4 Mayıs 2014 Pazar

"Acı Reçete" Gerilim Sevenlere...

Jude Law'la ilgili daha önceki yorumlarımda söylemiştim: Adamı hangi role koyarsan o oluyor. Oynamıyor yani o oluyor. Benim bu düşüncelerimi yine destekleyen bir film izledim iki gün önce. Hadi şu filme bir bakalım.

Özet
2013 yapımı "Acı Reçete" (Side Effects) adlı dramatik gerilim filminde Emily, kocası hapisten yeni çıkmış bir kadındır. Emily aslında kocasının 4 yıl sonra geri dönüşüne çok mutlu olmuştur ama yıllar sonra kocasının koluna girip yeniden topluma karışmak onun kafasını karıştırmıştır. Bir anda depresyona giren Emily, intihara teşebbüs eder ama ölmeyi başaramaz. Hastaneye kaldırılan Emily, Doktor Banks'ten psikiyartik yardım almaya başlar. Doktor Banks, Emily'nin eski psikiyatrıyla görüşür ve o güne kadar kullandığı ilaçları öğrenir. Ancak o eski ilaçlar belli ki işe yaramamıştır ve bu yüzden de yeni ilaçların kullanılması gerekmektedir. Fakat bu ilaçların yan etkileri Emily'nin de, doktoru Johnatan Banks'in de hayatını karartacak bir süreç başlatır.

Künye
Filme Dr Banks'i Jude Law oynuyor. Emily'yi ise Rooney Mara canlandırıyor. Filmin yönetmeni Steven Soderbergh ise Ocean's 11, 12 ve 13'ün de yönetmeni.

Yorum
Ocean's serisini çok sevmeme rağmen izlemekte ve takip etmekte zorlanmıştım. Hatta yer yer sıkılmıştım. Bu filmde de aynı şey var. Ama neyse ki sonu iyi bağlanmış da filmin sonunda tatmin oluyorsunuz. Tabi kızla ilgili gerçek hastalığı anlamakta sorun yaşamazsanız. 

Film fena değil. İzlenebilir yani. Hele bir de gerilim seviyorsanız, hoşunuza gidebilir.

Hayata İyi Seyirler...

3 Mayıs 2014 Cumartesi

"47 Ronin" Bir Japon Efsanesi Uyarlaması...

Keanu Reeves'ü The Matrix'ten beri hiç bir yerde görmeye tahammül edemiyorum. O benim gözümde sadece ve sadece "Neo". Hatta Neo da değil: "Mr Aaaandeeerson!" Fakat bugün beyefendinin şu bir kaç ay önce gösterime girmiş olan filmini nihayet izleme fırsatı buldum.

Özet
Hadi şu 2013 yapımı "47 Ronin" adlı fantastik tarih filmine bir bakalım. Hikayeye göre Kai (Keanu Reeves), daha 10'lu yaşlarında iken bir dere kenarında baygın halde bulunmuş ve soylular arasında büyümüştür. Ancak ne yazık ki melez olması sebebiyle hiç bir zaman samuraylık ünvanına kavuşamamıştır. Aksine hep itilip kakılmıştır. Buna rağmen sadakatinde en ufak bir azalma olmamış ve sakinliğini korumayı her zaman başarmıştır. Bir gün efendisinin, başka efendiler önünde çok mahcup olacağı bir durum gelişmiştir. Kai bu durumu halletmeye çalışırken vaziyet iyice sarpa sarmış ve onun yüzünden tüm samuraylar ceza almışlardır. Bu sebeple kendisi de dahil tüm samuraylar "gözden düşmüş, efendisini korumayı başaramamış asker" anlamına gelen roninlik mertebesine düşerler. İşte bir yıl sürecek sürgün hikayesi böyle başlar. 

Künye
Filmde Kai'yi elbette ki Keanu Reeves oynuyor. Filmin yönetmeni Chris Morgan'ı ise Hızlı ve Öfkeli serisine attığı imzalardan tanıyoruz. Japon oyuncuları ise Hollywood'daki Japon aktörler dediğimde herkes anlar zaten. 

