17 Şubat 2016 Çarşamba

"Arthur" Çılgın Aşıklar İçin...

İş yerinde ciddi bir problemle karşı karşıyayım. Bütün günüm o meseleye kafa yormakla geçti. Gece bitkin halde yatağa girdim ama dön dön uyuyamadım. Kalktım TV 'yi açtım ve tam da yeni başlayan bir filme rastladım. Başladım izlemeye. Başlamak neyse de; sonuna kadar izledim. İşte o güzel oldu. Hadi filmi size de anlatayım.
Özet
2011 yapımı “Arthur” romantik komedi türünde. Hikayeye göre Arthur 30'lu yaşlarında ama işe yaramaz herifin tekidir. Her gece başka bir kadınla yatan bir alkoliktir. Bir kesere kulp olamadığı gibi bir aile de kuramamıştır. Varsa yoksa haz ve zevk için yaşamaktadır. Ne var ki şöyle bir ayrıcalığa sahiptir. Arthur zengindir. Hem de çok zengindir. Ama öyle böyle değil. Arthur bir dolar milyarderidir. İşte bu özelliği sayesinde kimse onu durduramamaktadır. Ne iş adamı kılıklı otoriter annesi; ne de annesi kılıklı otoriter dadısı. Bir gün Arthur'un annesi, onun bu savruk ve çılgın hayatına artık bir son verilmesi gerektiğini düşünür ve Arthur için onu adam edecek bir kız bulur. Arthur için zor günler başlamak üzeredir.
Künye
Filmde Arthur'u oynayan Russell Brand hariç herkes tanıdık. Hellen Mirren, Jennifer Garner, Greta Gerwig, Nick Nolte... Ve daha başka pek çok tanıdık oyuncu.
Yorum
Film çok şeker. Konusu çok basit. Sonu da belli. (Spoiler olmasın diye sadece girişin girişine değindim.) Ama film o kadar şeker işlenmiş ki seyretmeye doyamadım. Dolgu malzemeleri çok güzel. Espriler çok güzel. Neyse işte çok şeker film. Mutlaka izleyin. Hem de ERKEKLER! SİZ DE İZLEYİN! Zira erkeklere de hitap eden bir romantik komedi. İzleyin; gülün; eğlenin; sonra da rahat rahat uyuyun.
Hayata İyi Seyirler...
P.S. Şu, başta anlattığım konuya gelince... Kura kura bir çıkar yol buldum çok şükür ama tam olarak çözülünceye kadar kafamda bir çivi olarak kalacak...


7 Ocak 2016 Perşembe

Kaza Sonrası Rehabilitasyon Dönemi...

Merhaba sevgili okuyucularım,

Geçtiğimiz hafta cuma günü hayatımın en zor günlerinden birini yaşadım. Bir trafik kazası geçirdim. Kullanmakta olduğum araca motosikletli bir amca çarptı ve ne yazık ki olay yerinde hayatını kaybetti. Bu sebepledir ki tüm günüm karakolda, hastanede ve savcılıkta geçti. Günün bitiminde savcı bey talihsiz kazanın dosyasını inceledikten sonra beni salıverdi. Ama bu demek değildir ki olay orada kapandı ve bitti. Bir yılı aşkın sürecek bir kamu davası beni bekliyor. Dualarınız benimle olsun...

Kaza sonrası aldığım fiziksel ve ruhsal yaralanmalar sebebiyle bir kaç hafta işten uzaklaşmak zorunda kaldım. Bol bol ziyaretçim oluyor. Bana okumam için kitaplar getiriyorlar. Ya da beni kolumdan tutup bir yerlere götürüyorlar. Sağ olsunlar...

Ben de boş durmuyorum. Çocuklarımla ilgileniyorum. Ev halkının sevdiği yemekleri yapıyorum. Film izliyorum. Yani bir kaç tane izledim. Kimisi zorla götürüldüğüm sinemalarda. Kimisi film portalında. Size anlatmak isterdim filmleri uzuuuun uzuun. Ama yapamam. Sadece bahsedip geçeceğim. Kusura bakmayın...

Star Wars: Güç Uyanıyor

İzleyin. Eleştirilecek bir kaç noktası var gerçi. Kostümler zayıf. Soundtracklar pek akılda kalıcı değil. Senaryo Episode 4'e fazlaca benziyor. Yine de senaryo kalitesini 8. ve 9. filmleri izledikten sonra yorumlamak daha doğru olacak. 


