macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2017 Cuma

"Sully" Şu Kimsenin Ölmediği Uçak Kazası...

Sıradan insanların büyük kahramanlıklar gösterdiği hikayeler çok dokunaklı oluyor. İşte o tür filmlere bir örnek...
ÖZET
2016 yapımı "Sully" adlı film dramatik bir olayın değerlendirmesini yapıyor. Hikayeye göre Chesley Sullenberger (Sully) adlı tecrübeli pilot, mürettebatıyla birlikte 155 kişilik bir uçağı New York'tan havalandırır. Ancak daha bir kaç dakika sonra uçak kuş sürüsüyle çarpışır ve kanatlardaki iki motor da ölür. Uçak, hava alanına dönemeyecek kadar bitik vaziyettedir. Tecrübeli Pilot Sully, yardımcı pilotuyla birlikte tez ve riskli bir karar alıp uçağı Hudson nehrine indirmeyi başarır. Bu sarsıcı ama başarılı iniş sayesinde 155 kişi de sağ kurtulur. Ama Sully ve yardımcı pilot şimdi 155 kişinin canını tehlikeye atmakla suçlanmaktadırlar. İki pilotun yargı süreci işte böyle başlamıştır.

KÜNYE
Filmde Sully'yi Tom Hanks ve yardımcı pilotu da Aaron Eckhart oynuyorlar. Filmin yönetmeni ise Clint Eastwood. Filmin bir kaç sene önce yaşanmış gerçek bir hikayeden uyarlandığını söylemeye gerek yok herhalde. AAA! Söyledim :)

YORUM
Hikaye gerçekten çok dokunaklı. Ne yaparsanız yapın; illa ki iş bilmez birine kendinizi anlatmak zorunda kalabilirsiniz. Burada da tecrübeli pilotun başına gelen odur...

Filmde bir kaç boş sahne var. Yolcuların uçağa binme sahneleri biraz gereksiz olmuş.

Bir sondan bir baştan anlatıldığı için takip etmesi zaman zaman zorlaşabiliyor. Ama basit bir hikaye olduğu için kolay anlaşılıyor. 

Filmin işlenişi çok hoş. Yolcuların yaşadıklarından ziyade. pilotların yaşadıklarına odaklanmak daha güzel olmuş. 

Ben beğendim. Mutlaka izleyin derim.

Hayata İyi Seyirler..

P.S. Hikayenin gerçek kahramanı Bay Sullenberger daha sonra Amerikan Parlamentosunda parlamenter olarak seçilmiştir. 

27 Aralık 2016 Salı

"Kara Deniz" Yine Bir Deniz Macerası...

Jude Law'ı bilirsiniz. Adamı izleyip de sevmeyen yok gibidir. Her sene bir film çeker. Her seferinde bambaşka bir karakteri canlandırır. Ama hiç bir filmde önceki rollerini sergilemez. Asla kendini tekrar etmez. Hatta çoğu filmde Jude Law izlediğinizi farketmezsiniz bile. Çünkü Jude Law o kişiye dönüşür. Hiçbir rol, üstüne yapışmaz sizin anlayacağınız. Bence bu müthiş bir şey.

Beyefendinin bambaşka bir rolde oynadığı bir filme bakıyoruz şimdi.

the black sea the movie ile ilgili görsel sonucuÖZET
2015 yapımı “Karadeniz” (The Black Sea) adlı film bir macera filmi. Hikayeye göre Robinson, sürpriz bir şekilde işten çıkarılmış bir denizaltı kaptanıdır. Oysa ki yıllardır aynı şirket için çalışmıştır ve hatta ailesini bile ihmal etmiştir. Robinson'ın morali çok bozuktur ve paraya da ihtiyacı vardır. Tam da o sıralarda para babası bir patrondan yasadışı bir iş teklifi gelir.:Hayalet bir tayfa ile birlikte yasadışı bir denizaltına binerek Karadeniz'in derin sularına batmış bir Nazi denizaltından Nazi altınlarını çıkarma operasyonu. Kaptan Robinson teklifi derhal kabul eder. Hemen ardından Ruslardan ve Amerikalılardan oluşan mürettebatla birlikte Karadeniz'in soğuk ve sularına doğru yola çıkılır. Peki acaba Nazi altınlarına ulaşılabilecek midir???

KÜNYE
Filmin ağa babası Tabi ki Jude Law. Gerisi teferruat.

YORUM
Film kesinlikle kadınların seveceği bir film değil. Zira empati duyulacak sahne sayısı sadece bir. O da toplam bir dakikalık bi şey.


Daha ilginci erkeklerin seveceği bir film de değil. Mürettebat o kadar gerzek ki adamları evire çevire dövesin gelir. Ama Kaptan Robinson güzel bir karakter. Mükemmel değil ama fena da değil. Pek aklı başında bir kaptan değil.  En azından Jude Law'ın oyunculuğu sayesinde büyümüş bir karakter.

Ha Jude Law için izlenir mi? İzlenir. Tabi yine siz bilirsiniz.


Hayata İyi Seyirler...

P.S. Kolstrofobiler kesinlikle izlemesin!!!

20 Mayıs 2016 Cuma

"The Wild" Bir İçsel Yolculuk Filmi...


Yine bir iç yolculuk hikayesi...