Yorum
Filmin reytingleri pek yüksek değil. Zira 47 Ronin efsanesini bilenler, filmin efsaneyi mahvettiğini söylüyor ama ben bilemem o kadarını. Bence şöyle: Ne reklam kampanyasındaki kadar iyi; ne de anlattıkları kadar kötü. Bence fena değil; izlenebilir.

Bence asıl önemli olan; Keanu Reeves'ün o "Neo" karakterinden fazla uzaklaşamamış olması. Öyle ki beyefendi yine az konuşan, az gülen ve dövüş sanatı konuşturan bir rolde oynuyor. Bu rolde tecrübeli olan oyuncu, filme çok şey katmış olabilir ama filmin ona bir şey katmış olabilmesi ihtimali ne yazık ki çok düşük. Bence tabi...

Hayata İyi Seyirler...

"12 Öfkeli Adam" Top 5 Listeme Girdi; Hayırlı Uğurlu Olsun...

Eşim günlerdir bir filmden bahsediyordu; "İzleyelim şunu; izleyelim şunu..." diye. Ben de film eski diye erteleyip duruyordum. Zavallı adam bugün artık "İzliyoruz!!!" dedi ve izledik. Peki şu an eşimle ilgili ne hissediyorum??? Yorumlar kısmında bahsedeyim :)))

Özet
1957 yapımı "12 Öfkeli Adam" (12 Angry Men) adlı dramatik mahkeme filmine bir bakalım. Hikayeye göre 18 yaşındaki bir çocuk, babasını kasten öldürme suçundan dolayı idam cezasıyla yargılanmaktadır. Deliller ve şahitlerin ifadeleri apaçık ortaya koymuştur ki çocuk suçludur. Hakim 12 kişiden oluşan jürinin artık son kararını vermesi için jüriyi salona sevk etmiştir. Tamamı erkeklerden oluşan 12 kişilik jüri, çocuğun suçlu masum mu olduğuna karar vermek için son bir oylama yapacaktır. Bu oylamada bir kişi bile masuma el kaldırırsa süreç yeniden başlayacaktır. Herkes tam "bitti sayılır" derken nasıl olursa olur ve 'beyaz takım elbiseli adam' "masum" olarak oy kullanır. İşte 12 adamın da sinirlerini zıplatacak tartışma süreci böyle başlar. 

Künye
Filmde benim tanıdığım tek adam Henry Fonda. Yani beyaz takımlı adam. Ayrıca filmin prodüksiyonunu da beyefendinin kendisi üstlenmiş.  

Yorum
Eşimle ilgili kısma gelecek olursak; Allah'ıma binlerce şükür ki onunla evlenmişim :)))

Hayata İyi Seyirler...

26 Nisan 2014 Cumartesi

"En İyi Teklif" Mutlaka İzleyin...

Eşimin zorla izlettiği muhteşem film...

Özet
2013 yapımı "En İyi Teklif" (The Best Offer / La Migliore Offerta) adlı film dram türünde. Hikayeye göre Bay Oldman, artık emekliliği gelmiş başarılı bir mezatçıdır. Son derece elit hayat yaşayan Oldman, ileri yaşına rağmen hiç evlenmemiş ve hiç bir kadına aşık olmamıştır. Ancak kadınlara karşı inanılmaz boyutta gizli bir hayranlık duymaktadır. En büyük zevki ise yönettiği açık artırmalardan edindiği "kadın portreleri koleksiyonunu" izlemektir. Bir gün Oldman'a, genç bir mirasyediden karlı bir iş teklifi gelir. Gizemli Bayan Claire Bay Oldman'dan, sahip olduğu antikalarını inceleyip fiyatlandırmasını istemektedir. İşte bu iş teklifi, ikisinin de hayatlarını baştan aşağıya değiştirecek bir sonun başlangıcı olacaktır.

Künye
Filmde Bay Oldman'ı Geoffrey Rush oynuyor. Hani şu Kaptan Jack Sparrow'un en büyük düşmanı Kaptan Barbossa'yı oynayan muhteşem adam.