Nadide Hayat

Basit ama şeker bir film. O kadının aynısından bizim evde de bir tane var. Canım annem. Çok şeker :)))


Lucy


Bilim kurgudan çok fantastik geldi bana. Çok isim yaptı. Ama bir Matrix değildi. 


Aşk Tarifi (No Reservations)

Komedi kanalında izlediğim dram filmi. İronik...


The Wedding Planner

Dünyanın en sıradan romantik komedilerinden...

Olağan Şüpheliler (Unusual Suspects)

Beşi de eskiden hırsızmış. Peki bu olayın şüphelisi hangisi??? Mutlaka izleyin. Bitip bitip tekrar başlayan bir film. 


American Sniper (Keskin Nişancı)

Filmin sonu pek tatmin edici değil ama izleyin.


Özetle böyle... Ben iyiyim. Daha iyi olacağım. Önce yaralarım iyileşecek. Sonra yeniden işe gideceğim. Yeniden araba süreceğim. Yeniden normal bir insan olacağım.

O zamana kadar Hayata İyi Seyirler...

2 Aralık 2015 Çarşamba

"Ölümsüz Polisler" Kapanmamış Hesaplar İçin...

TV'de zaping yaparken bir film gördüm ve sadece bir dakikasını izledim. Ve fakat o kadar kritik bir yerini izlemişim ki filmin tüm konusu o bir dakikanın içindeydi. Ben de filmi izlemeye karar verdim. Şimdi size de filmin o bir dakikasını anlatacağım.

Özet
2013 yapımı “Ölümsüz Polisler” (R.I.P.D.) adlı film fantastik bir aksiyon filmi. Hikayeye göre dfbkm^+%&%/)('^+oogfoğfgnkm ve bu yüzden Nick'in ortağı tabancasını çeker ve Nick'i öldürür. Bir anda kendini öbür dünyada bulan Nick hoş bir bayan polis tarafından sorgulanmaya başlar. Kadın polisin Nick'e bir teklifi vardır. Nick ya ölümü kabul edecektir; ya da dünyaya geri dönüp yargılanmaktan kaçan suçluları bulup adalete teslim edecektir. Nick düşünür; taşınır. Ölümü kabullenirse cehenneme gitme riskini de alması gerektiğini anlayınca dünyaya dönmeye karar verir. Tabi henüz kapanmamış hesapları da kapatmak Nick'in asıl hedefi olacaktır.

Künye
Filmde Nick'i Ryan Reynolds oynuyor. Kendisine Jeff Bridges ve Kevin Bacon da eşlik ediyor.

Yorum
Filmin konusu bence güzel. Ama film çok kötü. Animasyonlar ucuz. Ve yer yer tiksinç. Hikayenin sonu daha başından belli. Oyunculuklar desen Jeff Bridges hariç orta karar. Yani bence bir 10 yıl kadar sonra yeniden çekilmeli.

Kısacası filmi tavsiye etmiyorum. Tabi yine de siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Kesinlikle çocuklarla izlemeyin!!!

"Mad Max" Eski Mad Max'lere Bin Basan Mad Max...

Eşim benden habersiz ve bensiz bir film izlemiş. Kıyameti koparttım :))) O kadar çok söylendim ki zavallı adam aynı filmi benimle birlikte yeniden izlemeye razı oldu. Ama filmin sonunda şunu anladım: adam yeniden izlemeye razı olmamış; çünkü zaten gönüllüymüş :)))

Şu ikinci kez izlemeye değer filme bir bakalım

Özet
2015 yapımı “Mad Max” bilim kurgu türünde. Hikayeye göre -bundan yüzyıllar sonra- nükleer savaşlar artık bitmiştir. Ama artık hiç bir şey eskisi gibi değildir. Toprak asitlidir. Su temiz değildir. İnsanlar sağlığını kaybetmiştir. Teknoloji ve medeniyet dibe vurmuştur. Üstelik yepyeni bir tarikat doğmuştur. Etraf, bu oluşum için canını verecek beyni yıkanmış insanlarla doludur. Büyük patrona inanış sonsuzdur. Derken bir gün büyük patronun savaşçı kamyon şoförlerinden biri Furiosa başka bir kabileye petrol götürmek üzere yola çıkar. Ancak petrol meselesi sadece bir maskedir. Asıl kargo, “damızlık” diye adlandırılan doğurgan kadınlardır. İşin asıl yüzü ortaya çıktığında ise amansız bir kaçış başlayacaktır...