Özet
2014 yapımı “The Wild” adlı film biyografi türünde. Hikayeye göre Cheryl genç bir kadındır ve hayatın her alanında başarısızdır. Annesinin ölümüydü, boşanmasıydı, uyuşturucuydu, çocuk aldırmasıydı derken kendisinin bile tiksindiği iğrenç bir kadına dönüşmüştür. Bu yüzden hayattan kaçmak için bir yola çıkar. Dağa doğrusu vahşi doğaya doğru bir yolculuğa. Tabi bu yürüyüş aslında onun dış dünyaya değil; kendi iç dünyasına yapacağı bir yolculuğa dönüşecektir.

Künye
Filmde ana karakteri Reese Witherspoon oynuyor. Hanımefendi bu rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Oscarına aday oldu.

Yorum
Aslında iç yolculuk filmleri güzel olur ama bu film bence o kadar iyi işlenememiş. Kadının dibe vuruşu çok daha dramatik verilebilirdi. Dibe vuruş zayıf zayıf olduğu için yukarı çıkış da zayıf olmuş. Bence izlenecek fazla bir şey yok. Yine izlemek isterseniz; siz bilirsiniz.

Hayata İyi Seyirler...

2 Aralık 2015 Çarşamba

"Mission: Impossible - Rogue Nation" İsmi Bile Sofistike...

Yaz tatilinde sinemada izlemek istediğim bir film vardı. Ama ha bugün ha yarın derken izleyememiştim; kalmıştı. Sonunda o filmi izleyebildim. Size de bahsedeyim.

Özet
2015 yapımı “Mission: Impossible- Rogue Nation” adlı film her zamanki gibi aksiyon türünde. Bu seferki hikayeye göre Görevimiz Tehlike ekibine CIA tarafından savaş açılmıştır. Ama öyle görevlerini kötüye kullandıklarından yada beceremediklerinden değil. Son derece kapalı ve gizemli bir organizasyon oldukları için. Denetim yada gözetim altında tutulamadıkları için. Bu yüzden Benji merkeze çekilmiştir. Brandt, soruşturma geçirmektedir. Ethan ise sırra kadem başmıştır. CIA ekibi bizimkileri resmen parça pinçik ettiğini zannetmektedir ama işin aslı tabi ki öyle değildir. Zira Görevimiz Tehlike ekibi gelmiş geçmiş en büyük hırsızlık operasyonuna karşı var olma savaşı yürütmekle meşguldür.

Künye
Filmdeki ekip bir önceki ekiple aynı. İlaveten bir tek Rebecca Ferguson'u görüyoruz.

Yorum
Film her zamanki gibi bol aksiyonlu. Hem de çok kaliteli aksiyon sahneleriyle dolu. Senaryo yoğun ve sofistike (bu kelimeye karşılık gelecek Türkçe bir kelime bilmiyorum. Bilen varsa söylesin.) Oyunculuklar da tamam. Ekip aynı olunca karakterleri kapmışlar iyice.

Filmi izleyin. Mutlaka izleyin. Tabi hala izlemediyseniz :)))


Hayata İyi Seyirler...

16 Kasım 2015 Pazartesi

"Ant-Man" Son Zamanlardaki En Güzel Marvel Filmi...

En son Age of Ultron'ı izlediğimden beri bir daha Marvel filmlerine tövbe etmiştim. Ama yeminimi çiğneyip bir daha izledim. Pişman değilim :)))

Beni pişman etmemiş olan şu filme bir bakalım.

Özet
2015 yapımı "Ant-Man" bilim kurgu türünde. Hikayeye göre Scott, ceza evinden yeni tahliye edilmiş bir hırsızdır. Ama öyle böyle bir hırsız değil. Dünyanın en iyi hırsızlarından... Scott'ın bir de dünya tatlısı bir kızı vardır ama kızın annesi kızı Scott'tan uzak tutmaya çalışmaktadır. Scott, kızı için ne kadar düzgün bir adam olmaya çalışsa da bozuk sicili yüzünden her yerden kovulur. Beş parasız kalan adam, en iyi (?) arkadaşlarının yeni iş teklifini kabul etmek zorunda kalır. Yani yine hırsızlık yapacaktır. Ama bu kez girdiği evin kasasından ne para çıkar, ne senet, ne de çek... Motosikletçi kıyafetine benzer bir adet kostüm çıkar. Hay lanet olsundur. Ama Scott'ın aklına birden bire tuhaf bir soru gelir. Bu kostüm neden kasada saklanmıştır???

Künye
Filmde Scott'ı Paul Rudd oynuyor. Kostümün asıl sahibini Michael Douglas ve onun kızını da Evangeline Lilly canlandırıyorlar.

Yorum
Filmi çok beğendim. Film boyunca çok eğlendim ve bir an bile sıkılmadım. Bu kadar çocukça bir karakter bu kadar büyük bir filme konu oluyorsa bu iş bayağı ciddiye alınmış demektir. Açıkçası Kaptan Amerika 2'den beri izlediğim en iyi Marvel filmi. Yönetmeni yürekten tebrik ediyorum.

Mutlaka izleyin. Beğeneceksiniz.

Hayata İyi Seyirler...

15 Temmuz 2015 Çarşamba

"Sakin Batı" İsmine Aldanmayın...