Yorum
Film çok iyi. Bence mevcut imdb puanından (7.9) çok daha fazlasını hak ediyor. Zira bu kadar durağan bir filmin nasıl oluyor da her sahnesi bu kadar sürükleyici oluyor; vallahi hayret ettim. Baştan sona muhteşem bir film. Mutlaka izleyin. 

Hayata İyi Seyirler...

P.S. Daha çok yorum yapmak istiyorum ama spoiler vermek istemiyorum. O yüzden kusura bakmayın...

25 Nisan 2014 Cuma

"Evde Tek Başına" Yine Bir 'Çocuk Bayramı' Filmi...

Güzel ülkemde Çocuk Bayramı 22 Nisan'da başladı. 3 gündür bütün kanallar aralıksız olarak çocuk filmleri ve animasyonlar yayınlıyor. Biz de üç tanesine denk geldik ve izledik. Şimdi size o filmlerin ikincisinden bahsetmek istiyorum.

Özet
1990 yapımı “Evde Tek Başına” (Home Alone) adlı film komedi türünde. Hikayeye göre Kevin, 5 çocuklu 6 kuzenli cümbür cemaat yaşanan bir evin oğludur. Kevin, yaptığı yaramazlıklar yüzünden devamlı itilip kakılmaktadır. Ve devamlı itilip kakıldığı için de devamlı yaramazlık yapmaktadır. Bir akşam, tam da noel tatiline çıkılacağından bir gün önce Kevin yine bir yaramazlık yapar ve tavan arası cezası alır. Kevin o gece ailesine o kadar kızar ki “Keşke ailem olmasaydınız” diye geçirir içinden ve sinirle tavan arasına çıkar. Ertesi sabah seyahat heyecanıyla apar topar evden çıkan aile, ne yazık ki Kevin'ı tavan arasında unutur. Kevin herşeyden habersiz bir şekilde uykusundan uyanır ve aşağı iner. Uyku sersemi çocuk, tüm odalarda ailesini arar ama hiç kimseyi bulamaz. İşte Kevin'ın evde tek başına kalma hikayesi böyle başlar.

Künye
Benim yaşıtlarım bilirler. Filmin küçük yıldızı Macaulay Culkin bir zamanların en parlak çocuk yıldızıydı. Ancak artık adı bile anılmıyor. Belki bir gün çok sükseli bir filmde bambaşka bir karakteri canlandırarak çıkar karşımıza, kim bilir...

Yorum
Film tabi ki çocuk filmi. Şöyle 6-10 yaş grubuna hitap edecek bir film. Ama ben bile izlerken bazı yerlerde güldüm. İki yaramaz erkek çocuk annesi olarak çok da empati kurdum. Neticede açın filmi çocuklarınıza izletin, kendiniz de dinlenin.


Hayata İyi Seyirler...

"Yalancı Yalancı" Bir 'Çocuk Bayramı' Filmi...

Güzel ülkemde Çocuk Bayramı 22 Nisan'da başladı. 3 gündür bütün kanallar aralıksız olarak çocuk filmleri ve animasyonlar yayınlıyor. Biz de üç tanesine denk geldik ve izledik. Şimdi size o filmlerden üçüncüsünü anlatmak istiyorum.

Özet
1997 yapımı “Yalancı Yalancı” (Liar Liar) adlı film komedi türünde. Hikayeye göre Fletcher, dünyanın en yalancı adamıdır. Söz verir, tutmaz; astlarına devamlı mavi boncuk dağıtır; üstlerine devamlı yalakalık yapar. Bir şirkette avukat olarak çalışan Fletcher için mahkemede yalan söylemekten kolay bir şey yoktur. En çok yalanı ise 5 yaşına girmek üzere olan oğlu Max'e ve Max'in annesi olan eski karısına söyler. Üstelik söylediği yalanların en çok o ikisini incittiğini bildiği halde. En son Max'in doğum günü partisine geleceğine söz verip sonra da gelmeyince küçük Max yine çok üzülür ve mumları üflemeden önce bir dilek tutar. “Babam bir gün olsun yalan söyleyemesin.” İşte Fletcher için kabus gibi geçecek günü bu dileğin tutmasıyla başlar.