Künye
Filmde kamyon şoförünü Charlize Theron oynuyor. Ona kaçmasında yardımcı olacak kişi ise Mad Max diye bildiğimiz Tom Hardy. Bir de o beyni yıkanmış heriflerden birini canlandıran Nicholas Hoult.

Filmin yönetmeni ise George Miller ve ilginçtir ki kendisi bundan 40 yıl önce çekilen Mad Max'lerin de yönetmeni :)))

Yorum
Filmin ilk iki filmle alakası yok. Ben ilk iki filmi hiç beğenmemiştim ama bunun hastası oldum. Bir senaryo ancak bu kadar büyütülebilirdi. Yönetmeni yürekten tebrik ediyorum.

Filmin görselleri, kostümleri, makyajları, dekorları, müzikleri ve oyunculukları müthişti.

Senaryodaki o tarikat kurgusu ve onun beyin özürlü suisidal müritleri şahaneydi.

Hele savaş bandosuna bayıldım :)))

Filmi izleyin. Mutlaka izleyin. Hatta çevirin çevirin; bir daha izleyin. Zaten o zaman başta eşime ceza olacağını düşündüğüm şeyin neden ödüle dönüştüğünü anlarsınız :)))


Hayata İyi Seyirler...

"Mission: Impossible - Rogue Nation" İsmi Bile Sofistike...

Yaz tatilinde sinemada izlemek istediğim bir film vardı. Ama ha bugün ha yarın derken izleyememiştim; kalmıştı. Sonunda o filmi izleyebildim. Size de bahsedeyim.

Özet
2015 yapımı “Mission: Impossible- Rogue Nation” adlı film her zamanki gibi aksiyon türünde. Bu seferki hikayeye göre Görevimiz Tehlike ekibine CIA tarafından savaş açılmıştır. Ama öyle görevlerini kötüye kullandıklarından yada beceremediklerinden değil. Son derece kapalı ve gizemli bir organizasyon oldukları için. Denetim yada gözetim altında tutulamadıkları için. Bu yüzden Benji merkeze çekilmiştir. Brandt, soruşturma geçirmektedir. Ethan ise sırra kadem başmıştır. CIA ekibi bizimkileri resmen parça pinçik ettiğini zannetmektedir ama işin aslı tabi ki öyle değildir. Zira Görevimiz Tehlike ekibi gelmiş geçmiş en büyük hırsızlık operasyonuna karşı var olma savaşı yürütmekle meşguldür.

Künye
Filmdeki ekip bir önceki ekiple aynı. İlaveten bir tek Rebecca Ferguson'u görüyoruz.

Yorum
Film her zamanki gibi bol aksiyonlu. Hem de çok kaliteli aksiyon sahneleriyle dolu. Senaryo yoğun ve sofistike (bu kelimeye karşılık gelecek Türkçe bir kelime bilmiyorum. Bilen varsa söylesin.) Oyunculuklar da tamam. Ekip aynı olunca karakterleri kapmışlar iyice.

Filmi izleyin. Mutlaka izleyin. Tabi hala izlemediyseniz :)))


Hayata İyi Seyirler...

"Aşk ve Diğer Felaketler" Felaket!!!

Uykusu problemli bir insanım. Hayatım boyunca yastığa beş kala uyuyanları kıskandım. Çok zor dalarım; gece boyu elli kere uyanırım; bazen de uyanınca bir daha uyuyamam. İşte böyle zamanlarda -yani bir daha uyuyamadığım zamanlarda- bir film açarım. Gecenin sessizliğinde sakin sakin izlerim.

Üç gün önce yine benzer bir şey oldu. Gecenin üçünde uyandım ve bir daha uyuyamadım. O saatte kafam ağır bir film kaldıracak halde değildi. Ben de bir romantik komedi açtım. Ama ne kötüdür ki yine erotik komedi çıktı.

Size filmden bahsedeyim.

Özet
2006 yapı “Aşk ve Diğer Felaketler” (Love and Other Disasters) adlı film (sözde) romantik komedi türünde. Hikayeye göre Emily, Vogue dergisinde moda asistanı olarak çalışmaktadır. Çok neşeli, çok tatlı ve, çok çocuksu ve çok çekici bir kişiliğe sahiptir. Ancak özel hayatı biraz karışıktır. Eski sevgilisiyle ara sıra birlikte olmaktadır. Aşktan uzak ve risksiz bir beraberlik Emily için oldukça caziptir. En yakın arkadaşı alkolik bir şairdir. Ev arkadaşı ise bir hemcinseldir (bu kelimeyi ben buldum :)))). Bu kadar karışıklığın içinde bir de Arjantinli genç bir fotoğrafçıyla arkadaşlık etmeye başlar. Üstelik bizim şaşkın kız, Arjantinlinin hemcinsel olduğunu sanırken aslında Arjantinli hemcinsel değildir.