Kovboy filmlerinin izleyici kitlesi epeyce geniş olacak ki neredeyse tüm aktörlerin kovboy filmleri çıkıyor. Yine yenilerde gösterilmiş bir kovboy filminden bahsedeceğim size...

Özet
2015 yapımı "Slow West" (Sakin Batı) adlı film western macera türünde. Olay 1815 yılında geçmektedir. Hikayeye göre aslen İskoçlaylı genç bir soylu olan Jay, biricik aşkının peşinden Amerika'ya gelir. Bir atın sırtında yol bilmez iz bilmez vaziyette kızı ararken karşısına bir kelle avcısı çıkar: Silas. Kelle avcısı Silas para 100 dolar karşılığında Jay'i kıza götürebileceğini söyler. İşte ikilinin dramatik yolculuğu böyle başlar.

Künye
Filmde Jay'i Kodi Smit-McPhee oynuyor. Silas'ı ise Michael Fassbender canlandırıyor. 

Yorum
Film gerçekten "yavaş batı". Ama hiç de "sakin batı" değil. Bilakis her zamanki gibi"vahşi batı". Çok ilginç bir çalışma olmuş. Hikayesi de ibretlik bir hikaye. İzleyin. Bir şeyler öğrenebilirsiniz.

Hayata İyi  Seyirler...

26 Haziran 2015 Cuma

"Zaman Makinesi 1973" Çok Şeker Bir Film...

Bu arada memlekette izlemeyen adam kalmadı artık ama yine de bahsetmek istiyorum. Çünkü çok şeker bir film.

Özet
2014 yapımı "Zaman Makinesi 1973" adlı film komedi türünde. Hikayeye göre Tolga, zengin bir ailenin şımarık küçük oğludur. Tolganın babası Ali Rıza ölüm döşeğindedir ve gider ayak servetini kimlere bağışladığını açıklar. Ailedeki herkes bu güçlü mirastan beklediği gibi payını almıştır. Ancak Tolga'ya fi tarihinden kalma bir Anadol araba kalmıştır. Tolga bu duruma ve daha çok da babasına çok sinirlenir. Ama yapacak bir şey yoktur. Tabi arabaya binmekten başka...

Künye
Filmde Tolgayı Gürgen Öz oynuyor. Tolga'nın geçmişte aşık olacağı çiçek kız Yasemin'i ise Seda Bakan canlandırıyor. 

Yorum
Film basit ama çok şeker. 
Espri ögeleri tam olarak biz Türklere göre. Hatta eğer 30-40 yaşlarınızda değilseniz esprileri anlamayabilirsiniz bile.

Ama film çok şeker. Mutlaka izleyin derim. Tabi sağır sultan değilseniz:)))

Hayata İyi Seyirler...

"Budala Dedektif" İki Komik Film...

Ben daha orta okuldayken bu filmlerin video kasetleri vardı bizde. Hem de dublajsız ve alt yazısız orijinal dilinde. Kaç kere izledim ve kaç kere güldüm aynı filmlere bilemiyorum. Şimdi çocuklarıma da izletiyorum ve hep birlikte gülüyoruz. Hadi şu filmlere bir bakalım.

Ace Ventura: Hayvan Dedektifi (1994)

Ventura bir hayvan dedektifidir. Kaçırılan yada kaybolan evcil hayvanları sahiplerine ulaştırarak geçimini sağlamaktadır. Kıvrak zekası sayesinde genellikle meseleleri kolaylıkla çözer. Ama süper kupa maçından hemen önce kaçırılan Kartanesi adlı maskot yunusu, Ace Ventura'yı biraz uğraştıracaktır.

Budala Dedektif Afrika'da (1995)

Ventura bu kez bir kunduzu kurtarmaya çalışırken başarısız olur ve kunduz ölür. Bir müddet inzivaya çekilen Ventura, Afrika'da kaçırılan çok kıymetli bir beyaz yarasayı bulmak üzere yola koyulur.

Künye
Her iki filmin de starı (benim de hayranı oludğum) Jim Carrey.

Yorum
* Bence birinci film ikinciden iyi. Ama her iki film de çok eğlenceli.
* Senaryoları da çok güçlü.
* Oyunculukları da çok güçlü. Reytingleri ise nedense orta karar. Ara sıra fantastik ögelere kaçtığı için muhtemelen.
* Bence mutlaka izlenmeli. Çocuklarınıza izletecekseniz, önce sizin izlemenizi tavsiye ederim.

27 Ekim 2014 Pazartesi

"Hesaplaşma Zamanı" Komedi Türünde Boks Filmi...

Ne derler? Yata r ayak bir filme denk geldim. İki eski boksör... Yok yok iki eski aktör... Yok gene olmadı! İki "usta boks aktörü"... Heh tamam şimdi oldu:))) İşte onların oynadığı bir filme yatar ayak. "5 dakka daha, 10 dakka daha" derken filmin sonunu getirdik küçük oğlumla. Hadi filmi anlatayım size...