Künye
Filmde Fletcher'ı Jim Carrey oynuyor. Bir zamanlar kendisinin bir numaralı hayranıydım ve filmi izlerken adamımı bayağı özlemiş olduğumu farkettim. Bence bu tür filmleri ondan daha iyi kimse oynayamıyor.

Yorum
Film çok eğlenceli bir fantastik komedi. Çocukların da büyüklerin de severek izleyebilecekleri bir film. Çocuğunuzu güldürür, sizi gülümsetir. İzleyin, görün.


Hayata İyi Seyirler...

"Kaplumbağa ile Tavşan" Yüzyılın Rövanşı...

Güzel ülkemde Çocuk Bayramı 22 Nisan'da başladı. 3 gündür bütün kanallar aralıksız olarak çocuk filmleri ve animasyonlar yayınlıyor. Biz de üç tanesine denk geldik ve izledik. Hadi önce ilk izlediğimizden bahsedeyim.

Özet
2008 yapımı “Kaplumbağa ve Tavşan” (Unstable Fables: Tortoise vs. Hare) adlı film animasyon türünde. Hikayeye göre kaplumbağa ve tavşan, o meşhur yarışlarını yapalı 20 sene olmuştur ancak Tavşan, o dillere destan yenilgisini bir türlü içinden atamamıştır. Kaplumbağa da, Tavşan da artık evlenip çoluk çocuğa karışmışlar ve hatta yan yana evlerde komşu bile olmuşlar ama o tatsız rekabeti hala aşamamışlardır. Bir gün tavşan “baba-çocuk bayrak yarışı” diye bir yarış yapılacağını duyar ve Kaplumbağa'yı da bu yarışa davet eder. Kaplumbağa başta bu yarışı istemese de sonraki günlerde Tavşan'ın tahriklerine kapılıp yarışa katılmayı kabul eder. İşte Tavşan'la Kaplumbağa hikayesinin rövanşı böyle başlar.

Künye

Yorum
Film güzeldi. Çocuklarınıza mutlaka izletin. Siz de izleyin. Ama filme başlamadan önce çocuklarınıza ön bilgi vermeyi unutmayın.


Hayata İyi Seyirler...

"Kaptan Amerika: Kış Askeri" Sinemalarda...

Efendim dün 23 Nisan çocukların bayramıydı, kabul. Zaten öyle de oldu benim oğlanlar takıldılar bakıcılarının peşlerine, o bayram senin, bu bayram benim... Parklar, bahçeler, alışveriş merkezleri, oyun alanları vb. heryerde bayram coşkusunu doyasıya yaşadılar.

Ama bayram eğlencelerinden tek yararlanan onlar değildi tabi. Zira dün eşimle ben de tatilden yararlandık ve sinemaya gittik. Hem de hangi filme mi? “Kaptan Amerika: Kış Askeri”ne. Çifte bayram yani.

Hadi size şu filmden bir bahsedeyim.

Özet
2014 yapımı “Kaptan Amerika: Kış Askeri” (Captain America: Winter Soldier) adlı film elbette ki bilim kurgu türünde. Hikayeye göre bizim Yüzbaşı Rogers, S.H.I.E.L.D tarafından apar topar bir göreve çağrılır. Kaptan Amerika ve Karadul'un da için de olduğu ekip, bir grup rehineyi kurtarma görevine gider. Kurtarma operasyonunun planını Yüzbaşı bizzat yapmıştır ancak asi kadın Karadul'un bu plana uymadığını farkeder ve sinirlenir. Bunun hesabını ise Karadul'dan değil; S.H.I.E.L.D'ın başındaki adam Nick Fury'den sorar. Fakat ne yazık ki Fury'nin verdiği cevap Yüzbaşıyı tatmin etmediği gibi hayal kırıklığına da uğratır. İşte 95 yaşındaki Yüzbaşının S.H.I.E.L.D'ı sorgulamaya başlama süreci, böyle başlar.