Künye
Filmde tanıdığım tek bir kişi bile oynamıyor. Yapımcısını, yönetmenini ve senarisitini de tanımıyorum.

Yorum
Film elbette ki asla bizim kültürümüzle bağdaşan bir film değil. Ve hatta aslen hiç bir kültüre hitap eden bir film değil. Ama ne ilginçtir ki film boyunca çok güzel değerlendirmeler ve mesajlar var. Filmdeki herkes adeta bir dahi. Yorumlar çok güzel. Zaten bu yüzden filmi kapatamadım. Ama tavsiye eder miyim? Hayır! Bu tür filmleri asla tavsiye etmem. Yine de izlemek isterseniz; uykusuz geçen bir gece için çare olabilir. Bir şey diyemem.

Hayata İyi Seyirler...


P.S. Filmin sonunda iki konuk oyuncu var. Filme renk katmışlar. Küçük bir sahne ama şeker bir sahne...

16 Kasım 2015 Pazartesi

"Ant-Man" Son Zamanlardaki En Güzel Marvel Filmi...

En son Age of Ultron'ı izlediğimden beri bir daha Marvel filmlerine tövbe etmiştim. Ama yeminimi çiğneyip bir daha izledim. Pişman değilim :)))

Beni pişman etmemiş olan şu filme bir bakalım.

Özet
2015 yapımı "Ant-Man" bilim kurgu türünde. Hikayeye göre Scott, ceza evinden yeni tahliye edilmiş bir hırsızdır. Ama öyle böyle bir hırsız değil. Dünyanın en iyi hırsızlarından... Scott'ın bir de dünya tatlısı bir kızı vardır ama kızın annesi kızı Scott'tan uzak tutmaya çalışmaktadır. Scott, kızı için ne kadar düzgün bir adam olmaya çalışsa da bozuk sicili yüzünden her yerden kovulur. Beş parasız kalan adam, en iyi (?) arkadaşlarının yeni iş teklifini kabul etmek zorunda kalır. Yani yine hırsızlık yapacaktır. Ama bu kez girdiği evin kasasından ne para çıkar, ne senet, ne de çek... Motosikletçi kıyafetine benzer bir adet kostüm çıkar. Hay lanet olsundur. Ama Scott'ın aklına birden bire tuhaf bir soru gelir. Bu kostüm neden kasada saklanmıştır???

Künye
Filmde Scott'ı Paul Rudd oynuyor. Kostümün asıl sahibini Michael Douglas ve onun kızını da Evangeline Lilly canlandırıyorlar.

Yorum
Filmi çok beğendim. Film boyunca çok eğlendim ve bir an bile sıkılmadım. Bu kadar çocukça bir karakter bu kadar büyük bir filme konu oluyorsa bu iş bayağı ciddiye alınmış demektir. Açıkçası Kaptan Amerika 2'den beri izlediğim en iyi Marvel filmi. Yönetmeni yürekten tebrik ediyorum.

Mutlaka izleyin. Beğeneceksiniz.

Hayata İyi Seyirler...

11 Kasım 2015 Çarşamba

"John Wick" Suç Dünyasında Yeni Bir Dünya...

Bence bir oyuncunun başına gelebilecek en kötü şeylerin listesini yapsak bence Top 5'e şunlar girer: 1) Oynayacak film bulamamak 2) Oynayamamak 3) Oynadığı film tutmamak 4) Unutulmak 5) Hep aynı rolle hatırlanmak.

Bence Keanu Reeves'ün başına bunlardan beşincisi geldi. Matrix'in Neo'su, ya da Mr Anderson'ı Keanu Reeves'e yapıştı.

Zavallı adam çok iyi projelerde oynuyor. Hem başrolde. O kadar başrolde ki neredeyse yardımcı erkek oyuncu rolünü de kendisi oynuyor. Ama seyircinin gözünde o hala Neo.

Beyefendi yine tüm rolleri kendisine ait bir filmde oynadı. Hadi şu filme bir bakalım.