Özet
2013 yapımı "Hesaplaşma Zamanı" (Grudge Match) adlı film macera komedi türünde bir boks filmi. Hikayeye göre Razor (Stallone) ve Billy (De Niro) çok eski iki boksördürler. Ancak bu ikisinin arasında 30 sene öncesine dayanan bir husumet vardır. Kadın meselesi yüzünden diyelim ;) Aradan bu kadar uzun zaman geçmiş olmasına rağmen Razor olayı unutamamıştır. Çünkü hayatı fazlasıyla ciddiye alan biridir. Billy ise olayı daha ertesi gün unutmuştur. Çünkü o da hayatı fazlasıyla hafife alan biridir. Bu ikisinin yolları yıllar sonra yeniden kesişir ve aralarında çıkan kavga youtube'a yansır. Bu video sosyal medyada çok tutunca yapımcılar paranın kokusunu alır ve bir maç ayarlanır. İşte üç ay sürecek olan maça hazırlık süreci, hem beyefendileri bize tanıtacak; hem de bizi güldürecektir.

Künye
Filmde boksörleri kimlerin oynadığı belli. O malum kadını ise Kim Basenger oynuyor.Filmin yönetmeni Peter Segal'i ise "Asabiyim" yada "50 İlk Öpücük" gibi filmlerinden tanıyoruz (ki bu filmin reytingleri de tarzı da diğerleriyle tıpatıp aynı).

Yorum
Açıkçası filmin bok filmi olduğunu ve boksörlerin de malum beyefendiler olduğunu görünce bir an "Rocky ile La Motta'nın kapışması olabilir mi acaba???" dedim ama alakası yokmuş. Yıkıldım desem yeri yani. 

Onun dışında komik sayılabilecek ögelere sahip tatlı bir film. Hatta Billy'nin o soğuk şakaları bile güldürüyor insanı.

Boş bir zamanda bir kereliğine izlenecek şeker bir film. Yani ihtiyarları izleyin, gülün derim. 

Hayata İyi Seyirler...

21 Eylül 2014 Pazar

"Yarının Sınırında" Ya Günü Sıfırlayabilseydik???

Ne okulların açılması, ne de taşınma telaşı... Hiç biri beni durdurmaya etmedi. Sadece biraz yavaşlattı. İki haftada üç film izledim ve onları yazmak için daha şimdi fırsat bulabildim. Hadi size önce en çok beğendiğim filmi anlatarak başlayayım.

Özet
2014 yapımı “Edge of Future” (Yarının Sınırında) adlı film bilim-kurgu komedi türünde. Hikayeye göre Dünya, yarı canlı, yarı robotik vahşi bir yaratık sürüsünün saldırısı altındadır. Yaratıklar büyük başkentlerin hemen hemen hepsini ele geçirmişlerdir. Tabi bu sırada Amerikan ordusu da boş durmamış ve askerleri için robotik zırhlar geliştirmiştir.  ise Amerikan ordusu için gönüllü askerler toplayan son derece prezantabl bir subaydır. Bir gün Subay Cage, Genelkurmay başkanıyla bir sebeple ters düşer ve bir anda kendini cephede bulur. Hem de “piyade er” olarak. Robotik zırha ve yaratıkların hızına ayak uydurmayan Cage savaşın tam ortasında, oracıkta ölür. Ancak bu ölüm ona “günü sıfırlama yeteneği” kazandırmıştır.

Künye
Filmde Cage'i Tom Cruise oynuyor. Kendisine Emily Blunt eşlik ediyor. İtiraf etmeliyim ki hanım efendi çok güzelleşmiş ve rolüne çok yakışmış. Çok beğendim. Filmin yönetmeni ise "Mr & Mrs Smith" ve "Bourne" filmlerinin yönetmeni de olan Doug Liman. (Beyefendiyi can-ı gönülden taktir ediyorum.)

Yorum
Film çok komik. Komedi filmlerden daha komik. Hatta o kadar ki bilim kurgu filminden çok komedi filmi olarak nitelendirilmeli ve listelerde en üst sıralara konmalı. Bilim kurgu sevmiyor olsanız bile mutlaka izleyin. İzleyin ve çok eğlenin.

Eğer “Pers Prensi”, “Deja Vu” ve “Kelebek Etkisi” gibi filmleri beğendiyseniz bunu da bayılırsınız.

Hayata İyi Seyirler...

25 Haziran 2014 Çarşamba

"Sona Doğru" Yine Bir Survivor Hikayesi...

Arkadaş dün bir film izledik, bence filmi boşuna sesli film yapmışlar. Film bildiğin sessiz film kategorisinde. Hangi filmmiş anlatayım.

Özet
2013 yapımı "All Is Lost" (Sona Doğru) adlı film dramatik bir macera filmi. hikayeye göre adamımız (adamımız diyorum çünkü bir adı yok) okyanus ortasında bir başına 8 gün sürecek bir yaşam mücadelesi verecektir. Bu kadar.

Künye
Filmin tek oyuncusu var. O da efsane oyuncu Robert Redford. Bu kadar.

Yorum
Hayatta kalma senaryolarını seviyorsanız; Yeni Hayat (Cast Away) gibi, 187 Saat gibi; bu filmi de seversiniz. Bu kadar.

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Bu filmle ilgili söylenebilecek şey gerçekten bu kadar.


19 Nisan 2014 Cumartesi

"Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı" Fantastik Komedi Türünde Çok Güzel Bir Film...


Dün biyografi diye başlayıp kısa hikaye uyarlaması olduğunu anladığım bir film izledim. Bilmeyenler için söyleyeyim: Bir eserin kısa hikaye olabilmesi bir kaç şart vardır: Mesela 1) Hikayede çok fazla detaya yer verilmez, karakterlerin hislerini ve kafalarından geçenleri okuyucunun anlaması beklenir. 2) Hikayenin sonu açık uçludur. Sonuç, okuyucunun yorumuna bağlıdır. (Liste uzun...)

