda bozuverirler. Bu duruma çok sinirlnen Odin ve kendini savunmaya kalkan Thor arasında yaşanan gerginlik sonrası Kral Odin, oğlunun tanrısal güçlerini elinden alır ve Thor'u Dünya'ya sürgüne gönderir. Kendini sıradan bir insan olarak Dünya'da bulan Thor, sudan çıkmış balığa döner. Bu sırada yaşlı Odin rahatsızlanır ve koltuğa kendinin üvey evlat olduğunu yeni öğrenen Loki geçer. Loki'nin yüzleştiği gerçekler ve koltuk sevdası, Thor için zor günlerin başlamasına sebep olacaktır.

Film iyi başlamış, zayıf devam etmiş ve orta karar sonuçlanmış bir film. Hele Thor'un Dünya'daki hali, tam bir "Keloğlan Aramızda" klasiği. 

Filmde Thor'u Chris Hemsworth canlandırıyor. Thor'un babası Odin'e Antony Hopkins hayat verirken, Dünya gezegenindeki Jane Foster karakterini Natalie Portman oynuyor. Filmimiz sinemalarda 3D olarak gösterilen ilk filmlerden. Filmin yönetmeni Kenneth Branagh.
     
Filmi, aranızı iyi tutmaya çalıştığınız liseli oğlunuzla rahatlıkla izleyebilirsiniz. Yine de oğlunuza "Çekiç"i elinden alınmış bir adamın da hayatta başarılı olabildiğini dikte etmeye çalışmayın.

Hayata İyi Seyirler...
  

22 Kasım 2012 Perşembe

"Gerçeğe Çağrı"ları Kıyaslayalım mı?

Sinema sektörü her 10 senede bir çağ atlıyor. '70'leri filmleri 60'lardan, 80'lerin filmleri 70'lerden, 90'ların filmleri 80'lerden daha farklı. Milenyum'un filmleri ise gerçeten bambaşka. Bu kıyaslamayı en rahat, reprodüksiyonlarda (yeniden çekilen filmlerde) görüyoruz. Gelin sizinle 1990 ve 2012 yapımı "Gerçeğe Çağrı" (Total Recall) filmlerine bir bakalım.

1990 yapımı "Gerçeğe Çağrı"filminde, Douglas Quaid adlı karakterin hikayesini çok güçlü bir kurguyla ve iyi bir senaryoda izlemiştik. Diğer taraftan bilim kurgu türündeki filmin bilimi az, kurgusu çoktu. Filmde komplike hikayeler ve uçuk uçuk karakterlere şahit olmuştuk (mutasyona uğramış tuhaf insanlar gibi). Filmin plastik makyözü her kimdiyse, gerçekten çok başarılıydı. Başka bir açıdan değerlendirmeye devam edersek, o zamanki görsel efektlerin şu anki gibi olası zaten mümkün değil. Yine de o dönem için çok emek sarfedilmiş ve o fantastik dünya için iyi para harcanmış olduğu her halinden belliydi. Filmin başrolünde ise  o dönemin efsane aksiyon ve bilim-kurgu oyuncusu Arnold Schwarzenegger ve Sharon Stone oynuyordu.

Gelelim 2012 yapımı "Gerçeğe Çağrı" filmine. Bu kez, kurgusu aynı olmakla beraber bambaşka bir senaryoyla izliyoruz Douglas Quaid'in hikayesini. Ama daha bol aksiyonlu. Hatta bol bol aksiyonlu bir filmde. Neredeyse beş dakikada bir silahların patladığı bir bilim kurgu filminde. Üstelik çağın hızına gerçekten çok uygun. Yani çok hızlı. Hele o fantastik dünyada bir kovalamaca sahneleri var, "Takip sahnesi dediğin böyle olur" dersiniz. Öylesine güzel. Ancak öyle fantastik tiplere pek yer verilmemiş. O mutant dünyasından sadece bir tip (terbiyem gereği nasıl bir tip olduğunu yazamıyorum, bilenler bilir). Görsel efektlerin güzelliğinin tarifi yok, o ayrı konu. Bu filmin başrol oyuncusu ise Colin Farrell ve Jessica Biel. 

Ben her iki filmi de severek izledim. Ama yeni nesil "Gerçeğe Çağrı" filminin, yeni nesil izleyicileri daha çok tatmin tatmin edeceğini düşünüyorum.

İzlediğinizde bana katılacağınızı düşünüyorum.

Hayata İyi Seyirler...