Özet
2014 yapımı “John Wick” aksiyon türünde. Hikayeye göre John Wick eski bir tetikçidir. John bir kaç sene önce güzel bir kadınla tanışmış, onunla evlenmiş ve mutluluğu bulduğunu düşünerek pis işleri bırakmıştır. Ancak Wick'in saadeti fazla uzun sürmez. Biricik karısının amansız bir hastalığa kapılıp ölmesi sonucu Wick'in hayatı kararır. Ancak karısı kocasının hayata küseceğini düşünerek büyük bir sürpriz hazırlamıştır. Cenazenin kalktığı gün Wick'e bir kargo gelir. Kargodan sevimli mi sevimli, şirin mi şirin bir köpek çıkar. Wick bu sevimli köpeği bağrına basar ve teselliyi onda bulur. Ancak bir kaç gün sonra bir kaç araba hırsızı John'ın arabasını çalmak için John'ın evine dalarlar ve çıkan arbede sonucu John'ın o biricik köpeği ölür. İşin ucunun araba kasaplığına vardığını anlamak Wick için zor değildir. Geriye yapılacak tek bir iş kalır: Köpeğin intikamını almak.

Künye
Filmde çok ünlü isimler var. Wick'i -tahmin edeceğiniz gibi- Keanu Reeves oynuyor. Kendisine Michael Nyqvist ve Willem Dafeo eşlik ediyorlar.

Filmin yönetmenleri Chad Stahelski ve David Leitch'in ilk yönetmenlik deneyimleri. Ama beyefendiler aslında sevdiğimiz onlarca filmde (Açlık Oyunları, Dövüş Kulübü, 300 Spartalı gibi) yardımcı yönetmenlik yapmış iki iyi arkadaşlar.

Yorum
Film çok güzel. Konusunun öyle basit olduğuna bakmayın. Çok güzel. Espriler çok komik. Hatta pek çok komedi filmindekinden daha fazla komik espri var ve ben bile bu sahnelerde oturduğum yerden "Eyyyvah Eyvah" demeden geçemedim.

 Suç dünyasıyla ilgili yaratılmış dahiyane bir de senaryo var. İlk kez gördüğümüz türden. Adeta yepyeni bir racon kesiliyor. 

Başta da bahsettiğim gibi; Keanu Reeves yine güzel bir senaryo seçmiş ve işin hakkını vermiş. John Wick karakteri ne "Matrix"teki Neo gibi şaşkın; ne de "47 Ronin"deki Kai gibi ezik. Gayet dik duruşlu ve karakterli. Ama nasıl oluyorsa üç karakterin de mimikleri aynı. Tek fark sakal ve dekor :)

Ben filmi çok beğendim. Aksiyon seviyorsanız mutlaka izleyin. Sevmiyorsanız da bu filme bir ayrıcalık tanıyın ve siz de mutlaka izleyin.


Hayata İyi Seyirler...

P.S. "John Wick 2" de çekiliyor. Bilin istedim...

"Ex Machina" Yine bir Yapay Zeka Filmi...

Şu, yapay zeka filmleri bitmedi; bitmeyecek... Her sene en az bir iki tane çıkıyor. Meraktan hepsini de izliyoruz. Başımıza ne geleceğini anlamaya çalışıyoruz. Her seferinde de korkuyoruz;işte o kötü oluyor. :)))

Bu türlerden bir tanesini daha izledik. Size filmi anlatayım.

Özet
2015 yapımı "Ex Machina" adlı film bilim kurgu ve gerilim türünde. Hikayeye göre Caleb, genç bir yazılımcıdır. Caleb, çalıştığı şirketin düzenlediği bir yarışmaya katılır ve birinci olur. Ödülü ise şirket sahibi Nathan tarafından bir hafta ağırlanmak ve bir deneye dahil olmaktır. Caleb tasını tarağını toplar ve Nathan'ın malikanesine gider. Patron, vakit kaybetmeden konuya girer. Mesele basittir. Patron bir tür yapay zeka icat etmiştir ancak zekanın çalışma seviyesinden emin olamamıştır. Caleb'ın görevi ise sistemin açığı var mı yok mu diye sorgulamak olacaktır. Bunu yapmanın tek yolu ise dişi robot görünümlü yapay zeka "Havva" ile sohbet etmekten geçmek olacaktır..

Künye
Filmde topu topu 3-5 kişi oynuyor. Bunlardan Caleb'ı daha önce de çok iyi filmlerden tanıdığımız Domhnall Gleeson oynuyor. Nathan'ı ise Oscar Isaac canlandırıyor. Dişi robot Havva ise Alicia Vikander'de hayat buluyor.