İşte bu özelliklerin bir arada kullanıldığı bir filmdi izlediğim. Sadece o ikinci kural (ve hatta birinci kural da az biraz) bir miktar ihlal edilmiş.
Hadi şu filme bir bakalım.

Özet
2013 yapımı filmin adı “Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı” (The Secret Life of Walter Mitty). Film fantastik romantik komedi türünde. Hikayeye göre Walter, 40'lı yaşlarda bekar bir adamdır. Kişilik olarak içe kapanık ve efendi bir adamdır. Walter'ı ilginç yapan şey ise aşırı hayalperest olmasıdır. Hatta o kadar ki gün içerisinde defalarca hayallere dalmakta ve olmadık zamanlarda trak gelerek kalakalmaktadır. Efendiliği ve çalışkanlığıyla 16 yıldır aynı iş yerinde çalışmaktadır. Ancak çalıştığı iş yeri, ani bir kararla online dönüşüm yapacağını ve işten çıkarmalar yapmak zorunda olduğunu duyurur. O güne kadar hep iyi işler çıkartmış olan Walter, son işinde de en iyisini yapacak sorumluluğa sahiptir ve işte bu sorumluluk, onu hayatının en büyük macerasının kucağına itecektir.

Künye
Filmde Walter'ı Ben Stiller oynuyor. Açıkçası bugüne kadar hep zirzop rollerde izlediğimiz Ben Stiller'ın bu kadar farklı bir rolü bu kadar iyi oynamasına çok şaşırdım. Filmin yönetmeni Ben Stiller'ın kendisi.

Yorum
Filmi mutlaka izleyin. Hem çok eğlenceli, hem de içli bir film. Ben filmi çok beğendim. Eminim sizler de çok beğenirsiniz. Mutlaka izleyin.


Hayata İyi Seyirler...

5 Şubat 2014 Çarşamba

"Zor Kazanç" Üç Badicinin Zengin Olma Hikayesi...

Sapık, sadist, absürt, komik ve ne yazık ki bir o kadar da gerçek bir hikayeden uyarlama bir film izledim. Anlatayım...

Özet
2013 yapımı "Zor Kazanç" (Pain & Gain) adlı film bir suç filmi. Hikayeye göre Lugo, bir spor merkezinde çalışan bir vücut geliştirme antrenörüdür. Vücudu mükemmeldir; her yeri kas yığınıdır; zaten vücut geliştirmeye de aşıktır. Aynaya baktığında kendini "süpermen" gibi hissetmektedir. Ancak son zamanlarda kendisiyle pek barışık değildir çünkü hak ettiği yerde olmadığını düşünmektedir. Bu yüzden iki arkadaşını daha örgütleyip yahudi ve zengin bir müşterisini kaçırıp soymaya karar verir. Ve ne yazık ki bu kaçırma ve soyma olayı son derece sadist ve sapıkça bir yoldan geçilerek gerçekleşecektir.

Künye
Filmde Lugo'yu Mark Wahlberg oynuyor. Diğer iki "badiciyi" de Dwayne Johnson ve Antony Mackie canlandırıyorlar. Filmin yönetmeni, Transformers serisine ömrünü vermiş olan Michael Bay. Senarist Christopher Markus'u ise tüm o Marvel karakterlerinin filmlerini yapan senarist olarak tanıyoruz.

Yorum
Peki film güzel mi? Vallahi bunca kadroya rağmen filmin sonunu zor getirdim. Yanlış anlamayın, film çok akıcı. Hatta yer yer fazla hızlı ilerlediği için bazı espriler karambole gidiyor. Ama dedim ya, film sapık saçma absürt bir film. En kötüsü de gerçek olması. Ama izlemek isterseniz siz bilirsiniz tabi. Hayata İyi Seyirler...

18 Aralık 2013 Çarşamba

"Hobbit: Smaug'un Çorak Toprakları" ve Ben...

Vay arkadaş! Bu Peter Jackson bir film daha çekecek olursa benim kalbim dayanmayacak, söyleyeyim. Nereden çıktı derseniz; bugün nihayet 2013 yapımı "Hobbit"in ikinci filmi "Hobbit: Smaug'un Çorak Toprakları"na (The Hobbit: The Desolation of Smaug) gittim de oradan çıktı.

Biliyorsunuz ki ben Hobbit filmlerini yazmıyorum. Yüzükler'i de yazmamıştım. Zira bu iki seri için içimden sadece saygı duruşuna geçmek geliyor. Kelime dağarcığım yetersiz kalıyor. Tutuluyorum. O yüzden sadece hislerimi yazıyorum. 

Hislerime gelince: Tolkien'e Allah'tan gani gani rahmet diliyorum.Nurlar içinde yatsın inşşşşşallllah. Peter Jackson'a da hayırlı ve sağlıklı uzun ömürler diliyorum. Allah onun beynine zeval vermesin. Başka bir şey demiyorum.  

Şu an uçmuş durumdayım. Ellemeyin, biraz öyle kalayım.

Hayata İyi Seyirler.............

18 Kasım 2013 Pazartesi

"Muhteşem ve Kudretli Oz"...