Künye
Filmde Kaptan Amerika'yı Chris Evans oynuyor. Karadul'u yine Scarlett Johansson ve Fury'yi de yine Samuel L. Jackson oynuyor. Ki bence üçü de muhteşem seçim.

Yorum
Konuyla ilgili yorumlarım biraz uzun süreceğinden dolayı maddelendirmek istiyorum.

1) Öncelikle film çok güzeldi, mutlaka izleyin. Hem de sinemada izleyin. Hele bilim kurgu seviyorsanız ve özellikle de Avengers karakterlerinin filmlerini takip ediyorsanız mutlaka izleyin. Zaten izlemek zorundasınız. Zira hepsi birbiriyle bağlantılı. :)))

1) “Demir Adam 3” tam bir fiyasko olduğundan dolayı çok eleştirilmişti. Koskoca Tony Stark'ın küçücük bir çocukla ölümüne ittifak yapması, zırhları giymeyen kişinin kalmaması, gereksiz komedi unsurları, bilim kurgusal değil fantastik bir düşmana karşı mücadele etmesi, Mark 42 adlı en gelişmiş zırhın en zayıf halka olması, gelmiş geçmiş en büyük düşman olan Mandarin'in en salak düşman çıkması gibi saçmalıklar yüzünden çok eleştiri almıştı Marvel. Marvel senaristleri bundan bir ders çıkarmış olacaklar ki Kaptan Amerika'yı daha bir ciddiye almışlar. İşi sıkı tutmuşlar. Senaryoyu güçlü, esprileri kararında tutmuşlar. Karakterleri daha derin incelemişler. Marvel'e yakışır bir hikaye örgüsü yaratmayı başarmışlar. Filmin sonunu biraz arabesk bulsam da güçlü bir senaryo.

2) Filme gitmeden önce izleyici yorumlarına şöyle bir bakmıştım internetten. Şöyle yorumlar görmüştüm: “Film o kadar güzel ki Dark Knight serisiyle bile kapışır.” gibi. Ben söyleyeyim. Senaryo olarak belki. Ama üzülerek belirtmek isterim ki Kaptan Amerika, Dark Knight yanına bile yaklaşamaz. Üç sebep yüzünden: 1) Dark Knight'ların yönetmeninin Chistopher Nolan gibi bir dahi olması yüzünden. 2) Dark Knight serisi sayesinde Batman hikayelerinin fantastik bilim kurgu türünden sıyrılıp, daha realistik hikayelere dönüşmesi yüzünden. 3) Ve bence en önemlisi Batman'in siyah giymesi ve gece ortaya çıkması yüzünden.
Bence bu sebeplerle Dark Knight serisi çok daha karizmatik ve daha kolay içselleştirilebilir bir seri.

Toparlamak gerekirse film güzeldi, mutlaka izleyin. Hem de sinemada izleyin. Hele bilim kurgu seviyorsanız ve özellikle de Avengers filmlerini takip ediyorsanız mutlaka izleyin. Zaten izlemek zorundasınız. Zira hepsi birbiriyle bağlantılı. :)))

Hayata İyi Seyirler...


P.S. Bir Marvel Klasiği... Film bitince hemen çıkmayın. 

19 Nisan 2014 Cumartesi

"Felekten Bir Gece 3" Alakasız Bir Üçüncü Film...

_ Hocam dün dersanede arkadaşlar bir filmden bahsediyorlardı, çok komikmiş.
_ Hangi filmmiş o?
_ Bilmiyorum hocam. Ama çok komikmiş:)))
_ Oğlum bunu söylemeye mi geldin?
_ Ne bileyim hocam muhabbet ederiz dedim.
_ İyi, edelim bakalım. Filmin konusu neymiş?
_ Onu da bilmiyorum hocam:))) 1.siyle 2.si çok komikmiş ama 3.sü beğenilmemiş.
_ “Hangover”lar olabilir mi?
_ Heh!İşte o hocam!!!

İşte böyle saçma bir muhabbet geçti dün çok sevdiğim bir öğrenciyle aramızda. Ne tesadüftür ki akşam da TV'de “Hangover 3” (Felekten Bir Gece 3) vardı. Ben de izleyeyim bakalım şu beğenilmeyen üçüncü filmi dedim. Hadi size önce biraz filmden bahsedeyim.