Filmin senaristi ve yönetmeni ise bilim kurgu dahisi Alex Garland. Kendisi aynı zamanda "Yargıç Dredd" ve "Gün Işığı" filmlerinin de yönetmeni.

Yorum
Ben filmi çok beğendim. Hele sonu, bitirdi beni. Ha biraz ağır aksak ve soğuk gidiyor. Ama birbirine tamamen yabancı üç karakterin -bir patron, bir çalışan, bir robot- aynı evde bir hafta geçirdiğini var sayarsak normal tabi. 
Bir de filmin sonundan daha çok tat almak istiyorsanız eğer; film boyunca verilen gizli mesajları toplayın. O zaman daha bir keyifli oluyor.

Eğer daha önce "Her" (Aşk) gibi, Automata gibi filmleri beğendiyseniz; bunu da beğenirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...


8 Kasım 2015 Pazar

"Exodus: Tanrılar ve Krallar" Sözde Musa'nın Hikayesi...

Peygamberlerle ilgili filmler öyle zannediyorum ki çok ilgi çekiyor. Tanrısal mucizelerin ekrana yansıtılması yapımcıları heyecanlandırıyor olabilir. Buraya kadar meseleyi anlıyorum. Peki neden gerçekleri değiştiriyorlar; işte onu anlamıyorum.

Önce değiştirilmiş gerçeklere bir bakalım. Sonra da gerçekleri ortaya çıkaralım.

Özet
2014 yapımı "Exodus: Gods and Kings" (Exodus: Tanrılar ve Krallar) adlı film fantastik bir tarih filmi. Hikayeye göre Exodus, antik Mısır'da firavunun sağ kolu olarak görev yapmakta olan bir generaldir. Firavunun oğlu Ramses'le birlikte büyümesi ve Ramses'in en iyi arkadaşı olması da Exodus'un itibarını iyice artırmıştır. Yaşlı firavun da Exodus'taki cevheri görmüş olacak ki ölüm döşeğindeki son arzusu kendi oğlu Ramses'in değil, Exodus'un başa geçmesini dilemek olmuştur. Buna bir de baş büyücünün kehaneti eklenince (izleyince görebilirsiniz) işler sarpa sarmaya başlamıştır. İşte bundan sonra Mısır ikiye bölünmüştür. 1) Aslen bir İbrani köle olan Exodus'un başa geçmesini isteyen İbraniler. 2) Tanrı kral firavunun tanrılığına devam etmesini isteyen zenginler. İşte Musa-Firavun kıssası filmde bu şekilde başlıyor.

Künye
Filmde çok sayıda ünlü oyuncu görüyoruz. Bunlardan Exodus'u Christian Bale oynuyor. Ramses'i ise Joel Edgerton canlandırıyor.

Yorum
Film, tam bir Hollywood görsel şöleni. Filmdeki ihtişam muhteşem. Yüzüklerin Efendisiyle bile rahatlıkla kapışır. O kadar söylüyorum.

Ama o konu ne öyle arkadaş! 
*Kur'an'da en çok değinilen peygamber Musa iken ve Yahudilerin hikayesi saf 702 ayette anlatılırken (yani Kur'an'ın % 10'undan fazla) nasıl olur da olay bu kadar çarpıtılır? 
*Hz. Asiye'ye nasıl olur da öyle bir iftira atılır? 
*Musa'nın peygamber olmadan önce sırf kendinden değil diye Kıpti'yi öldürmesi ve pişmanlıktan perişan olması hiç mi kayda değer değildir?
*Denizin yarılması olayı nasıl böyle bir sahneyle gösterilir? 
*Denizin yarılması vakasından sonra Ramses nasıl olur da... (spoiler yok)? 
*Musa'nın asası meselesine hiç mi değinilmez? 
*Musa'nın büyücülerle kapışması ve büyücülerin müslüman olması nasıl olur da görmezden gelinir?  

Diğer taraftan bazı gerçeklere de değinilmemiş değil.
*Musa'nın saraya geliş hikayesi
*Mısır halkının türlü türlü doğal felaketlere uğraması
*Musa'nın bir aile kurması ve çoluk çocuğa karışması 
*Musa'nın İbranileri Kenan diyarına götürmesi gibi...

Peki filmi izleyelim mi? İzleyecekseniz, izleyin tabi. Ama sonra asıl gerçekleri mutlaka araştırın ve öğrenin. Hiç değilse kaybettiğiniz zamanı telafi etmiş olursunuz.

Hayata İyi Seyirler...