Hafta sonu masalsı bir film izledim. Ya da filme çekilmiş bir masal diyelim. evet böyle daha iyi oldu. Hani şu James Franco'nun oynadığı. Hadi size de anlatayım.

2013 yapımı "Muhteşem ve Kudretli Oz" (Oz The Great And Powerful) aslında eski bir masal. Hikayeye göre Oz, bir sihirbazdır. Şehir şehir gezip sirklerde çalışmaktadır. Ancak Oz hayatından hiç memnun değildir çünkü o yaşına kadar elle tutulur hiç bir başarısı yoktur. Bu mutsuzluğu onun çevresine de yansımakta ve herkesi rahatsız etmektedir. Oz, yine en son birini çok fena kızdırır ve ondan kaçarken can havliyle kendini kalkmak üzere olan bir uçan balonun içine atar. Oz, öfkeli adamdan kurtulmayı başarmıştır ama hemen sonra korkunç bir sürprizle karşılaşır çünkü balon bir fırtınaya doğru uçmaktadır. Oz fırtınayı fark edince ne yapacağını şaşırır hemen dua etmeye başlar ve tanrıdan bir şans daha ister. Ve bir anda Oz'un duası kabul olur veeeee...............

Filmin künyesi bir yana...

Ama film ne küçükler için, ne büyükler için. Ne film, ne animasyon. Ne komik, ne dramatik, vallahi böyle arada kalmış durumdayım. Tavsiye etsem mi etmesem mi, onu bile bilemedim. En iyisi siz bilirsiniz diyelim, geçelim.

Hayata İyi Seyirler...

4 Kasım 2013 Pazartesi

Dün "Thor: Karanlık Dünya"ya Gittim...

Yok arkadaş ben bu Thor'lara alışamayacağım. Birinci filmi beğenmemiştim o yüzden ikinci filme gidip gitmemekte kararsızdım. Sonra imdb.com'a girdim bir baktım birinci filmin reytingi 7.0, ikincinin reytingi 7.9. "Hadi" dedim, "7.9 değilse de 7.3'tür. O da beni idare eder.Gideyim şu filme." Dün gittim filmi izledim, sonra gerçek reytinglerin şöyle olması gerektiğine karar verdim: birinci film 6.0, ikinci film 7.0. Bence böyle daha adil.

Hadi size şu ikinci filmden biraz bahsedeyim, sonra gerekçelerime geri döneyim. 2013 yapımı "Thor: Karanlık Dünya" (Thor: The Dark World)'de dokuz diyar tehdit altındadır. Peki neyin tehdidi dersiniz? Geçmiş zamanlarda yaşadığı mağlubiyetlerin intikamını almaya ve dokuz diyara hükmetmeye çalışan Lanetli Malekith'in tehdidi. Üstelik Malekith, Eathir adlı çok güçlü mistik bir silahın peşindedir zira bu mistik silah Malekith'i yenilmez kılacaktır. ancak büyük bir tesadüf eseri silahı önce Jane Foster bulur. İşte bu buluş, Thor'u ve Jane'i yeniden bir araya getirecektir.

Filmdeki isimler yine aynı. Thor rolünde Chris Hemsworth, babası Odin rolünde Anthony Hopkins, Loki rolünde Tom Hiddleston (ki kendisi favorimdir) ve bir de Jane rolünde Natalie Portman. Oyunculara söyleyecek bir şeyim yok. Görsel efektlere ve kostümlere de aynı şekilde. Ama şu Thor'un Midgard'a yani Dünya'mıza gelme fikrine hala alışamadım. Daha önce de söylemiştim. "Keloğlan Aramızda" gibi duruyor. Hatta bana kalırsa senaristler kendileri de yadırgıyor olacaklar ki bolca "Thor Dünya'da" esprisii yapmışlar.  Ayrıca Thor'un çizgi romanlardaki aşkı hep Sif'ti, bu Jane Foster nereden çıktı anlamadım.

Pek öyle hafızalardan silinmeyecek bir film değil. İllaki gitmek isterseniz gidin. Tabi yapacak hiç bir işiniz yoksa yada film indirime girerse:)

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Bir Marvel Klasiği. Lütfen filmi ennnn sonuna kadar izleyin. Ennnn sonuna kadar.

25 Eylül 2013 Çarşamba

"Balon Çocuk" Aşık Olursa...

Şahsen Jake Gyllenhaal'dan pek hoşlanmazdım. Ta ki "Yarından Sonra"yı izleyene kadar. O filmden sonra beyefendinin hemen hemen her filmini izledim. Henüz markalaşmış, nasıl desem 'kült' film olmuş bir projede görmüş olmamamıza rağmen beyefendinin neredeyse tüm filmlerini severek izledim. Onlardan biri de... Neyse onu da aşağıda anlatayım.