Özet

2013 yapımı film ilk iki filmde olduğu gibi komedi türünde. Hikayeye göre bizim çatlak Alan altı aydır ilaçlarını kullanmadığı için iyice kafadan kontak olmuştur. Bir de canından çok sevdiği babasının apansız ölümü ile yüzleşince iyice kafayı oynatmıştır. Alan'ın halim selim kayın biraderi eski ekibi toplar ve bir ricada bulunur. O da Alan'ı hep birlikte doktora götürmektir. Stewart ve Phil bu ekiple üçüncü bir yolculuğa çıkmayı elbette hiç istemezler. Ama Alan için çaresizce kabul etmek zorunda kalırlar. İşte bizim ekibin son macerası böyle başlar. 

Künye 
Filmde herkes aynen yerli yerinde duruyor. İlk iki filme göre ne bir eksik, ne bir fazla.

Yorum
Öğrencimle yaptığımız konuşma doğru çıktı. Filmin ilk iki filmle alakası yok. Oradaki kurgusal senaryoyla hiç alası yok. Üstelik bazı sahneler var ki saçma ötesi. Hangover'ı Hangover yapan o kült sahnelerden eser yok. Chow ve Alan karakterleri çok ön plana çıkarılmış. Velhasıl kelam uzaktan yakından alakası yok. Yine de izlemek isterseniz izleyin. Ama zincirin üçüncü halkası gibi değil, başka bir film izliyormuş gibi izleyin. 

Hayata İyi Seyirler...

"Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı" Fantastik Komedi Türünde Çok Güzel Bir Film...


Dün biyografi diye başlayıp kısa hikaye uyarlaması olduğunu anladığım bir film izledim. Bilmeyenler için söyleyeyim: Bir eserin kısa hikaye olabilmesi bir kaç şart vardır: Mesela 1) Hikayede çok fazla detaya yer verilmez, karakterlerin hislerini ve kafalarından geçenleri okuyucunun anlaması beklenir. 2) Hikayenin sonu açık uçludur. Sonuç, okuyucunun yorumuna bağlıdır. (Liste uzun...)

İşte bu özelliklerin bir arada kullanıldığı bir filmdi izlediğim. Sadece o ikinci kural (ve hatta birinci kural da az biraz) bir miktar ihlal edilmiş.
Hadi şu filme bir bakalım.

Özet
2013 yapımı filmin adı “Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı” (The Secret Life of Walter Mitty). Film fantastik romantik komedi türünde. Hikayeye göre Walter, 40'lı yaşlarda bekar bir adamdır. Kişilik olarak içe kapanık ve efendi bir adamdır. Walter'ı ilginç yapan şey ise aşırı hayalperest olmasıdır. Hatta o kadar ki gün içerisinde defalarca hayallere dalmakta ve olmadık zamanlarda trak gelerek kalakalmaktadır. Efendiliği ve çalışkanlığıyla 16 yıldır aynı iş yerinde çalışmaktadır. Ancak çalıştığı iş yeri, ani bir kararla online dönüşüm yapacağını ve işten çıkarmalar yapmak zorunda olduğunu duyurur. O güne kadar hep iyi işler çıkartmış olan Walter, son işinde de en iyisini yapacak sorumluluğa sahiptir ve işte bu sorumluluk, onu hayatının en büyük macerasının kucağına itecektir.

Künye
Filmde Walter'ı Ben Stiller oynuyor. Açıkçası bugüne kadar hep zirzop rollerde izlediğimiz Ben Stiller'ın bu kadar farklı bir rolü bu kadar iyi oynamasına çok şaşırdım. Filmin yönetmeni Ben Stiller'ın kendisi.

Yorum
Filmi mutlaka izleyin. Hem çok eğlenceli, hem de içli bir film. Ben filmi çok beğendim. Eminim sizler de çok beğenirsiniz. Mutlaka izleyin.


Hayata İyi Seyirler...