Onlardan biri de 2001 yapımı "Balon Çocuk" (Bubble Boy). Jimmy, anomalili doğmuş genç bir çocuktur. Peki anomalisi ne midir? Jimmy'nin vücudu bir bağışıklık sistemine sahip değildir. Bakın bağışıklık sistemi zayıf demiyorum, yok diyorum:) Bu yüzden Jimmy, odasındaki dev gibi steril bir plastik balonun içinde ve annesinin gözetiminde büyümüştür. Ömrü boyunca evinden hiç çıkmamıştır ve işin tuhafı dış dünyayı merak da etmemiştir. Zira Jimmy, fanusunda gayet mutludur. Jimmy'nin tek dostu -ve biricik gizli aşkı- ise beraber büyüdükleri Chloe adlı genç kızdır. Bir gün Chloe çok sürpriz bir haberle gelir. Sevgilisi Chloe'ya evlenme teklif etmiştir. Bunu duyan Jimmy çok öfkelenir ve Chloe'yu kovmaktan beter eder. Chloe da ağlayarak evden gider ve o kızgınlıkla sevgilisinin teklifini kabul eder. Jimmy işte o an pişman olur. Yapılacak tek bir şey vardır. O da Chloe'nun 3 gün sonra Niagara Şelalelerinde gerçekleşecek olan düğününü durdurmaktır. Ve Balon Çocuk Jimmy ömrünün ilk seyahatine işte böyle çıkar.  

Balon Çocuk Jimmy'yi tahmin edeceğiniz gibi Jake Gyllenhaal oynuyor. Beyefendi gelmiş geçmiş en şeker hallerini bu filmde takınmış herhalde, bayıldım:)

Filme gelince, neredeyse çocuk komedisi türünde. 5 yaşındaki oğlum çok severek izledi. Ben de çok keyif aldım. Reytingleri düşük, sonucu da belli ama yine de kendi çapında eğlenceli bir film işte.

Denk gelirseniz izleyin. Hoşunuza gidecektir.

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Film ne yazık ki gerçek bir hayat hikayesinden alınmıştır.

24 Eylül 2013 Salı

Veeeee "Hediye Operasyonu" Başlasın!!!...

Bizim için pek bir şey ifade etmeyen Noel Baba ile ilgili her yıl mutlaka bir kaç film çekiliyor Hollywood'da. Bunların çoğu bizim ülkemizde gösterime bile girmiyor. Ama bunlardan biri nasıl olduysa bizim ülkemizde de gösterildi. Hasılat rekorları kırmasa da bir miktar seyirci toplamayı bile başardı.

2011 yapımı animasyon film “Hediye Operasyonu” (Arthur Christmas)tan bahsediyorum. Gelin filmimize bir bakalım. Filmin ana karakteri Arthur; genç, çalışkan ama beceriksiz ve sakar bir Noel çocuktur. “Noel çocuk da ne?” dediğinizi duyar gibiyim. Noel çocuk, nesillerdir Noel Baba sülalesinden gelen ve geleceğin Noel Babası olacak olan gençlere verilen addır. Her neyse... Arthur'un babası 70 yıldır Noel Babalık görevini yürütmektedir. Bu Noel Baba da tıpkı diğerleri gibi 70 yıldır milyonlarca çocuğu Noel sabahında mutlu etmeyi başarmıştır. Yine bir Noel gecesi Noel Baba ve takımı milyonlarca çocuğun sahip olmak istedikleri hediyeleri büyük bir operasyonla yerlerine ulaştırmayı başarmıştır. Ancak bir çocuğun dileği gözden kaçmıştır ve hediye yerine ulaşamamıştır. Bu iş Arthur'un çok fena içine oturur çünkü Arthur çocukları gerçekten önemsemektedir. Çocuğun Noel akşamında göz yaşı dökmesini istemeyen Arthur, Noel Dedesinin de yardımıyla bir hediye operasyonu başlatır. Ancak ikisi de bu uğurda başlarına geleceklerden habersizlerdir.

Başta da dediğim gibi, bizde Noel kültürü olmadığından dolayı çocukların anlayabileceği film olmaktan çıkıyor film. Yetişkinlerse anlayabilir ama keyif alırlar mı bilmem. Diğer taraftan akrabalık ilişkileriyle ilgili dokundurmaları güzel. Yine de sırf onun için de izlenmez yani, bilemiyorum.

İzleyip izlememeye siz karar verin. Hatta yorumlara iki satır bir şey yazın, siz yönlendirin. En iyisi bu sanırım.
Hayata İyi Seyirler...

9 Eylül 2013 Pazartesi

"Sihirbazlar Çetesi" Yoksa Bu İlüzyonlar Gerçek Mi???

Dün akşam tam pazar akşamına uygun bir film izledim. Hemen sizinle paylaşmak istiyorum çünkü çok beğendim. Hadi gelin önce konusuna kısaca bir bakalım.
Dün akşam tam pazar akşamına uygun bir film izledim. Hemen sizinle paylaşmak istiyorum çünkü çok beğendim. Hadi gelin önce konusuna kısaca bir bakalım. Sonra da değerlendirmelerimiz yaparız.

2013 yapımı "Sihirbazlar Çetesi" (Now You See Me) gizem, macera ve suç filmi. Hikayeye göre Daniel (Jesse Eisenberg), Merritt (Woody Harrelson), Henley (Isla Fisher) ve Jack (Dave Franco) birbirlerini hiç tanımayan dört sihirbazlardır. Hepsinin de yetenekleri farklı farklıdır ama dördü de işlerinde en iyi olanlardır. Bir gün bu sihirbazların dördü de tarot kartlarına yazılmış davetiyeler alırlar ve aynı kapıda aynı saatte karşılaşırlar. Davetiyeleri gönderen şahıs, kimliğini gizler ancak onlara bir iş teklifinde bulunur. 8 ay sonra bu dörtlü "Mahşerin Dört Atlısı" lakabıyla dünyanın en büyük ve karmaşık sihirbazlıklarını yapmak üzere bir TV programına çıkmaya başlar. Daha da ilginci tüm seyircilerin gözleri önünde canlı yayında bir banka soyarlar. Hem de stüdyodan hiç çıkmadan. İşte bu andan itibaren devreye FBI Ajanı Dylan (Mark Ruffalo) ve acemi İnterpol ajanı Alma (Melanie Laurent) devreye girer. Peki bu uyumsuz ikili, bu yetenekli dörtlüyü köşeye kıstırabilecek midir???

Filmde bu saydıklarımın yanında Michael Kaine'i ve Morgan Freeman'ı da görüyoruz. Filmin yönetmeni Louis Leterrier'i Taşıyıcı 2'den, İnanılmaz Hulk'tan ve Titanların Savaşından tanıyoruz. (Ama bence bu film, en iyisi olmuş.)

Filmin görsel efektleri ve sihirbazlık numaraları çok hoşuma gitti. Hani gerçekten öyle bir gösteri olsa gider izlerim yani o derece. Film ayrıca içeriğine yakışır bir şekilde çok gizemli. Tam sihirbaz işi. Son ana kadar hiç bir şey çözülmüyor. Hatta bazı şeyler son anda da çözülmüyor. Artık seyircinin zekasına falan bırakılıyor.

Mutlaka izleyin derim. İzleyin, eğlenin derim.

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Bu arada filmi sonuna kadar izleyin. Ama en sonuna kadar.
P.S. Ha bir de Jesse Eisenberg saç rengi ve saç şekli süper olmuş. Çok beğendim. Onu da ekleyeyim dedim:)

"John Malkovich Olmak" Sınırları Aşan Bir Fantastik Film...

Piyasada görüp görebileceğiniz en çatlak filmler 99'da çekildi herhalde. Bugün bir tanesini daha izledim. Uçuk, kaçık, manyak ve bir miktar da sapık bir filmdi. Anlatayım mı? Hadi anlatayım.

1999 yapımı "John Malkovich Olmak" (Being John Malkovich) adlı filmde Craig, içe kapanık bir sokak kuklacısıdır. İşinde oldukça iyidir. Ancak sergilediği 'Abelard ve Heloise' performansın birinde daha izleyicilerden dayak yiyince nihayet bir iş bulmaya karar verir. Craig, gazete ilanından bir arşivcilik işi bulur ve başvurur. Ancak işyeri bir binanın 7.5'uncu katındadır. Evet, tuhaf bir ara kat. Herkesin iki büklüm yürüdüğü, asansörün yarı yolda durdurulup girebildiği bir ara kat. Bu ilginç işyerindeki işe hemen kabul edilir. Ancak Craig'in başına daha ilk günden bir bela bulaşır. Craig, evli olmasına rağmen, işyerindeki Maxiene'e aşık olur ve ona yakınlaşmaya çalışır. Ancak ukalalık düzeyinde havalı bir kadın olan Maxiene, Craig'e yüz vermez. Derken bir gün Craig, dosya dolaplarının arkasında saklanmış küçük bir kapı bulur. Kapıyı açar ve içeri girer. Kapı aniden kapanır ve Craig'i içine çeker. Ve Craig birden bire kendini John Malkovich'in beyninin içinde bulur. Craig orada tam 15 dakika kalır ve 15 dakika boyunca dünyayı John Malkovich'in gözlerinden görür. Sonra da kendini şehir otobanına düşerken bulur. İşte bu olay, silik şahsiyetli Craig'in Maxiene'i tavlayabilmesi için hayatının fırsatı olacaktır.

Filmde kuklacı Craig'i John Cusack oynuyor. Craig'in gudubet karısını ise Cameron Diaz canlandırıyor. Tahmin edeceğiniz gibi John Malkovich kendini oynuyor. Havalı kadın Maxine ise Catherine Keener tarafından canlandırılıyor.

Filmin senaristi "The Eternal Sunshine of the Spotless Mind"ın senaristi olan Charlie Kaufman. Beyefendi o filmde de bu filmde de İngiliz Edebiyatının köşe başı figürlerini çok iyi kullanmış. Filmin yönetmeni Spike Jonze ise bol bol sembol kullanmayı ihmal etmemiş. Çok hoş bir sentez olmuş yani. 

Gelelim filmle ilgili fikirlerime. Bence film, görüp görebileceğiniz en aykırı filmlerden biri. Sonunu asla ve asla tahmin edemeyeceğiniz bir film. İyi adam yok, kötü adam yok. 3 - 5 dakikada bir şok edici bir sürpriz. Bir anından bile sıkılmazsınız. Uç noktalarda bir fantastik hikaye. Hiç bir şeyin mantıklı bir açıklaması yok ama aynı zamanda her şey mükemmel bir olay örgüsünün içinde.

Gel gelelim film sapıklıkta zirve yapmış. İşte tam da bu sebeple, dikkatli izlenmesi gereken bir film.

Ama izleyin. İzleyin ki kafanızda yepyeni bir boyut daha oluşsun. Tıpkı diğer 99 yılı filmlerinin yaptığı etki gibi.

Hayata İyi Seyirler...